Biyobenzetim
Doğanın Tasarımı

Balina gibi yüzgeçleri, kertenkele gibi bir derisi, güve gibi gözleri olan nedir? Mühendisliğin geleceği.

Aylardan şubat, yaz ortası, havada tek bir bulut yok... Evrim biyoloğu Andrew Parker, Avustralya kırsalında, Alice Springs'in hemen güneyindeki kızgın kızıl kumların üzerinde diz çöküyor ve "dikenli şeytan"ın (Moloch horridus) sağ arka bacağını su kabının içine batırıyor. Bu sanıldığı kadar tehlikeli bir iş değil: Üstü sivri dikenlerle kaplı olsa da kertenkelenin boyu -kafası hariç- sadece iki santim.Ve Parker'a öyle endişe dolu gözlerle bakıyor ki, annesini kaybetmiş bir bebek dinozoru andırıyor. Dünyanın en zehirli yılanlarına -zehrinin 30 gramı ile yüz kişiyi öldürebilen Oxyuranus microlepidotus ve tehlikesi adından belli olan "çöl ölümü" (Acanthophis pyrrhus)- ev sahipliği yapan bu sert çevre koşullarında yaşayan bir hayvan için oldukça sevimli bir görünümü var. Burada coğrafyanın kendisi de bir o kadar sert; rüzgâr, akasya ağaçlarının arasında en üst dereceye ayarlanmış bir saç kurutma makinesi gibi üfürürken, güneş de üç kat büyük görünüyor. Ve tüm bunlar size, burada, dünyanın üzerinde insan yaşayan en kurak kıtasının bu en kurak bölgesinde, bir sonraki içeceğinizi nereden temin edeceğinize ilişkin bir planınız olması gerektiğini sürekli hatırlatıyor.

Dikenli şeytan ise bunu zaten biliyor. Üstelik öyle etkileyici ve kendinden emin ki, Parker'ı -yılan sokmasını ve başına güneş geçmesini bile unutturacak kadar- büyülüyor. "Bakın, bakın!" diye haykırıyor heyecanla. "Sırtı su içinde kaldı!" Gerçekten de 30 saniye sonra kaptaki su, kertenkelenin bacakları boyunca ilerleyip, dikenli derisi üzerinde ışıldıyor. Birkaç saniye içinde su ağzına ulaşıyor ve kertenkele halinden memnun, ağzını şapırdatmaya başlıyor. Bu kertenkele kelimenin tam anlamıyla ayaklarıyla su içiyor. Daha fazla zamanı olsa dikenli şeytan aynı numarayı bir parça nemli kum üzerinde de yapabilir. Bu, çölde çok ciddi bir rekabet avantajı.

Andrew Parker buraya, kertenkelenin bu işi tam olarak nasıl başardığını keşfetmek için gelmiş. Ama biyolojiye olan merakından değil, kafasında somut bir hedef var: "Dikenli şeytan"dan esinlenerek, insanlara çölde hayat kurtarıcı olan suyu sağlayacak bir cihaz yapmak.

Kumral, dalgalı saçları ve geniş kenarlı beyaz bir şapkası olan ince yapılı İngiliz akademisyen Parker, dikenli şeytanın suyu çekişinin sırrını daha iyi anlayabilmek için damlalıklarla, renk renk pudrayla ve sisleme cihazlarıyla uğraşıyor. Durup durup, İngiliz akademisyenlerin o tipik yumuşak ve melodik şaşırma ve memnuniyet ifadelerini kullanıyor. "Su inanılmaz hızlı dağılıyor!" diyor; elindeki damlalıktan damlayan sular kertenkelenin sırtına damladığı anda sanki bir hokus pokusla kayboluyor. "Derisi sandığımdan çok daha hidrofobik. Suyu ağzına yönlendiren gizli kılcal damarlar olabilir." Son deneyini tamamladıktan sonra ekipmanımızı toplayıp, dört çekerimize atlıyoruz. Biz giderken kertenkele de belli belirsiz bir mahsunlukla arkamızdan bakıyor. Parker, kamp alanına dönerken, arabada bana, "Bu şeytanı doğal ortamında -kumun dokusu, gölge miktarı ve ışığın kalitesi ile- görmek, çevresine nasıl uyum sağladığını anlamak açısından çok önemli," diyor. "İşin makro kısmını bitirdik. Artık derinin mikroyapısını incelemeye hazırım."

Londra Doğa Tarihi Müzesi ve Sidney Üniversitesi'nde araştırmacı olan Parker, biyobenzetimin önde gelen savunucularından biri. Doğadaki tasarımları, mühendislik, madde bilimi, tıp ve diğer alanlardaki problemleri çözmek için uyguluyor. Kelebeklerin ve böceklerin yanardöner renklerini, güvelerin gözündeki yansımayı önleyici dokuyu incelemiş; bu araştırmalar, daha parlak cep telefonu ekranlarının yapımını ve -hangi şirketin desteklediğini bile söyleyemeyeceği kadar- gizli bir kalpazanlığı engelleyici tekniğin geliştirilmesini sağlamış. Doğanın geçmişinden de ilham alıyor: Varşova'daki (Polonya) bir müzede -bir kehribar içinde- sergilenen 45 milyon yıllık sineğin gözlerinde ışığın yansımasını azaltan mikroskobik yivler olduğunu fark etmiş. Ve bunlar da şimdi güneş panellerinde kullanılıyor. Parker'ın yaptığı iş, dünya çapında süren ve giderek güçlenen biyobenzetim hareketinin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor. Bath'taki (İngiltere) ve West Chester'daki (Pensilvanya, ABD) mühendisler, uçakların daha çevik hareket edebilmesini sağlayan kanatlar yapmak için kambur balinaların göğüs yüzgeçlerinin serbest kenarlarındaki yumruları inceliyor. Berlin'de, yırtıcı kuşların kanatlarındaki parmaksı uçma tüylerinden ilham alan mühendisler, havadayken biçim değiştirerek sürtünmeyi azaltan ve böylece yakıt verimliliğini artıran uçak kanatları geliştirmeye çalışıyor. Zimbabve'de mimarlar daha konforlu binalar yapabilmek için, termitlerin, tepemsi yuvalarında sıcaklık, nem ve havalandırmayı nasıl kontrol ettiğini anlamaya çalışırken, Japon tıp araştırmacıları da sinir uyarımını en aza indiren sivrisinek iğnesindeki gibi -kenarlarında minik tırtıkları olan- derialtı iğneleri kullanarak enjeksiyon sırasında duyulan acıyı azaltıyor.