Seyahat
Selamlar. Yaz aylarına gelmişken sizlere bu seneki yaz tatilimin başlangıç noktası olan Berlin'i anlatmak istedim.
Berlin bilindiği gibi Doğu ve Batı olarak ayrılmıştı ve Doğu tarafı komünizmle yönetilirken, Batı tarafı demokrasiyle yönetiliyordu. 1990 senesinin sonunda soğuk savaşın bitmesi ve Sovyet Komunizmi'nin çöküşüyle birlikte halk Berlin'i ikiye ayıran duvarı yıkmıştı ve iki taraf seneler sonra birbirine kavuşmuştu. Ancak Doğu Berlin'in komünizmle yönetilmesi nedeniyle birçok yönden Batı Berlin'den geri kalmıştı. Bugün ziyarete gittiğinizde özellikle Doğu Berlin'i yeniden yapılanmış; sanat, kültür, mimari ve eğlence anlamında Avrupa'nın en önemli şehirlerinden biri haline gelmiş olarak göreceksiniz.

2 arkadaş, sürpriz bir kararla kendimizi Berlin'e uçarken bulduk ve başbaşa bir tatil yapmaya karar verdik. Havaalanından şehre giderken dikkatimi çeken ilk şey sembolik olarak Berlin Duvarı'nın belirli bölgelerde parça parça durması oldu.

Otele varmamla birlikte, arkadaşımla hemen yürüyüşe çıkmak üzere hazırlandık. Otelimizin lokasyonuna en yakın çok iyi bilinen NEUE NATIONALGALLERIE'ye gittik. 20. yüzyıl resim ve heykellerinin bulunduğu galeride Picasso, Klee, Kokoschka gibi meşhur artistlerin eserlerini görmek mümkün. Geç saatte vardığım için ilk günde ancak Neue Gallery'ye gidebildik. Akşam yemeğinden önce şehri biraz gezmek istedik ve o anda farkettim ki Berlin gerçekten de sanata çok yatırım yapan bir şehir. Sokakta yürürken bir anda karşınıza Jeff Koons veya Henry Moore gibi önemli güncel sanat artistlerinin heykelleri çıkabilir. Benim en çok etkilendiğim ise kocaman bir göbekte duran, Avrupa'da Hitler zamanında öldürülmüş olan Yahudiler adına yapılmış olan anıtlar. Bu proje Peter Eisenmen'a verilmiş. Çeşitli boy ve büyüklükte olan siyah taşlardan yapılmış olan anıtlar mezar taşını andırıyor. Taşların arasından yürüyebiliyorsunuz ve bazen 3 metreyi bulabiliyor bu taşlar. Gerçekten de tüylerim diken diken oldu gezerken.

Akşam yemeğimizi restaurant dünyasının en prestijli ödülü olan Michelin yıldızı almış MARGAUX'da yedikten sonra gece hayatını keşfetmek için yola koyulduk. Almanlar yaşayış tarzlarından ötürü genelde çok liberal olmalarıyla bilinir. Berlin'de çok genç bir popülasyon olması nedeniyle gece hayatı çok renkli ve değişik. İlk akşam COOKIES'e gittik. House music, Berlin'in her yerine yayılmış durumda. Ben bu tarz müzik çok sevmesem de bütün gece orada kaldık ve Avrupa'nın farklı yerlerinden gelmiş olan bir sürü kişiyle tanıştık. Herkes candan, dostça ve sıcakkanlı. En çok hoşuma giden bu oldu gece gezmelerimde. 2 kişi gidip 10 kişi geceyi bitidiğimiz olmuştur.

Ertesi sabah müzeleri gezmek üzere yola koyulduk. İlk gittiğimiz yer, Bergama'dan Almanya'ya kaçırılmış olan Zeus Tapınağı'nı görmek üzere meşhur PERGAMON MUSEUM oldu. Kocaman bir odada tek başına duran Zeus Tapınağı gerçekten de göz kamaştırıcı. Bir başka inanılmaz eser ise Babylon'un meşhur giriş kapısının yeniden oluşturulmuş hali. O kapının altından sanki Babylon'a giriyormuşsunuz gibi geçtikten sonra Mısır'a ait tarihi kalıntılara ulaşıyorsunuz. Şiddetle gidilmesini tavsiye ettiğim bir müze. Daha sonra yine Yahudiler için yapılmış olan JEWISH MUSEUM'a gittik. İnanılmaz modern inşa edilmiş müzede nefesinizi kesecek sanat eserleri bulunuyor. Yahudi tarihini öğrenmek için Hitler zamanından kalma belgeler, fotoğraflar görmek mümkün. 2 müze gezisinden sonra öğle yemeğimizi yemek üzere Kempinski bünyesinde bulunan HOTEL ADLON'un restaurantına geçtik. Unter den Linden'de bulunan Hotel Adlon'un terasında otururken aynı göbekte bulunan BRADENBURG GATE'ı izlemeye koyulduk. İlk olarak barışı temsil etmesi için inşa edilen masif büyüklükteki kapı bugün iki tarafın birbirine kavuşmasını temsil için orada. Bu bölge aynı zamanda Fransız, İngiliz ve Amerikan konsoloslukları ve DEUTCHE BANK'ın binasını da bulunduruyor. Bütün binalara bakıldığında bir düzen görüyorsunuz. Deutche Bank, Frank Gehry'e bina projesini vermiş, fakat Frank Gehry binanın dış görünümünü çılgın bir şekilde yapmak istediği için devlet düzenini bozmamak nedeniyle izin verilmemiş. Bunun üzerine Frank Gehry de binanın dışını düz ve sade tutarken, içine çılgın bir design yapmış.

Müzeler, kültür gezileri ve öğle yemeğini bitidikten sonra alışveriş için POSTDAMER PLATZ ARCADE'e gittik. Bir sürü dükkanın bulunduğu alışveriş merkezi gayet şık. Orada biraz vakit öldürdükten sonra sinemaya gitmek üzere Postdamer Platz'da bulunan ve yeni inşa edilmiş Sony Center'a gittik. Sinemaya girmeden önce Sony Center'ın çevrelediği açıkhava alanda kahvelerimizi içtik. Yorgun olmamıza rağmen Berlin'i doya doya yaşamak istediğimiz için akşam yine kendimizi sokaklara attık. Yemek için FELIX'i seçtik. Orayı seçmemizin en önemli nedeni yemekten çok aşağıda bulunan gece kulübü idi. Daha önce Nicholas Cage ve Colin Farrell'ın da ziyaret ettiğini orada öğrendik. Türkler'in daha hoşuna gidebilecek tarzda bir yer olduğunu düşünüyorum eğlence için, çünkü diğer kulüplerdeki curcuna burda o derecede yok ve VIP kısmı düzgün ayrılmış.

Sabah uyandığımızda güne, parkta koşarak başlamak istedik. Hem bir gece önceden kalmanın verdiği ağırlığı atmak hem de parkı gezerken bari egzersiz de yapalım amacıyla işe koyulmuşken çok enteresan bir şey görük. Parkın orta yerinde çıplaklar alanı vardı. New York'taki Central Park'ı düşünün ve öyle bir yerde herkesin çıplak olduğunu. Berlin'in ne kadar liberal olduğunu orada tekrar anlamış olduk. Duşumuzu alıp tekrar gezmeye çıktığımızda ilk hedef Parliament Binası idi. Bina kocaman yeşillik bir alanda tek başına etrafa hakim oturuyor. Son derece tarihi olan binaya yeni bir bölüm ekleme projesi, meşhur mimar Norman Foster'a verilmiş ve o da Berlin'in 360 derece görülebileceği camdan bir kubbe yapmış. Binanın en tepesinde hakikaten çok şık duruyor. Parkta oturup biraz güneşin keyfini çıkardıktan sonra günün geri kalanını alışverişe ayırdık. Kesinlikle gidilmesi gereken bölge, Friedrichsrasse'deki QUARTIER 205 ve QUARTIER 207. Bütün markalar, aynı zamanda funky Alman designerlar art deco bir atmosferde toplanmışlar. Giderseniz çok beğeneceğinize eminim. Akşam yemeği için HOTEL DE ROME'un restaurant'ını seçtik. Yeni açılmış olan butik otel inanılmaz şık ve yemekleri de inanılmaz lezzetli. Oradan çıkıp WEEKEND adlı kulübe gittik. İçeri ilk girdiğimizde sıcaktan ve kalabalıktan şok olup çıkmak istesek de iyi ki çıkmamışız, çünkü 5 kat çıktıktan sonra teras katında upuzun bir bar, bütün Berlin manzarası ve güzel insanlarla birlikte bangır bangır olmayan bir müzik bulunca, gecenin sonuna kadar kıpırdamadan orda kaldık ve tabii ki yine bir düzine insanla tanıştık.

Son gün sabah kahvaltısı için otelimizin oda servisini tercih edip arkadaşımla farklı noktalara gitmek üzere tekrar yollara koyulduk. Her sene Berlin'de birkaç gün geçirmeye kesinlikle niyetliyim. İnanın bana Paris'ten sonra Avrupa'da en beğeneceğiniz şehir kesinlikle Berlin.

 

HOTELS

ADLON HOTEL
Unter den Linden 77
+49 30 22610
www.hotel-adlon.com

FOUR SEASONS
Charlottenstrase 49
+49 30 20338

GRAND HYATT
Marlene-Dietrich-Platz 2
+49 30 2553 1234

HOTEL DE ROME
Behrenstrasse 37
+49 30 460 6090
www.hotelderome.com

RITZ CARLTON
Potsdamer Platz 1
+49 30 337 777

RESTAURANTS / CLUBS

MARGAUX
Linter den Linden 78, Eingang Wilhelmstrasse
+49 30 2265 2611

FELIX
Behrenstrasse 72, ADLONPALAİS

PARİS-MOSKAU
Alt-Moabit 141
+49 30 3942 081

WEEKEND
Alexanderplatz 5

COOKIES
Friedrichstrasse. / Unter den Linden