Yazı: Özgür Taşpınar
Birkaç asır önce Avrupa istasyonundan kalkan sanayi devrimi trenine arka vagonlardan binmeyi başarabilen Türkiye, şimdi başdöndürücü bir hızla ilerleyen bilişim trenini kaçırmamak için ciddi efor sarfediyor. Her ne kadar, son 30-40 yıllık süreçte bütün dünyada toplumsal hayatı inanılmaz ölçüde değiştiren bilişim devriminin ıskalandığı yönündeki eleştiriler, yüksek sesle dile getirilse de uzmanlar umutsuzluğa kapılmaya gerek olmadığı, doğru yol haritası ve kararlılıkla başarıya ulaşılacağı konusunda görüşbirliği içindeler. Sahip olduğu bilgi birikimi ve sektörü domine eden ürünleriyle ABD, deyim yerindeyse bilişimin anavatanı sayılıyor. Hemen ardından Japonya, Almanya ve İngiltere gibi gelişmiş ülkeler gelirken, bunların yanı sıra Hindistan, İsrail ve İrlanda da attıkları dev adımlarla dikkat çekiyor. Önümüzde İrlanda, Hindistan ve İsrail gibi başarıyı yakalamış önemli modeller olduğunu ifade eden uzmanlara göre, Türkiye de bu ülkeler gibi bilişimde önceden belirlenecek hedeflere doğru şekilde odaklanabilirse başarılı olması uzak ihtimal değil. Tüm dünyada bacasız sanayi olarak adlandırılan yazılım ve program tarafında Türkiye'nin şansının daha yüksek olacağı konusunda fikirbirliği içindeki uzmanlara göre, özel sektör ve devletin uyumlu beraberliğinin gelecekte önemli kazanımlar sağlayacağı kesin gibi.
Ancak, İrlanda örneğindeki gibi Türkiye'nin bilişimle kalkınma hamlesini başlatmadan önce ona imkan yaratacak ortamı iyi hazırlaması gerekiyor. Şu an Türkiye'nin önünde aşması gereken ciddi sıkıntılar var. Bunların başında işsizlik geliyor. Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) üyeleri içinde işsizliğin en yüksek olduğu ülkelerin başında geliyor. Bu sorunu çözmek için yeni iş alanlarının yaratılması gerekiyor. Türkiye, yoğun işsizliğinin yanısıra, işgücü maliyeti açısından da yine OECD'de başı çekiyor. Bu sıkıntılar yerli ve yabancı sermayenin yeni iş geliştirmesinde önemli bir ayak bağı. Yeni iş alanları yaratabilecek en önemli sektörlere göz gezdirildiğinde ise bilişim teknolojileri öne çıkıyor. Bu doğrultuda, İrlanda'nın kalkınma modeli Türkiye için iyi bir örnek. İrlanda bilişime ve genç nüfusun eğitilmesine verdiği önem sayesinde ekonomisini patates üretimine bağlı olmaktan kurtardı, kalkınmasını hızlandırdı. Yabancı yatırımcılara cazip şartlar sunarak dünya devi birçok firmayı ülkesine çekti. Yeni iş imkanlarının yaratılmasıyla hem ekonomisini güçlendirdi hem de istihdam sorununu çözdü.
Son yıllarda bilişimde ismi öne çıkan bir diğer ülke de Hindistan. Donanım üretimine ağırlık veren Malezya, Singapur, Tayland ve Çin gibi diğer Asya ülkelerinden farklı olarak kendi modelini oluşturan Hindistan, dünyanın ilgi odağı oldu. Yazılım dünyasının en büyük ekonomik daralma ile karşı karşıya kaldığı 2001'de bu alanda 8 milyar dolarlık ihracat yapma başarısını gösteren Hindistan, 2008'de bu rakamı 58 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor. Ancak unutulmaması gereken nokta Hindistan'ın yazılım sektöründe bugün geldiği yerin yaklaşık 50 yıldır uygulanan politikaların bir sonucu olduğu. Hindistan, 1950'lerde yüksek bilim ve teknoloji enstitüleri kurmaya yöneldiğinde açlıkla boğuşan bir ülkede bu tür adımlara lüks olduğu gerekçesiyle karşı çıkan çevreler olmuştu. Fakat Hindistan şimdi yarım asır önce gerçekleştirdiği bu hamlenin meyvelerini topluyor. Yani bugünkü noktaya ulaşmasında eğitime verilen önem ilk sırada yer alıyor. Hantal bürokrasinin azalmaya başlaması, yabancı para birimlerinin ülkeye girişinin serbest bırakılması ve yazılımların lisanslanması da firmaların üretime zaman ayırma fırsatı yakalamalarını sağladı.
Hindistan'da yazılım sektörünün gelişmesindeki diğer bir değişim de Microsoft ve Oracle gibi dünya devlerinin pazara girmesiyle oldu. Bu gelişme, yerli firmaların yazılım geliştirme konusunda yeni bir vizyona sahip olmalarını sağladı. Tüm bunların yanı sıra işçilik maliyetlerinin düşük olması ve sahip olunan genç nüfus da Hintli yazılım firmalarının dünya pazarındaki rakiplerinin bir adım önüne geçmesini sağlıyor. Yüksek potansiyelli genç nüfusun kaliteli iş gücüne çevrilmesi ve bu gücün planlanmış sektörlerde devletin de desteğiyle kullanılmasının yaratabileceği olağanüstü sonuçları, Hindistan'da inanılmaz atağa kalkan bilişim sektöründe gözlemlemek mümkün. Hindistan'ın demografik özellikleri, benzer bir gelişmenin Türkiye'de de mümkün olduğunu ortaya koyuyor. İki ülkede de 18 yaş altı genç nüfusun toplam nüfusa oranı büyük benzerlik gösteriyor.
Türkiye için İrlanda ve Hindistan'ın yanı sıra İsrail de model oluşturabilecek ülkelerin başında geliyor. İsrail'in yazılım sektöründeki başarısının kökleri, geçmişte teknoloji düzeyinin artırılması amacıyla izlenen politikalara ve devlet desteklerine dayanıyor. 1950'lerde askerler tarafından eğitilen bir grup silahlı kuvvetler personeli, devlet ve özel sektör arasında bir iletişim ağı oluşturdu. Daha sonra bilgisayar donanımları ve yazılımları ticarileşmeye başlayınca ortaya çıkan fırsatlar bu grup tarafından fark edildi ve maliyetini askerler ile hükümetin karşıladığı Ar-Ge faaliyetleri yoluyla geliştirilen yazılımlar pazarlanmaya başlandı. İsrailli firmaların yazılım sektöründeki temel üstünlüğü sürekli olarak yenilenmeye ve geliştirilmeye açık iletişim araçları, virüs engelleme programları gibi alanlarda faaliyet göstermelerinde yatıyor. Yazılım sektörü ihracatı yıllık yüzde 10'lar civarında büyüyen İsrail, üretiminin yüzde 75'ini ihraç ediyor.
Dünyada "3I" (Ireland, India ve
Israel) olarak adlandırılan bu üç
ülke, bilişimde kendi modellerini
ortaya koymuş başarılı örnekler.
İrlanda, yabancı yatırımlara geniş bir
özgürlük ortamı sağlarken, Hindistan
komşuları gibi donanım üretimini
seçmek yerine yazılıma odaklanmış.
İsrail ise mikro bir alana yönelerek
bilişim güvenliğinde uzmanlaşmayı
seçmiş ve stratejilerini buna göre
geliştirmiş. Bu ülkelerin bazısıyla
geçmişte aynı yapısal problemleri
paylaşması, bazısıyla demografi k
özelliklerinin benzerlikler göstermesi
katedeceği yolda Türkiye'nin
karşısına çıkabilecek problemlerin
çözümünde bize yol gösterecek
gibi görünüyor. Sektör uzmanları
ve profesyonellere kulak verirsek;
Türkiye mevcut durum itibarıyla
tabii ki bilişimde arzulanan seviyeye
gelemedi. Ancak kötümser olmaya da
gerek yok. Bilişimin devamlı gelişim
içinde ve yenilikçi olması Türkiye için
aslında bir avantaj. Şu an itibariyle
yapılabilecek yegane iş, devletiyle,
özel sektörüyle, toplumuyla
hedefl erin, yol haritasının masaya
net olarak konması ve bu yolda elde
edilecek kazanımların uzun vadede
geleceğinin unutulmaması... |