Felipe Massa'nın beni şaşırtan yanı, yarış kazandığında bunu sanki parkta köpeğiyle bir yürüyüş yapıyormuşçasına rahat yapabiliyor oluşu. Ferrari'si hafta sonu boyunca, ideal yarış
çizgisi dışına neredeyse hiç taşmadı ve yarış sonrasında tartıya çıkarken terlediğine dair herhangi bir belirti de yoktu. Dolayısıyla Ayrton Senna, Michael Schumacher, Jim Clark ve Juan Manuel Fangio gibi büyük pilotları hatırlarken, burada nelerin döndüğünü anlamaya çalışıyoruz. Bu pilotlar, bir yarışı üç ya da dört kere üst üste kazanabilen ve sıradan F1 pilotlarına zor gelen arazilerde yıldızlaşabilen isimlerdi.
Bu arada genç Felipe Massa'dan bahsedelim isterseniz. Ayrton ve Michael'ın yaptığı gibi
İstanbul benzeri zorlu pistlerde yarışları kazanan, Kimi Raikkonen gibi pilotları ağır benzin yükü
taşımaya zorlayan (çünkü Felipe'yi İstanbul'da mağlup edip polü almak, kuru zemin lastikleriyle yağmurda en hızlı turu atmak kadar zordu) ve McLaren-Mercedes'i lastikleri koruyacağı üç pitstop stratejisine zorlayan pilottan bahsediyoruz. 2008 Türkiye'de gördüğümüz şey, kusursuzluktu. Sorumuzsa şu: Neden? Nasıl? Bu üstünlüğe yol açan faktörler neler? İsterseniz Kimi Raikkonen'in vites kutusu probleminden bahsedelim. Evet, F1 bir takım sporudur ve iki pilot, tek bir pilota göre iki kat fazla veri elde eder. Ancak, garajın diğer tarafındaki adamın mekanik sorun yaşadığını görünce rahatlamayan veya buna üzülen bir
pilot var mıdır sizce? O noktadan sonra, takım arkadaşının kendisini yakalamaya çalışacağını
biliyordu. Üstünlüğü ele geçirdiğinin farkındaydı.
Ferrari'de Kimi'nin yaşadığı problem Felipe'ye büyük bir üstünlük getirdi. Piste geldiğinizde kafanızda, gidilecek ayarlarla ilgili bir yön vardır. Ancak bu ilk tahmin, asla kusursuz değildir. Mutlaka ufak ayarların, iyileştirmelerin yapılması gerekir. Özellikle de yarışın yapıldığı tarih erkene alınmış, sıcaklıklar önceki yıla göre düşmüş ve lastiklerin performansı hakkında çok şeyin öğrenilmesi gerekiyorsa. Türkiye'de, havanın soğuk ve rüzgârlı olduğu Cuma gününde, bu bahsettiğimiz değişiklikleri yapmak ve bilinmeyenleri öğrenmek için en uygun seans,
sabahki ilk antrenmandı. Bridgestone'un daha yumuşak olan opsiyon lastiği, çok kullanılmayan yarış çizgisi üstünde çabuk aşınıyordu. Ayrıca sert hamur da, o kadar kötü
değildi. İlk antrenmanda otomobilin süspansiyon yüksekliğiyle oynanır. Ön ve arka kanadın açıları denenir. Felipe bunları yaparken, Kimi Raikkonen, muhtemelen Ferrari tırının içinde dizüstü bilgisayarıyla internette geziniyordu. Sadece üç zaman turu atan Kimi, zaman ekranlarında sonuncu sıradaydı. Massa ise en tepede!
1 dk 27.323 sn. Kolayca. Sorunsuz. Üstelik bu turu izlemek, gerçekten keyifli oldu. Bu arada keskin kenarlarının yumuşadığını, hareketlerinin daha esnekleştiğini de söylemeliyiz. İlk yarışlarda, çekiş kontrolün yokluğu nedeniyle biraz adaptasyon sorunu yaşadı. Frenlemelerde
ve gaz kullanımında, biraz fazla sertti. Fin pilot, otomobilin üstündeki yükü de biraz daha iyi boşaltıyor. Ama aradaki fark çok azaldı. Hem de çok! Felipe, şu anda Rubens Barrichello'nun daha rafine edilmiş bir versiyonu. Kimi'nin sadece hapşırması bile, Massa'ya geçilmesine neden olabilir. Cuma öğleden sonra Kimi'nin vites kutusu sorunu giderildiğindeyse, yağmur
yağıyordu. Dolayısıyla Kimi, pist kuruyana kadar yarım saat daha kaybetti. Fin pilotun, Ferrari'sini anlayabilmek için, sadece bir saati kalmıştı. Önce hafif depoyla birkaç tur
attı ve sonra da ayar işine koyuldu. Bu arada Felipe dolu depo ve eski lastiklerle 1:27.5'in üzerinde turlar atıyordu. İlk başta attığı yeni lastikli turu saymazsak, Kimi 1:28.00'ın altına hiç inemedi. Bu arada Kimi, kendini kaybedecek kadar hızlı da gitmiyordu. Yine de bir türlü aradaki 0.2 saniyeyi kapatamadı.
Sekizinci virajda kendine güvenden, dokuzuncu viraja girerkenki frenlemeden ve arka düzlüğün sonundaki büyük duruşta yarım metre geç fren yapmaktan bahsediyoruz. Felipe, momentumu yakalamıştı. Bu onun pisti ve onun hafta sonuydu. Bırakın Kimi Raikkonen'i, o burada Michael Schumacher'i bile hem sıralama turlarında hem de yarışta mağlup etmeyi başarmıştı. Dolayısıyla 2008 de farksız olmalıydı. Sadece hatasız bir sürüş çıkarması gerekecekti.
Cumartesi sabahı, üçüncü antrenman seansı... Hızlı pilotlar, bu kısımda hem S3'te kullanacakları benzini depoya doldurur ve iki set lastik kullanırlar. İlk setiyle (sert) Felipe,
yine çok rahat bir şekilde en hızlı pilot oldu. 1 dk 27.530 sn'lik turu, Kimi'den 0.4 sn, gittikçe
bir tehdit olmaya başlayan Lewis Hamilton'dan 0.2 saniye daha iyiydi. İkinci set lastiğinde, trafiğe yakalandı: 1 dk 27.7 sn. Daha hafif benzinle tur atan tavşanlar, Webber ve Alonso ondan hızlıydı. Ancak S3'te kapışacaklar arasında en hızlı otomobil, yine Felipe'ninkiydi. Üstelik attığı tur, kusursuz olmaktan uzaktı. Yine de bu hız Kimi'yi, daha fazla benzin taşıyarak strateji vasıtasıyla onu mağlup etmeyi düşündürecek kadar iyiydi. Malezya'da bunu başarmıştı; zaten
İstanbul'da bunu denemekten başka bir şansı da yoktu. Şansı yaver giderse Felipe ve Lewis'in ardından, grid'de üçüncü sırayı alabilirdi. Yani gridin temiz tarafından kalkabilirdi.
Ancak o esnada Ferrari, Hamilton/McLaren ikilisinin güçlenmek yerine, kan kaybettiğini bilmiyordu. Sekizinci virajda inanılmaz derecede hızlı olan ve otomobilin altındaki ahşap plakayı aşındırmaya başlayan Lewis Hamilton yüzünden; Bridgestone McLaren'e sıra dışı bir
tavsiyede bulundu. Bu sırada Lewis, S1'deki ilk turunu atmak için hazırlanıyordu. Aslında bu
tavsiyenin geldiği anda, bir bakıma Ferrari'nin yarışı kazanması kesinleşti.
Lewis, üç pit-stop stratejisini kullanmak zorundaydı. Lewis'ten biraz daha yavaş olan Heikki'nin böyle bir derdi yoktu. O da, tıpkı BMW ve Ferrari pilotları gibi iki defa pite girecekti. Felipe, sıralama turlarının ikinci bölümünde en hızlı pilot olamadı. Karşısında bir iki otomobil çıkmış ve dokuzuncu viraj için de, biraz geç fren yapmıştı. Ancak, ortada büyük bir sorun yoktu. Attığı kötü tura rağmen, sadece Kimi Raikkonen ve Robert Kubica'nın gerisindeydi.
S3 mü? S3, tek kelimeyle kusursuzdu. İlk sektörde, otomobil tam olarak olması gereken santimetrekarelerin üzerindeydi. Sekizinci viraj: Harika, neredeyse tam gaz! Üçüncü sektörde
yakaladığı çekiş ve yol tutuş: Mükemmel. 1 dk 27.8 sn, ikinci set lastiğini kullanmadan ilk sıraya yerleşmişti bile. Seansın sonlarında Felipe adındaki İstanbul Park makinesi, o ilk turun aynısını bir daha attı. Tabii azalan benzin yüküyle, derecesi 1 dk 27.6 sn'ye kadar çekilmişti. Heikki, harika bir ikincilik elde ederken; Lewis üçüncülüğe, Kimi ise dördüncülüğe razı oldu. Polde olan Felipe'nin, aynaları kırmızı renkle dolmadan yarışma şansı olacaktı. Ne güzel! Kısacası, İstanbul, Malezya'dan farklı geçecekti...
Yarışta, polden finişe kadar büyük bir sıkıntı yaşamadı. Evet, ilk turlarda Lewis'in sert lastiklerle ulaştığı hız onu biraz tedirgin etti. Tıpkı Kimi gibi Felipe de ilk iki bölümde yumuşak lastikleri tercih etti. Bu seçim Ferrari'nin çekiş-aero üstünlüğünü açıkça ortaya koyuyordu. Hızlı olan diğer tüm pilotlar, sert-sert-yumuşak üçlemesine yönelmişti. Neyse ki, kısa süre sonra Lewis'in deposunun boş olduğu ve üç kere pite gireceği anlaşıldı. Felipe, Lewis'in 23. turdaki
atağına çok da fazla karşı koymadı. Risk almasına gerek yoktu.
Aslında Felipe, o esnada yarıştaki önemli bölümlerden birisini geçiriyordu. McLaren'in, ön kanat ayarları sayesinde ilk sektörde çok hızlı olduğunu gözlemledi. Gri otomobil, Lewis'in istediği yere kolaylıkla oturuyordu. İkinci sektörde iki otomobilin performansı aynıydı. Ama arka düzlüğe çıkıldığında, McLaren'in daha fazla kanat açısı kullandığı anlaşılıyordu. Felipe, rahatlıkla farkı kapatabiliyordu. Şaşırtıcı olan nokta, turun son üç virajında (yani yavaş olan kısımda) kanat ayarlarına rağmen Lewis gaza oturduğunda, McLaren'in ilk sektördeki dengeye ulaşamıyor oluşuydu. O kanat açısına göre, McLaren bu bölümde daha iyi olmalıydı.
Bu arada Kimi Raikkonen, grid'deki dördüncülüğünün kurbanı olmuştu. İlk virajdaki yolun kirli tarafında kaldı ve sıkıştırıldı. İyi bir yarış çıkardı ve Ferrari'nin önden kaymasına alıştıktan sonra, yarışın en hızlı turunu dahi attı. Ama bu harika performanslar, hatta Hamilton'ın uçması bile Felipe Massa'yı engelleyemedi. İstanbul Park adındaki iniş-çıkışlı, zorlu, pilototomobil- lastiğin test edildiği pistte üç senede üç pol pozisyonu ve üç galibiyet elde etmişti.
Daha ne olsun? |