ABD & Karayipler

Özel Hissetmek...

Hem gökyüzü hem de yeryüzünün güzelliğini doyasıya yaşamak istiyorsanız Kaliforniya'daki Post Ranch Inn, tam size göre...

Big Sur, oldukça virajlı Pasifik Sahil Otoyolu takip edildiğinde, Monterey'den güneye doğru 1 saatlik sürüş mesafesinde. Burası, sadece gökyüzünü izlemek için değil, yeryüzünün güzelliklerinin keyfine varmanız için de ideal bir yer. Pasifik Okyanusu'nun dev dalgalarıyla ıslanan sarp kayalıklar üzerinde kurulu Post Ranch'e vardığınızda, bir görevli bagajınızı hibrid motorlu bir Lexus SUV'ye aktarıyor, sizi araca bindiriyor ve kısa bir yolculuktan sonra yerkürenin sınırında asılıymış gibi duran odanıza götürüyor.

Post Ranch, faaliyete geçtiği 1992 yılında, ağaçlarla dolu sarp kayalıkların şekillendirdiği kıyı şeridi boyunca uzanan 30 odalı bir tesisti. 30 oda, o zamanlar Monterey Bölge Planlama Komisyonu'nun (Monterey County Planning Commission) izin verdiği maksimum oda sayısıydı. Komisyon, Big Sur'de Post Ranch'ten önce 20 yıl boyunca yeni bir otelin yapımına
bile onay vermemişti. Resort otelin yöneticileri Bill ve Lucy Post, ancak altı yıl süren uzun uğraşlardan sonra inşaat izni alabildi. Fakat Bölge Planlama Komisyonu'nun yakın zaman
önce gerçekleştirdiği bir toplantıda, Post Ranch, komisyonun çevresel ve estetik beklentilerini fazlasıyla yerine getirdiği için taktir edildi ve 10 ek oda için inşaat izni aldı.

Post Ranch'teki yeni 10 oda, bir bölümünün çatısı çiçek ve çimlerle örtülü olan mevcut odalarla benzer özellikler taşımakla birlikte, onlardan daha yüksek metrekarelere ve daha ileri teknolojiye sahip. Bir düğme yardımıyla otomatik açılıp kapanan perdeler ve dijital müzik sistemleri bu ileri teknoloji ürünlerinden bazıları. Dışarıda, tek sütun üzerine oturtulmuş teraslar, duştan akan suyun geri kazanımıyla elde edilmiş ve yatak odalarının zemin ısıtma sisteminde de kullanılan sıcak suyun doldurduğu küvetler ise gezegenleri ve yıldızları gözlemlemek için yaratılmış en özel mekânlar...

Karda Safari

Grand Teton Ulusal Parkı, Güney Afrika'nın popüler safari şehirlerine taş çıkartıyor. Parkın hemen yanındaki Amangani ise konuklarını farklı bir safariye davet ediyor.

Safari deyince akla Afrika'nın gelmesi kaçınılmaz. Afrika deyince de safarinin beş büyüğünün.
Yani, arslan, leopar, fil, gergedan ve bufalo. ABD'nin Wyoming eyaletinin Jackson kentinde kayak keyfi yaşayacaklar için bir de mini safari imkânı sunuluyor. Kanada geyiği, bizon, dağ arslanları, Amerikan geyiği, kara ayılar ve boz ayılar, Jackson Vadisi'ni çatal boynuzlu geyik, Amerikan antilobu ve yabani kuğu ile paylaşıyorlar. Grand Teton Ulusal Parkı yakınlarındaki
Amangani'nin konukları, bunların tümünü safari gezilerinde dürbünler ve cama monte edilmiş teleskoplar yardımıyla doğal ortamlarında gözlemleyebiliyorlar.

Amangani'nin etrafında da safaridekiler kadar etkileyici manzaralar görmek mümkün. Üç katlı
ve 40 odalı bu muhteşem resort otel, Jackson yakınlarında deniz seviyesinden 2 bin 133 metre
yüksekteki Gros Ventre Tepesi'nde yer alıyor. Konuklar, zemini kuvars taşlarla döşeli havuzdan
ya da Amangani'nin lobisindeki tavandan zemine uzanan pencerelerden bakarak, Grand Teton'daki gün batımı manzaralarının keyfini çıkarıyorlar. Amangani'nin Snake River Vadisi'ne bakan suit odalarında çek-yat koltuklar, arkadan aydınlatmalı sedir ya da köknar duvar kaplamaları, derin küvetler ve yapay kurt kürkleri mevcut.

Konuklar ayrıca, Teton Village'deki resort otele ait kayak merkezinde bulunan Ski Lounge'a
ücretsiz araç servisiyle ulaşabilir. Otele dönüşte yararlanılabilen kayak sonrası aktiviteler arasında ana binanın lobisindeki sallanan koltuklarda dinlenmek ve şömine başında dinlenirken aperatif siparişi vermek de var. Hâlâ harcayacak enerjisi olanlar aerobik seansı için Amangani'nin spor merkezine gidebilir.

Deniz, Spor veya Spa...

Laguna Kumsalı'nın dik yamaçlarında pahalı bir tablo gibi asılı duran Montage Resort & Spa'nın stil sahibi dekorasyonu ve sunduğu ultra konfor insanı cezbediyor.

11 kilometreyi aşan beyaz kumsalı ile Kaliforniya'nın en çekici tatil mekânlarından biri olan Laguna Kumsalı; sadece festivalleri, sanat galerileri, sınırsız eğlencesiyle değil, Montage
Resort & Spa ile de ününe ün katıyor. Heybetli yamaçlardan birine kurulan Montage Resort
& Spa, tabloyu anımsatan görünümüyle adeta bir ressam tarafından keşfedilmeyi bekliyor.
Montage'ın dış görünümü kadar iç tasarımı da büyüleyici. Resort otelin, içinde altı suiti de barındıran toplam 250 odasında konfor için her detay düşünülmüş. Geçen yüzyılın başlarında
sıklıkla kullanılan koyu renkli ağaç mobilyalar, yatak odalarındaki yumuşak yataklar ve yüzde
yüz kaz tüyünden yastıklar...

Her biri özel okyanus manzaralı balkon ve teraslara sahip odaların banyoları da göz alıcı. Rahat bir şekilde duş almayı sağlayan derin banyo küveti mermerden üretilmiş. İrlanda pamuğundan havluları kullanmaya kıyamayacağınızı düşünebilir, uzun tüylü kadife bornozların ipeksi yüzeyleri karşısında şaşırabilirsiniz. 2003 yılında açılan resort otelde, plaja gitmek
isteyen konuklara yönelik Laguna Kumsalı seferleri de düzenleniyor. Resort otelde kalmayı tercih edenler de okyanus manzaralı spor salonunda spor yapabiliyorlar. Montage Resort &
Spa'nın 20 bin metrekarelik bir alanda kurulu Spa merkezinde ise okyanusa nazır özel terapiler sunuluyor. Merkezin 21 tedavi odasında özel masajlar ve yoga seansları da düzenleniyor.

Montage'den ayrılırken aklınızda Pasifik Okyanusunun büyüleciyi manzarasının, damağınızda
da sabah kahvaltılarının ve "The Loft" isimli restoranında sunulan akşam yemeklerinin lezzetinin kalacağını garanti edebiliriz. Resort otelin terasında yer alan Mosaic Bar & Grill'de sunulan ızgaralardan söz etmeyi unutup onlara da haksızlık etmeyelim. James Boyce'un şefliğini üstlendiği Studio Restaurant ise, Amerikan mutfağının en lezzetli yemeklerini sunuyor. Ayrıca lobide yer alan barda da 24 saat canlı şovlar düzenleniyor.

Jazz Çağından Günümüze

The Cloister, deniz kenarında, denizle iç içe bir tatil ve golf anlamına gelebileceği gibi tenis ve squash gibi sporlar için de ideal.

Siyasetçiler, yıldızlar, yazarlar ve iş dünyasının önde gelen simaları... Calvin Coolridge, Henry
Ford, John D. Rockefeller, Eugene O'Neill, Jimmy Stewart, Dwight D. Eisenhower, Hollanda
Kraliçesi Juliana, Margeret Thatcher ve Bill Gates... Yeni resort oteller arasında, konuk listesinde dünyaca ünlü bu isimlerin tümünün yer aldığı tek bir yer var: Georgia Sea Island'daki Cloister. Savannah'nın güneyindeki sahil şeridinde yer alan bu ince kara parçası, 1920'lerde Ohio'lu iş adamı Howard Coffin tarafından satın alındı. Coffin, bu araziyi satın alırken üzerine büyük, lüks bir şehir oteli dikmeyi amaçlıyordu.

Ne var ki Coffin'in kuzeni ve sonraları ortağı olan A.W. Bill Jones, "kırsal alan tarzı"nda bir villa tasarımının, Sea Island'ın konumuyla daha uyumlu olacağı konusunda onu ikna etti. Ortaklar;
Vanderbilt ve Biddle aileleri için, detayların ön planda tutulduğu, Akdeniz tarzı malikanelerle Florida Palm Beach'in tasarımını da gerçekleştiren mimar Addison Mizner'i yanlarına aldılar.

Mizner, özel bir ilgi duyduğu İspanyol mimarisini, Bizans, İtalyan ve Gotik öğelerle harmanlayarak kendi adıyla anılan özgün bir mimari tarz yarattı. Yeni resort otel için Mizner'in önerdiği isim, "manastır" ya da "inziva yeri" anlamına gelen "Cloister"dı. 1928'de açıldığında ise tasarımında onun özgün çizgisi güçlü bir biçimde hissediliyordu. Alelacele inşa edilen ve 440 bin dolara malolan 46 odalı otel, Hearst dergisi editörü Arthur Brisbane tarafından "ülkenin güneşlenme salonu ve oyun alanı" olarak nitelendirilse de, daha büyük bir bina inşa edilinceye kadar geçici olarak kullanılmak amacıyla tasarlanmıştı. Coffin'in 1937'de vefat etmesinden sonra yönetimi devralan Jones, yıkıp yenisini inşa etmek yerine mevcut binayı genişletmeyi tercih etti.

2003 yılına gelindiğinde Cloister bakımsızlıktan harap durumdaydı. Sea Island Co.'nun şimdiki CEO'su ve Yönetim Kurulu Başkanı III. Bill Jones zor bir karar vererek Mizner'in efsanevi sarayını temelinden yıktırdı. Ancak Spanish Lounge'ın bol ışık almasını sağlayan oyma yaprak desenli ve gotik tarzda üç penceresini muhafaza etti. Capone'un vizyonu Mizner'in yer verdiği "Jazz Çağı" öğeleri olan gösterişli ve samimi alanlarla sınırlı kalmıyor, aynı zamanda üst sınıf bir 21'inci yüzyıl resort otelinde görmeyi beklediğimiz tüm lüks öğeleri de içeriyor.

Düşler Oteli

Avrupa şehirlerinden esinlenerek tasarlanan The Arrabelle resort otelinde konaklarken Alpler'de kayak yapmış kadar oluyorsunuz.

The Arrabelle at Vail Square, Batı Amerika'nın milyon dolarlık bir projeyle yenilenen en geniş
kayak alanı Vail'in tam kalbinde yer alıyor. Colorado'nun kar cenneti olarak da tanınan Vail, dünyanın dört bir yanından kayak ve snowboard tutkunlarının son dönemdeki yeni uğrak mekânı. Haksız da değiller, Vail Dağı'nın 2 bin 115 hektarlık arazisinde kayak yapma zevkine kim itiraz edebilir ki? Innsbruck, Prague ve Salzburg gibi Avrupa şehirlerinden esinlenerek inşa edilen The Arrabelle at Vail Square, bu özelliğiyle Avrupa Alpleri'nin ambiyansını Colorado'da sürdürüyor. 250 milyon dolarlık bir bütçeyle oluşturulan resort otel aynı zamanda, Alp Dağları'na özgü lüks resort otelleri yeni bir kimliğe büründürüyor.

The Arrabelle'in Biedermeier tarzında dekore edilmiş 465 metrekarelik 36 odasını cazip kılan
detaylar cibinlikli yatakları ve şömineleri... Yaklaşık 50 tane de özel mülke sahip olan resort otelin kendisini yaptığı işe adamış profesyonel personeli, burayı daha da zevk alacağınız konforlu yaşam alanlarına dönüştürmeyi başarıyor.

The Arrabelle'in özel konutlardan oluşan bölümünde ise iki ya da beş yatak odalı 20 lüks suit
bulunuyor. Bu özel konutlar zarif bir şekilde dekore edilmiş. Bin 486 ile 4 bin 366 metrekarelik
bu konutlarda konaklayanlar, havuz, Spa ve spor merkezi gibi resort otelin sunduğu ayrıcalıklardan faydalanabiliyorlar. Otelin çatısında bulunan iki sıcak havuzun yanı sıra konukları bekleyen bir diğer sürpriz de ana lobiden meydana uzanan alanda yer alan 929 metrekarelik Spa. Burada tarçın, şeker ve yulaf unu içeren masajlar sunuluyor. Arrabelle'in akşamları eğlenceli saatler vaat eden bir barın da bulunduğu Centre V restoranının menüsünü Fransız lezzetleri taçlandırıyor.