Yaşamınızın her alanı ve her anı, tüm ilişkileriniz, size kim olduğunuzu hatırlatmak adına ışık tutar. Amaç büyük tabloyu görmek, oradaki varlığınızı, ışığınızı yükseltmektir. Peki neden büyük tabloyu göremiyor, ayrıntılarla uğraşarak kayboluyoruz? Tüm yaşamımızı yöneten bazı düşünce tarzlarımız, davranışlarımız, korkularımız, kalıplarımız bizim şu an mutsuz, acı içinde, huzursuz, parasız, sevgisiz, hasta vs... negatif enerjiler içinde olmamıza neden oluyor...
Yaşamınızda şu an bu tip olumsuz duygulardan birini dahi yaşıyorsanız ve bu duygular sizi yönetmeye başlamışsa yaşamınızı ele geçirmişse günlerce, aylarca kızgınlık ve öfke içinde, üzüntü vs. odaklı yaşıyorsanız bilin ki yolunuzdan çıkmışsınız, dengede değilsiniz demektir...
İnsanları yargılıyor, suçluyor, kızıyor, öfke mi duyuyorsunuz? Asla affetmeyeceğim diyor, kendinizi üstün, başkalarını da küçük gördüğünüz bir yaşam mı sürüyorsunuz? Sizce bu durumda yaşamınızın içinde sevgi ne kadar var olabilir?
İstediğiniz gibi mutlu bir yaşama sahip olabilir misiniz?
Bu dünyada her insan ve her insanın yaptığı iş çok önemli... Sadece bir insanın varolması bile... Çünkü hepimizin bu yaşama verdiği çok büyük bir katkı var...
Her insan çok değerli, sevginin bir ifadesi ve saygı duyulacak bir kişidir...
Genellikle toplum gereği insanları, hemen bulundukları konum, kişisel özellikleri veya yaşam şekliyle ilgili yargılama ve suçlamalarda bulunuruz...
Her insan bulunduğu yerde var olarak dünyaya çok güzel bir hizmette bulunuyor. Şöyle düşünün; güzel bir otelde tatil yapıyorsunuz. Bu oteli sizin istediğiniz tarzda bir otel yapan tüm çalışanlarının bütünlüğüdür. Otel, içindeki personeliyle bir bütündür. Otelin kapısında arabanızın kapısını açan kişiden tutun da, bagajlarınızı taşıyan, resepsiyonda sizi güler yüzüyle karşılayan, odanıza yerleştiren, odanızı temizleyen, yemekleri yapan, size hizmet edip rahat olmanızı sağlayan vs... kişiler olmasaydı sizce o otel ne kadar güzel olabilirdi ki? Aşçının olmadığı, havuzun kirli olduğu, odaların pis olduğu bir otel sizi ne kadar memnun eder? Ya da evinizdeki apartman görevlisi sayesinde korunuyor, size hizmet ediliyor, ihtiyaçlarınız karşılanıyor. Ne kadar büyük rahatlık değil mi? Ya sokaktan geçen çöpçülerimiz... 2 gün çöp toplanmasa acaba hastalıklar mikroplar, pislik derken ne durumda oluruz hiç düşündünüz mü? Taksiciler... doktorlar... avukatlar... ofis boylar... yönetimdeki kişiler... sekreterler... hemşireler... öğretmenler... hademeler... aşçılar, istediğiniz sektöre istediğiniz kadar bunları uygulayın. illa bir insana değer vermek için onun bir kariyer sahibi iyi bir meslek sahibi olmasını, iyi yaşam sürmesini beklemeyin. Unutmayın her insan çok değerli ve özel...
Bir puzzle gibi düşünün yaşamınızı, sonra da dünyayı... Bir insan yaptığı işi tam olarak yapmazsa, ait olduğu yerde tam olarak bulunmazsa puzzle parçası eksik olur. Peki bu büyük tabloyu eksik parçasıyla güzel görebilir misiniz? Tamamlanmış hissedebilir misiniz? Bulunduğumuz yerde bütünün bir parçasıyız ve her insanın görevi bulunduğu yeri en güzel şekliyle temsil etmek. Vermiş olduğu hizmeti sevgiyle vermek... Işığını ve sevgisini bulunduğu yerde yükseltmektir... Her insan bunu yaptığında işte o zaman tablo büyük resim ışıl ışıl parlar.
Kim, kimi kendinden küçük veya üstün görebilir ki? Kimden sevginizi, saygınızı esirgiyorsunuz? Kimi yargılıyorsunuz ki? Bağırıp çağırma hakkına nasıl sahip olabiliyorsunuz? Sen neysen karşındaki insan da o... Ve her insan bizi tamamlayan bütünün bir parçası. Biz genellikle bunu unutur sahip olduğumuz kariyer, özellikler ile kendimize değer katmaya çalışırız, özümüzdeki gerçek değerliliği unutarak... Ve bir gün gelir o değer kattığımız özelliklerimizi kaybettiğimizde kendimizi kötü hissederiz... Bu yüzden ilk başta insanları sadece insan olarak görmek, her insanı olduğu gibi kabul ederek sevgi, saygı duymak gerekir.
Büyüklerimiz ne kadar güzel sözler söylemişler: Ne ekersen onu biçersin... Büyük lokma ye büyük laf etme... Yargılarsan yargılanırsın... Para ile imanın kimde olduğu belli olmaz...
Sana nasıl davranılmasını istiyorsan sen de başkalarına öyle davran... Korktuğum başıma geldi... vs...
Yargıladığın bir kişi veya bir olay varsa, bu yaşam sana bunu göstermeden seni bırakmaz... Çünkü hayat dengedir... Hiç bir duygu ve olay havada tek başına asılı kalamaz... Hepsi yaşamının bir anında karşılık bularak dengeye gelecektir... Yaşamınıza bir bakın asla bunu yapmam dediğiniz eminim kaç olay yaşamışsınızdır... Ve o 'asla' dediğiniz her şeyi yapmışsınızdır... Birisinin kilosuna laf ediyorsan sen de kilolu hale gelip o alay ettiğin, yargıladığın duruma düşebilirsin... Veya iş hayatında başarısız oldu diye sevindiğin bir arkadaşın, belki de hiç tanımadığın rakip firma için düşündüğün duygu her ne ise aynı duyguyu bu evren sana da yaşatacaktır...
Endişelerini ve korkularını ancak sen enerjinle beslersen kendine bunları yaşatırsın... Korkuların, seni yönetmeye başlayarak yaşamını altüst eder... Yalnızlıktan korkarsan bir şekilde yalnız kalacağın ilişkileri kendine çekersin... Burada yapmanız gereken tek şey yalnız olmadığınızı bilmek ve buna güvenmek... İhtiyaç doğrultusunda değil paylaşımların olduğu ilişkiler yaşandığında, sevgi ve huzur olur... Sevgi korkuyu yok eder... Bu yüzden endişe ve korkularınızı beslemeyi bırakın; sevgiyi seçin...
Haksız yere suçladığın kendini haklı çıkarmaya çalıştığın her durumdan o an için sıyrılabilirsin... Ama muhakkak gün gelecek senin suçladığın gibi biri de seni suçlayacak...
Suçlama ihtiyacı duymak ben yaşamımın sorumluluğunu alma cesaretine sahip değilim demektir... Öfke dolu olmak affetmeyi red etmek sonuçta yaşamınızı büyük bir kaosa sokabilir... Öfke ile kendinizi beslemeyi bırakın... Sonuçta taşımış olduğunuz öfke ülserden kansere kadar sizi hasta edebilecek güce sahip... İçinizdeki sevgiye ulaşmak için, yaşamınızı iyileştirmek için hasta olmayı beklemeyin... Şimdi bırakın tüm olumsuz duygu ve inançlarınızı... Öfkenizi ve kızgınlıklarınızı bırakın...
Affetmek insanı özgürleştirir... Bu karşındaki insan doğru yapmış demek değildir... Onu ve yaptığını onaylamak değildir... Ben seni özgür bırakıyorum demektir... Durum ve şartlar değiştiği zaman hepimiz bilerek veya bilmeyerek öyle şeyler yapabiliriz; ki tıpkı kızgın olduğumuz, suçladığımız, yargıladığımız insanların yaptıkları gibi... Yaşanan olayları sadece kabul edin, affedin; içinizdeki öfkeyi serbest bırakın ki yaşamınızdaki akış düzgün olsun... Sadece sizin vermiş olduğunuz bir rolü karşınızdaki insan oynuyor... Böyle düşünün, sonra siz vermiş olduğunuz bu rolleri unuttuğunuz için bu kişilere kızıyor, suçluyor, yargılıyorsunuz... Kendi kendinize oyun içinde oyunlar kuruyorsunuz... Sonuçta kızgın olduğunuz kişi kendinizden başka kimse değil... Bu yüzden başkalarını değil kendinizi affedin... Çünkü siz oyunu başlattınız, izin verdiniz ve yaşadınız... Birisini affetmek, ben haklıyım, ben senden üstünüm şimdi sana büyüklük yapıyorum ve seni affediyorum diyorsanız, oyunlarınıza devam ediyor kimseyi affetmiyorsunuz demektir... Aslında siz insanlara; sizin istediğiniz kalıplara sokamadığınız için, sizin istediğiniz şekilde size davranmadıkları için kızıyor öfke duyuyorsunuz... Hepimiz bir ve bütünüz... Hepimiz bütünün bir parçasıyız... Ve hepimiz aynıyız... "Ben kimim ki kimi affedeyim?" diye sorduğunuzda belki cevap size gelecektir.... Çünkü şu an bu noktaya bugüne kadar bilerek veya bilmeyerek yapmış olduğunuz seçimlerle geldiniz. Seçimlerinizin sorumluluğunu ve kendinize yaşatmış olduğunuz bu hayatı sevgiyle kabul edin... Değiştirme hakkına her an sahipsiniz, her an seçim yapabilirsiniz... Seçim hakkınızı kullanın.
Yaşamınızın sorumluluğunu tam olarak alıp şükran duygusu içinde yaşamaya başladığınızda akışta olmaya başlayacaksınız...
Sonuçta yaşam alanlarınızı iyileştirmek istiyorsanız kendinize, yaşamınıza, yaşamınızda var olan her insana saygı duyun ve sevin...
Büyük tabloyu görün, küçük ayrıntılarda kaybolmayı, oyalanmayı, kalıplarınızı bırakın...
Unutmayın size oynanan bir oyun yok sizin oyununuz var... Kurban rolünden çıkın ve yaşamınızın, seçimlerinizin farkına varın...
Kendinizi cezalandırmayı ve acı çekmeyi bırakın... Kendini çok seven insan acı çekmez...
Önce yaşamınızın sorumluluğunu alın... Sizin yaratmış olduğunuz bir yaşamın içindesiniz...
Kendinizi başkalarından üstün görmeyi bırakın... Kimseyi küçümsemeyin...
Yaşamınızdaki kimliklerle kendinize değer katmayı bırakın... Çünkü çıplak halinizle siz çok değerlisiniz... Özünüz çok değerli, sadece bunu kabul ettiğinizde dışarıdan gelen hiç bir şey sizi kendinize değersiz hissettirmeyecektir...Yargılamayı ve suçlamayı bırakın... Tabii yargılanmak ve suçlanmak istemiyorsanız...
Kendinizi affedin... Yaşamınızı ve kendinizi şu an olduğu haliyle kabul edin ve sevin...
Siz değiştiğinizde yaşamınızdaki her şey, insanlar, yaşanan olaylar değişmeye başlayacak...
İhtiyaçlarınız doğrultusunda yaşamınıza insanları doldurmayı bırakın..sadece saf sevgi ve Paylaşımlarda bulunmak için yaşamınızda insanlara yer verin ve yaşamınızda hiç kimsenin veya hiçbir olayın sizi yönetmesine izin vermeyin...
Yaşamınıza sahip çıkın... Merkezinizde ve dengede kalın...
İnsanları kontrol etmeyi yaşamlarına müdahale etmeyi bırakın, tüm bu durumlardan özgürleşin... Her insan kendi deneyimini yaşıyor, karşınızdaki insanın seçimi olumsuz bir durumu yaşayarak öğrenmek ise, karışmayın... Bizim tek görevimiz insanların yaşamlarına yaşadıkları deneyimlere saygı duyarak olduğu gibi kabul etmektir...
Kızgınlık, öfke, yargılama, suçlama vs... vs... içinde yaşamak, enerji alanınız içinde kaçaklar olmasına neden olur... Bir bütün olamazsınız ve yaşamın içinde tam olarak var olamazsınız...
Bir su şişesini her bir duygu için delin... Kızgınlık için bir delik öfke için bir delik vs... açın bu su şişesi tam olarak dolabilir mi? Kapatın deliklerinizi artık ihtiyacınız yok bu kaçaklara...
Olumsuz duygular içinde yaşama ihtiyacını bırakın... Yaşam size güzellikleriyle akmak isterken buna engel olmayın... Bugüne kadar yaşadığınız hangi olumsuz duyguyu güçlendirmeniz sizi mutlu etti ki? Şimdi biraz da olumlu ve güzel duyguları beslemeye ve yaşamınıza davet etmeye başlayın... İçinizdeki sevgiyi cesaretle çıkarın... Şimdi yapın bunu ve yaşamınıza katın...
Tüm yaşamınıza sevginizi akıtın ve yayın tüm evrene...
Gerçek sevginin olduğu yerde hiçbir olumsuz olay, duygu yaşanmaz ve olamaz...
Şükran duygusu içinde yaşayın ki yaşamın tüm nimetleri size daha fazlasıyla akmaya başlasın...
Geçmişten özgürleşin gelecek endişesini bırakın... Şimdi şu an da kalın... Şu anı yaşayın...
Geleceğinizi şu an oluşturuyor... Şu an seçimlerinizi yenileyin, seçim yapın ve nasıl bir hayat yaşamak istiyorsanız hedeflerinizi koyun... Her hedefiniz için bir adım atın, eylemde bulunun...Yaşamın içinde bütün ve tam olmanız sevginizi ve ışığınızı yükseltecektir... Buna engel olan tüm duygularınızı bırakmanız varolduğunuz yeri aydınlatacak sevgiyi mutluluğu huzuru tam olarak yaşayabilmenizi sağlayacaktır...
Işığınızın ve sevginizin önce sizi, sonra yaşamınızı ve tüm evreni aydınlatması dileklerimle...
Sevgiyle kalın...
Füsun Paşa
Yaşam Koçu
Livcon International Certified Coach
fusun.pasa@mailmedianetwork.com |