Seyahat
Her yaz olduğu gibi bu yaz da tatile, yine birçok program yaparak başlamıştım. Geçen aydan bildiğiniz gibi, ilk Toskana ve Roma'da durakladıktan sonra bir arkadaşımın düğünü için 4 günlüğüne İstanbul'a geldim hemen arkasından da bavulumu toplayıp Mykonos'un yolunu tuttum.

Mykonos sonrası St. Tropez, Formentera ve Sardinia'ya gitmeyi planlarken bütün planlarımı bozup tam 1 ay Yunanistan'da kalmaya ve oradaki arkadaşlarımla adaları gezmeye karar verdim.

Seyahatimizin ilk ayağı Mykonos'da başladı. Eminim birçoğunuz bu çılgın adayı duymuştur. Hem Türkiye'ye yakınlığı hem de son senelerde bizdeki popülerliği sizi oraya atmış bile olabilir. Evangelo, Stefano ve Zoe adlarındaki 3 arkadaşımla 1 hafta kalmak üzere Stefano'nun evine yerleştik. Tabii evde sadece dördümüz değildik. Stefano'nun 2 kız kardeşi, onların 4 arkadaşı ve bir de anneyi sayarsak toplam 11 kişi curcuna ve eğlence halinde yedik, içtik ve uyumaya çalıştık. Hepimizin ayık olduğu zamanlar sayılı olduğundan evdeki komiklikleri anlatmakla bitiremem. Ben ve Evangelo hemen evin giriş kapısına yakın olan merdivenlerin ordaki odayı seçtik. Hem evin geri kalan ahalisine yeterince uzak hem de eve sarhoş dönüşlerimizde bize yolu uzatmayacak kadar girişe yakın. O merdivenler sabaha karşı 6'da herkesin buluşma noktası olup eğlenceyi devam ettirme yeri de olduğundan genelde bizim odada 3-4 kişi kalındı aslında.

Mykonos'tayken benim favori 2 tane plajım vardı. Biri Saru'da bulunan NAMMOS hem restaurant'ı var hem herkes oraya gidip insanları izleyebiliyor hem denize giriyor hem de full servis yemek ve içkiye ulaşabiliyor. Bir diğeri ise çok az kişinin gittiği, kimseyi görmek istemediğiniz günlere ideal olan! Hemen orada kilisenin yanında ufacık klasik Yunan tavernasında da inanılmaz lezzetli meze tarzı soğuk antreler ve kocaman bir pork chop (domuz yemiyorsanız tavuk da seçebilirsiniz) yemenizi tavsiye ederim. Enerjimiz olduğu günlerde NAMMOS'a gidip dağıttık, olmadığında ise herhangi bir beach'e gittik ve orada sadece denizin ve doğanın keyfini çıkardık. Siz de giderseniz ya araba ya da tekne kiralayıp koy koy gezip en beğendiğiniz yerde kalabilirsiniz. Akşamları genelde yemek kısmını atladık ve gece öncesi 'power nap' yapmaya çalıştık. Ama 2 tane yeri atlamamanızı tavsiye ederim yemek için. Biri SEA SATIN. Yine klasik Yunan mezeleri, balık yiyebileceğiniz Sea Satin aynı zamanda ilerleyen saatlerde yüksek müziği ve herkesin dansetmesiyle klasik Yunan eğlence tarzına dönüyor. Bir diğer yer ise KOO. Açıkçası yemesi, içmesi rahat ve gece kulübü ASTRA'ya olan yakınlığından dolayı bir akşam oraya gitmeyi seçtik. Koo da oldukça eğlenceli ve hareketli. Eğer canınınz sushi çekerse BELVEDERE Oteli'nin içinde NOBU var. Biz bir akşam gittik ama Yunanistan'dayken o tarz yerlerden kaçınıp asıl yerel yemekleri yemenizi tavsiye ederim. Gece kulübü olarak da her akşam mutlaka ASTRA'da bulduk kendimizi bir saatten sonra. Genelde bizim bütün Yunanlı arkadaşlarla buluşma noktası orası oluyordu bir saatten sonra. İlk gittiğimiz birkaç gün farklı özel aktivitelerle doluydu. Asıl Mykonos tatilimizin nedeni olan meşhur Kessaris kuyumcusunun düzenlediği DE Grisogono partisi de varmamızın 2. günü oldu. De Grisogono'nun sahibi çok yakın arkadaşımız olması nedeniyle Mykonos'taki tarihlerimizi ona göre ayarlamıştık. Partide yaklaşık 400 belki 500 kişi vardı ve herkes bütün akşam çok eğlendi. Biz daha sonra eve dönüp bizim merdivenlerde devam ettik. Sabah zar zor kalkıp Stefano'nun babasının daveti üzerine öğle yemeği için tekneye gidip orda hem güneşlendik hem de dinlendik ve akşama kadar karaya çıkmamaya karar verdik çünkü yine özel bir parti düzenlendiğinden enerjimizi toplamaya odaklandık. O akşam şehre 20-25 dakika uzaklıkta bir yerde düzenlenen KÜBA temalı partide yine bütün tanıdıklarımızla birlikte, yaklaşık 20 kişilik grubumuz, eğlenceyi son sürat devam ettirdik. Kübalı dansçılar ve müziklerin olduğu partide ilerleyen saatlerde farklı 2 dj çıkıp hepimizi havaya soktu. Ordan Astra'ya en son da adı Türkçe olan GÜZEL'e uğrayıp evimize geri döndük.

Mykonos'a gidip de mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri de CAPRICE. Akşamüstleri beach sonrası gün batımını izlemeye ve yanında 1-2 kokteyl içmeye kesinlikle gitmelisiniz. Sol tarafınızda yel değirmenleri, sağ tarafınızda denizin hemen üstüne dizilmiş evler, ortada dizi dizi barlar (Caprice de bunlardan biri) gün batımını izlemek gerçekten çok keyifli. Hemen arkasından merkezde gezintiye çıkıp birkaç parça alışveriş de yapabilirsiniz. 1 hafta boyunca kendimizi eğlenceden yorduktan sonra Atina'ya dönüşe geçtik. Atina'da yazları insanlar genelde Glyfada ya da Vouliagmeni bölgesinde kalıyor. Evangelo'nun evi de Vouliagmeni'de. St Tropez öncesi arada 5 gün dinlenme süremiz vardı ve ben de oranın en iyi oteli olan ASTİR'de kalmaya ve 4 gün boyunca oteli terk etmeden detox yapmaya karar verdim. Evangelo da bana katıldı. Bütün gün denizinde güneşlenip, kitap okuyup, akşamüstleri spor, masaj ve odada film izleyerek vakit geçirdik. Tam St Tropez'ye hazırlanıyorduk ki Socrates adında bir arkadaşımız bizi ANTİPAROS adasına davet etti. Orada olacak bir partiyi kaçırmamamız gerektiğine bizi ikna ettikten sonra kendimizi Antiparos'ta bulduk. Paros'un karşısındaki bu ufak adada sadece 1 tane main street var ve bir sürü güzel beach tabii ki. Eğer tanıdıklarla gitmiyorsanız 3 günden fazla çekilmez belki de ama biz 30'u aşan arkadaş grubumuzla tekneleri yan yana bağlayıp her günün keyfini çıkardık, akşamları da asıl caddenin sonunda bulunan 3-4 tane barda eğlendik. Gerçekten de çok güzel ve oldukça bohem olan bu ada aslında çocuklu aileler için ideal, o yüzden özellikle tavsiye ederim. Oradaki partiyi de atlattıktan sonra ben yine kendimi Vouliagmeni'ye atmaya karar verdim. Yine otelimizi arayıp oda ayarladıktan sonra Yunanistan'a gelmiş olan diğer arkadaşlarımızla buluşup o akşam yemeğe ISLAND'a gittik. Geçen sene de gittiğim Island yine gençlerin tercih ettiği eğlenceli restaurant/bar. Ben şahsen her Atina'ya gidişimde arkadaşımın Apollo'nun sahibi olduğu Glyfada'da bulunan CAFÉ BALUX'a mutlaka uğrarım. Yan yana 4-5 farklı mekanın sahibi olması ve her birinin farklı tarzda eğlenceye hitab etmesi bize çok uygun oluyor. Café Balux'ta bir şeyler içip yedikten sonra (her gece mutlaka kalabalık ve loung tarzı), istenilirse yan tarafta bangır bangır müziği olan gece kulübüne ya da hemen onun yanında iç mekanda olan Yunan pavyonuna canlı şarkı dinleyip çiçek atmaya uğranabilinir. Ya da bu sene yeni açtığı ve benim en çok beğendiğim hakikaten özenle dizayn edilmiş olan HOUSE PROJECT de yemeğinizi yiyip, isterseniz kütüphanesine uğrayıp ya da Playstation oynayıp, barında birkaç şey içtikten sonra hemen ordan yana geçip dj'le günümüzün şarkılarına dans eden genç kalabalıkla gecenizi bitirebilirsiniz. Tabii bütün bu eğlence yerleri Atina'nın merkezinin yarım saat, kırk dakika dışında. Eğer Kolonaki ya da Kiffisia bölgelerine (oranın Etiler ve Nişantaşı'sı gibi) yakın yerde kalacak olursanız (ki bu durumda Hotel Grand Bretagne'de kalmanızı özellikle tavsiye ederim) akşam yemeği ve gezmesi için yazın en uygun olanı VİLLA MERCEDES.

Neyse biz Atina'da gündüzleri yine deniz güneş yapıp, akşamları da bu saydığım mekanlardan birine gittik. 4 gün sonra ise yine bir adaya gitmek üzere havaalanının yolunu tuttuk. Bu sefer SKİATHOS'ta 1 haftalık eğlence turuna başladık. Mykonos ve Antiparos'un tam tersine yemyeşil olan bu ada hem çok hareketli hem de koyları birbirinden güzel. Estetik açıdan benim favorim burası oldu. Yapabileceğiniz en iyi şey ufak bir tekne kiralayıp gündüzleri adanın etrafında gezip arabayla ulaşılamayacak sahilleri bulmak ve oranın keyfini çıkarmak. Denizin rengi, sahillerin kalitesi anlatılamayacak kadar güzel. Akşamları ise Yunan Tavernası veya Port'a yakın olan TAPAS BAR'da bir şeyler yiyip hemen Port'ta yanyana dizilmiş barlarda takılabilirsiniz. Biz her gece sahibinin arkadaşımız olduğu ve bence en kalitelisi olan CASABLANCA'ya gittik. Zaten diğer her bar da onun yanına dizilmiş kalabalık her çeşit insan, müzik, muhabbet oranın keyfini çıkartıyor. Biz her akşam 30 a yakın kişi zaten bayağı bir yer kapladık. Daha sonra after hour yerlerine de gitmedik değil. BBC ya da MYNT sabah 6 -7'ye kadar kalabileceğiniz 2 seçenek. Kalınacak yer olarak da ev kiralayabilirsiniz ya da bir sürü otelden birini seçebilirsiniz. Bunlardan en meşhur 2 tanesi AEGEAN SUİTES VE PRINCESS HOTEL. Ama daha ufak olan sürüyle otel var onların kalitesi de fena sayılmaz. Skiathos'ta 1 hafta yine eğlence ve denizin tam tadına vardıktan sonra ben artık İstanbul'a dönmeye ve Ağustos ayında buraya gelecek olan misafirlerim için ön hazırlık yapmaya karar verdim.

Sonuç olarak diğer planlarımı uygulayamamış oldum ama hiç de aklım kalmadı, değişik daha önce yapmadığım şekilde bol bol gezdim ve yakın arkadaşlarımla koca bir ayı birlikte hiç ayrılmadan geçirdim. Eğer yolunuz Yunanistan'a düşerse yaz aylarında kesinlikle 3-4 tane ada ziyaret etmeden dönmeyin. Her biri farklı güzellikte olan adaları çok beğeneceğinize eminim.