Tekrar merhaba. Umarım Milano yazımdan ve önerilerimden memnun kaldınız. Bu ay da sizlere ilk defa yılbaşında gittiğim ve hayran kaldığım Tokyo'yu tanıtmak istiyorum.
Her sene önüme yılbaşı için bir sürü öneri ve seçenek gelir. Mutlaka da önceden birine karar vermiş olurum. Bu sene de Karayiplerde olan St. Barths'a gitmeye karar vermiştim ta ki çok seviğim birkaç arkadaşım Tokyo fikriyle bana gelene kadar. Hiç düşünmeden yılbaşına 10 gün kala bütün planlarımı alt üst edip 4 muhteşem arkadaşımla Tokya'da buldum kendimi ve inanılamayacak kadar harika vakit geçirdim.
Meksika asıllı New York'da yaşayan başarılı bir fotoğrafçı ve film prodüktörü, New York asıllı Los Angeles,da yaşayan film yönetmeni, yine New York asıllı Los Angeles'da yaşayan aktör ve hayranı olduğum Arjantina asıllı Barcelona'da yaşayan, kökleri Akdeniz korsanlarına dayanan arkadaşlarimdan oluşan grubumuz sırayla Tokyo'da kaldığımız otel Roppongi Hills'de bulunan GRAND HYATT'a vardık. Tokyo'da 2 tane Hyatt Hotel var. Diğeri PARK HYATT Sofia Coppola'nın yöentmeni olduğu ve Oscar kazanan film "Lost in Translation"ın çekidiği yer. Biz lokasyonu daha uygun olduğu için Grand Hyatt'da kaldık ve çok da doğru bir karar vermişiz, Anlatarak bitiremeyeceğim kadar muhteşemdi özellikle içinde bulunan restaurantlar ve aksamayan, dört dörtlük, daha önce dünyanın en iyi otellerinde bile görmediğim kadar iyi bir servis bizim için çok iyi bir başlangıç oldu. Her sabah Fuji Dağı'nın ihtişamıyla uyanıp yine onun dev gölgesiyle uyumak da bizim için ekstra bir lüks oldu.
Bir yandan orada diğer yandan birarada olmanın verdiği heyecanla akşam planlarımıza başlamadan önce otelimizin hemen yanında bulunan MORİ TOWER'a gittik. Bizi ilk karşılayan meşhur heykeltraş Louise Bourgeois'nın eseri olan dev örümcek heykeliydi. Hemen ardından içinde ufak ama çok şık olan Mohri Bahçesinin güzelliğine daldık. Arkasından MORİ TOWER'ın 52. katında bulunan MORİ SANAT MÜZESİ'NE (Mori Art Museum) çıktık. Tokyo'yu 360 derece görebileceğiniz şekilde düzenlenmis olan gözlem alanını da bulunduran kattan, ikonik TOKYO TOWER'ı da görebilirsiniz. 1958'de yapımı tamamlanan yapı Eiffel Kule'sine benzerliğiyle dikkat çekiyor. Biraz keşif yaptıktan sonra ilk akşamki planımızı harekete geçirmek üzere hazırlanmaya başladık. Yemeği ve gezmeyi en çok ben sevdiğim için bütün yemek ve eğlence sorumluluğu bana verilmişti. Ben de Tokyo'da tanıdığım veya daha önce çok kereler ziyaretinde bulunmuş arkadaşlarımın öerileriyle gerekli araştırmamı yapıp, hazırlanmıştım. Tokyo'da bir yere gitmeden önce mutlaka otelinizin concierge'inde gideceğiniz yerlerin adresini harita üstünde bilgisayardan çıkartıyorlar. Hiçibir taksici İngilizce bilmediği gibi eğer yazılı adres veririseniz onu da bilmiyorlar. Herkes elindeki haritayı göstererek ulaşımı sağlıyor. Biz de elimizde haritamız ilk akşam yemeğimiz için GONPACHİ'nin NİSHİ AZABU'da bulunan lokasyonunun yolunu tuttuk. Kill Bill 2 filmini izleyenler bilirler Uma Thurman ve Lucy Liu'nun restaurant'daki çok kanlı dövüş sahnesini. GONPACHİ de aynı filmeki tarz bir restaurant ve birçok tanınmış zıyaretçisi olmus George W. Bush'da buna dahil.İlk katta bütün masalar açık alandayken, üst katta özel yemek odaları var (private dining room). Genelde Japonya'da porsiyonlar ufak olduğu için biz ortaya birkaç seçenek ısmarladık ve dileyene şefin sunduğu birçok değişik tadların olduğu "course menu" den de ısmarlanabilir. Yemek sonrası Tokyo'nun en meşhur club'ı FERİA'ya geçtik. Çoğunluğu Batılı olan kalabalık dikkatimizi çekti. Daha çok Japon beklerken tam tersine Avrupalı modellerle dolu olan FERİA'da biz Güney Amerika'lı, Fransız ve Alman 3 farklı grupla tanıştık. VIP kısmı için eğer giderseniz harika bir bayan olan EMİ'yle konuşuyorsunuz. Biz her gece üst üste sonunda Feria'da bulduğumuz için kendimizi artık bodyguardlardan tutun da butun çalışanlarla arkadaş olduk.
Ertesi sabah Japon tarih ve kültürüne ayırdığımız günümüze başlamak üzere otelin ayarladığı özel tur rehberimizle yola çıktık. Tokyo'da neredeyse her köşe başında bir "SHRİNE" (kabir) veya "TEMPLE" (tapınak) var fakat bunların arasında en ihtişamlı olanı AKASUKA KANNON TEMPLE (Senso-ji diye de anılıyor) ve içinde bulunan AKASUKA JİNJA (aynı zamanda Shinto Shrine da denebilir). Bizim de ilk durağımız burası oldu. Hikayesi ve yapımı neredeyse bundan 1400 sene öncesine dayanan yapı turistlerin ziyaret ettiği bir yer olmanın dışında halen daha Japon halkının gidip atalarına saygı gösterdiği ziyaret alanı. Bir diğer en çok ziyaret edilen tapınak ve kabristan MEİJİ SHRİNE. Giriş kapısı ülkede en yüksek olan MEİJİ özellikle yeni yıl zamanı milyonlarca yerli ziyaretçiyi düzenlenen festivaller ve kutlamalarla kendine çekiyor. Bu 2 tapınakları tamamladıktan sonra günün yarısı bitmisti bile. Son olarak hepimiz Modern Sanat sevdiğimiz için "NATİONAL MUSEUM OF MODERN ART"ı görmeye gittik. Daha çok 20. Yüzyıl başlarından itibaren Japon artistler tarafından yaratılmış eserleri bulunduran müze 1969'da yapılmış ve 2001 senesinde yaklaşık 80 milyon dolara renove edilmiş. Başka birgün vakit ayırıp gittiğimiz müze ise HAKONE OPEN AİR MUSEUM (Hakone Açık Hava Müzesi). Adından da anlaşılacağı gibi açık havada bulunan bu müze Picasso, Rodin,Milo gibi büyük ustaların eserlerini taşıyor.
Gün içinde öğle yemeği için rastgele bir restauranta SHABU SHABU yemeğe gittik. Genelde sadece sushi Japon mutfağı olarak bilinir; aslında çok çeşitli olan bir mutfağa sahipler ve biz seyahatimiz boyunca herşeyden yeme fırsatı bulduk. Shabu Shabu dedikleri tarz yemek, önünzde kaynar su bulunan bir tencere ve çeşitli et ve sebzelerin bulunduğu bir tabak koyuyorlar. Bütün malzemeleri bu kaynar suya atıp haşladıktan sonra pirinç üstüne koyup verilen sosla birlikte yiyorsunuz. Aslında çok sade ve basit olan shabu shabu inanılmaz lezzetli. Zaten Japonya'da kötü yemek neredeyse imkansız. Bizim en çok dikkatimizi çeken Japonlar'ın ne kadar kibar ve yavaş yemeleriydi. Dünyanın her yerinde o kadar alışmışız ki kocaman porsiyonlar, karman çorman tadlar; Tokyo'da fark ettik ki aslında ufak ama taze ve lezzetli yemekler vücudumuz için yeterli. Akşam yemeği için Fransız ve Japon mutfağının karışımı bir menu ve dekorasyona sahip olan CİTABRİA'yı tercih ettik. Kaliteli yemek servisi ve ortamı olan restaurant'da mutfak Japon'dan çok Fransız'a yakın. Tokyo'da, Forbes dergisinin de bahsettiği dünyanın en pahalı restaurantlarından biri olan ARAGAWA'ya da uğramayı ihmal etmeyin. Meşhur KOBE BEEF'in en iyisini de burda yiyebilirsiniz. ARAGAWA'da 250 gramı yaklaşık 300 dolar. Eti bu kadar pahalı ve lezzetli yapan, sığırların yetiştirilme tarzı. Doğumdan itibaren küçük bir alanda büyütülen, sadece bira ile beslenen ve hergün insan eliyle masaj yapılan sığırlar ideal büyüklüğe gelene kadar çok özel bir bakım görüyorlar.
Bir diğer mutfakları da TEPPENYAKİ. Biz MON CHER TON-TON'u tercih ettik teppenyaki yemek için. Kısaca ocak önünde balık,et ve sebzeden oluşan lezzetleri sizin seçiminize göre pişiriyorlar. Açıkçası adını bile bilmediğim canlı bir deniz hayvanının önümüzde pişirilirken yavaşca ölmesini izledikten sonra yemeğe korktum fakat denedikten sonra tadına doyamadım. Tabiki sushi'den bahsetmeden olmaz. Kötü sushi yemek neredeyse imkansız, birçok iyi restaurantın en önemli özelliği her sabah taze alınan balıkların gün sonuna kadar taze kalması için oda sıcaklığının belli bir derecede tutulması. Ama asıl sushi keyfini yaşamak istiyorsanız TSUKUJİ FİSH MARKET'e gitmeniz şart. Dünyanın en büyük balık marketlerinden biri olan Tsukuji'de günde 2000 tona yakın deniz ürünü geliyor. Gitmek için en iyi saatler sabah 9'dan önce. Her sabah 5'te restaurant sahipleri tuna açık arttırmasına gidip taze günlük balıkalrını alıyor. Çok büyük bir alana yayılmıs olan Tsukuji de çeşitli restaurantlar da var. Özellikle birinden bahsetmiyeceğim çünkü hangisine girerseniz girin aynı lezzetde balık yiyeceğiniz kesin. Bunun dışında şık bir restaurant tercih ederseniz benim önerim ROKU ROKU olucaktır.
Tokyo'da tarih, kültür ve yemek dışında çok önemli mimari yapılar da var. Bunlardan bir tanesi PRADA'nın Omote Sando Caddesi'nde açtığı ve Herzog & de Meuron firmasının yarattığı dükkanı. Hermes aynı şekilde Renzo Piano gibi başarılı bir mimarla çalışmaya karar vermiş. Armani geçtiğimiz sene 12 katlı olan dünyadaki en büyük dükkanını İtalyan mimarlık şirketine yaptırmış. Saymakla bitmeyecek kadar özel ve modern mimarileri yapıların olması tarihi bu kadar eskilere dayanan bu şehri günümüzün en metropolitan şehirlerinden biri olmasına kesinlikle katkıda bulunmuş.
Tokyo'da geçirdiğimiz 1 hafta gerçekten beni çok etkiledi ve kesinlikle tekrar tekrar gideceğim şehirler listeme girdi. Sizin de yolunuz düşerse aynı şeyi düsünüceğinize eminim. Önümğzdeki ay görüşmek üzere.
OTELLER
Grand Hyatt
6-10-3 Roppongi, Minato-ku
+81 3 4333 1234
www.grandhyatttokyo.com
Park Hyatt
3-7-1-2 Nishi-Shinjuku
+81 3 5322 1234
Ritz Carlton
Tokyo Midtown, 9-7-1 Akasaka, Minato-ku
+81 3 3423 8000
www.ritzcarlton.com
The Peninsula
1-8-1 Yurakucho, Chiyoda-ku
+81 (03) 6270 2288
Tokyo.peninsula.com
RESTAURANTLAR
Citabria
2-26-4 Nishiazabu
+81 3 5766 9500
Gonpachi
1-13-11 Nishi Azabu
+81 3 5771 0179
Mon Cher Ton Ton
3-12-2, Roppongi,Minatoku
+81 3 3402 1055
Aragawa
2-15-18 Nakayamate-dori?Shinbashi
+81 3 3591 8765
Roku Roku
Grand Hyatt
+81 3 4333 1234
Akasaka-Teppenyaki
37/F, ANA Hotel, 12-33
+81 3 3505 1111
Ten Ichi
6-6-5 Ginza
+81 3 3571 1272
Tsujiki Fish Market
5-2-1 Tsukiji Chuo-ku
GECE KULÜPLERİ
Feria
3-17-29 Nishiazabu
+81 3 5413 5888
Le Baron
Aoyama Centre Bldg B1F 3.8.40
www.lebaron.jp
Velours
B1 Almost Blue, 6-4-6
+81 3 5778 6151 |