Yoldaki F1 Teknolojisi
Raikkonen ya da Massa'nın otomobilindeki en zekice parçalar, Ferrari'nin yol otomobillerine nasıl adapte ediliyor? F1 Racing, bu sorunun cevabını bulmak için Şahlanan At'ın merkezine gitti.

1 - Ferrari'nin yarış ve yol otomobillerinin geliştirme programlarının paralel yürütülmesi sayesinde, 430 Scuderia F2008'e çok yakın bir otomobil olarak ortaya çıkmış.

2 - Kulakçıklı vites değiştirme ve vites kutusu sistemleri F2008'den alınmış. Frenlerdeki kayıp enerjinin geri kazanılması (KERS), firmanın gündeminde.

3 - Ferrari'yi biliyorsanız, bu şeritlerin bile 430 Scuderia'nın performansını arttıracağını tahmin ediyorsunuzdur...

"F1'in duygularını yol otomobiline taşımayı seviyorum. Bu takımın çabasının bir ürünü." Luca Badoer

Yolda kullanılan yarış otomobilleri mi? Evet, tahmin edebileceğiniz gibi Ferrari bu konuda çok iddialı. Her geçen gün pistte elde ettiği verileri çok iyi analiz ederek binek otomobillerine aktarmaya çalışıyorlar.

Ferrari F1 otomobilleriyle GT sınıfı yol otomobilleri arasındaki teknoloji transferinden sorumlu olan Amedeo Visconti, gülerek söze başlıyor: "Kurucumuz Enzo Ferrari, yarışmak için sadece para kazanmak istemişti. Bu ruh, günümüzde hâlâ canlı ancak ortaklarımız bu felsefeye tam olarak katılmıyorlar! Başlangıçtan beri, yarış pistinden yola teknoloji transferi, her zaman bizde var oldu. Bu ikisi, zaten Ferrari'nin birbirine yakın olan iki ruhunu simgeliyor."

V8 motorun sesini fark etmemek imkansız. Motorun çığlıkları, duvarlar ve binalar arasında yankılanıp ortalığı inletiyor. Bugün duyduğumuz ses 19.000 d/d çeviren F1 motoruna ait değil ama; daha tok, otomobil bir virajdan öbürüne atılırken artan veya azalan bir ses. Sürücü frenlere yükleniyor ve bang, bang, bang; üç tane 60 milisaniyelik vites düşürme işlemi gerçekleşiyor. Yani göz açıp kapamanızdan daha kısa bir süre bu. Sonra yeniden gaz kükrüyor ve otomobil pitlerin önünden geçerek yeni turuna başlıyor. Michael Schumacher tarafından geliştirilen, kemiklerine kadar yarışçı olan ve Şahlanan At armasını taşıyan bütün otomobillerin F1 genlerine sahip olduğu gerçeğini bir kere daha kanıtlayan bebek; yani Ferrari 430 Scuderia.

Ferrari'nin test pilotu Luca Badoer'i dinliyoruz: "Bu gerçek bir takım çalışmasının ürünü. Evet arada hız farkı var; F1'de her iki haftada bir yeni yarışımız olduğu için, her şey süper hızlı bir şekilde gelişir. Ama yol otomobillerini test ederken bile, Bay Montezemelo'nun baskısını hissederiz. Formula 1 testlerinden sonra bizi çağırır. Aynı tutkuyla, yol otomobillerine transfer edilebilecek parçalarla ilgili görüşlerimizi sorar. Kişisel olarak, F1'in performansının yarattığı duyguları yol otomobiline taşımayı çok seviyorum. Örneğin, yarı otomatik vites kutusunun hızını ele alalım. Bu üniteyi çok seviyorum, çünkü aldığım his, F1 otomobiline çok yakın."

Visconti, aynı yerden devam ediyor: "Bu yarı otomatik vites kutusu, F1'den öğrendiğimiz en büyük derslerden birisi. Yarış takımı için proje, 1980'lerin ilk yıllarında başladı. Ama konsept düzgün çalışmıyordu. Nihayet 1989'da F1 takımı sistemi kullanmaya başladı ve yarış galibiyetleri geldi. Ama insanlar, bu sistemin yol otomobillerinde kullanılabileceğini düşünmemişlerdi. Başlangıçta ticari departmanımız konuya şüpheyle yaklaşsa da, sattığımız otomobillerin yüzde 70'inden fazlası F1 vites kutusuna sahip. Açıkçası, bu kadar büyük bir başarı beklenmiyordu..."

Yarışların, teknoloji geliştirdiği klişesi, otomotiv endüstrisinin kendisi kadar eski olan bir söz. Aslında sadece bir söz değil, bir gerçek diyelim. Ama günümüzdeki teknoloji transferi, yarış otomobiline plaka takıldığı eski yıllarda olduğu kadar basit değil. Artık devasa yarış programlarının desteklenmesi için, firmaların uygun pazarlama stratejilerini kullanıp başarıya ulaşmaları gerekiyor. Ferrari, bu konunun üzerinde en çok duran firmalardan birisi.

Söz yine Visconti'de: "90'ların sonunda Bay Montezemelo, yarışlar için bu kadar çok para harcandığına göre, sadece şansın yardımıyla değil, sağlam bir altyapı sayesinde bu birikimden kâr edilmesi gerektiğini söyledi bize. Yol ve yarış otomobillerinde çalışan herkese, işbirliği için çok kesin talimatlar verildi. Sonuçta gizliliğin de korunabilmesi için yol ve yarış departmanlarında çalışan mühendislerden oluşan bir grup kuruldu. Onlara verilen görev, F1 programını başka bir bakış açısı ve taze fikirlerle inceleyip, yol otomobillerine uygulanabilecek mühendislik çalışmalarının keşfedilmesiydi. Tabii ki, bu mühendisler dünyadaki en iyi test pilotlarından bazılarına sahiptiler.

Bu sözlerin ardından tecrübeli test pilotu Badoer'i tekrar dinliyoruz: "1997'den beri Ferrari'de çalışıyorum ve o tarihten bu yana üretilen tüm projelerde çalıştım. Enzo'nun, F1 teknolojisini normal insanlar tarafından kullanılabilmesini sağlamak için çalıştığımı hatırlıyorum. Otomobil 660 beygir gücündeydi ve doğrudan F1 teknolojisinden alınmış olan karbon seramik frenlerin kullanıldığı ilk otomobildi. Test pilotları olarak bizim işe yaptığımız katkı, F1 ve yol otomobillerinin arasındaki teknoloji transferi ve paralellikleri arttırdı. Bir Ferrari yol otomobili mutlak bir performans hissinin yanı sıra, konfor, eğlenceli sürüş ve güvenliğe de sahip olmalı. Benim işim, mühendisler ile birlikte geliştirme çalışmalarına katılarak, bu karakteristiklerin yaratılması için gereken geri dönüşümleri vermek."

Tüm bunlar göz önüne alındığında, F1 çalışmasının en basit anlatımla firmanın bilgilerini arttırdığı bir laboratuar olduğu söylenebilir. Buradaki mücadele, F1 takımı tarafından geliştirilen ve tek amacı performans artışı olan konseptlerin, yeniden yorumlanarak masrafların önemli olduğu gerçek dünyada kullanılabilmesini sağlayabilmek.

Visconti, tekrar anlatmaya başlıyor: "Aynı fikirleri kullandık, ama uygulamalarımız farklı oldu. Aslında çözümlerimizin çok daha zekice olması gerekiyor. Örneğin vites kutusu yazılımını ele alalım. Performansın tuningi için sadece %5 oranında bir çaba harcarken, %95'lik çalışma sistemin seri üretimde çalıştırılabilmesi için yapılıyor. Durum, sadece bir pilotun kullandığı bir otomobil için performans aradığınız F1'deki gibi değil. Tüm sistemler, otomobilin sürücüsü kim veya şartlar ne olursa olsun, kusursuz şekilde çalışmalı."

Ferrari, her zaman sadece spor otomobiller üretti ve sadece spor otomobiller üretmeye devam edecek. Maranello'daki ünlü fabrikanın kapısından içeri girerken, insanın aklına bu felsefe geliyor. Her şey iyi, güzel de, petrol fiyatlarının ve çevresel kaygıların her geçen gün arttığı bir ortamda, geleceğin spor otomobilleri nasıl olacak? Aslında F1 otomobili gibi olacaklar. Yani bir bakıma!

Luca di Montezemelo, Ferrari'nin yol otomobillerinin yakıt etkinliğini 2012'ye kadar %40 oranında azaltmak için, çok katı bir hedef koydu. Bu da, FIA'nın 2015'e kadar benzin tüketim değerlerini yarıya indirme hedefiyle örtüşüyor. Hafif malzemelerle birlikte F1'de yapılan çalışmalar, bu açıdan çok faydalı olacak. Daha hafif bir otomobil demek, güç/ağırlık dengesini aynı tutabilmek için gereken daha az güç demek. Böylece motorların hacimleri düşürülürken, emisyon değerleri de azalmış olacak. Tüm bu gelişmeler, F1'in sadece saf performans değil, aynı zamanda etkili performans konusunda da zirvede olmasını sağlayacak.

Söz yine Visconti'de: "F1 mühendisleri, otomobillerini gelişimi için ağırlık azaltımını sonuna kadar zorluyorlar. Daha hafif parçalar üreterek, daha fazla safra kullanılmasını ve bu sayede performansın geliştirilmesini sağlıyorlar. Hatta F1'de 2009'dan itibaren serbest bırakılacak olan tartışmalı KERS sistemi bile, Ferrari'nin yol otomobillerinde kullanılabilir. F1'deki sistem, frenleme esnasında ortaya çıkan çok büyük enerjinin, bir kısmının KERS ile geri kazanılması için tasarlanmış. Yol otomobilinde, frenleme esnasında o kadar büyük bir enerji ortaya çıkmasa da, bu fikri takip ederek yol otomobilleri için bir şeyler tasarlayabiliriz."

Hacmi düşürülen motorlar ve emisyon kontrolü, Ferrari'nin geleneklerine ve F1'in var oluş amacına çok uymuyor, öyle değil mi? Pratikte faydalı olabilecek bu uygulamalar, Ferrari'nin ruhundan neler götürecek acaba? Ferrari'nin rakiplerinden daha güçsüz bir otomobil üreteceğini duyunca Enzo'nun mezarında kemikleri sızlamaz mı acaba?
Visconti gülerek söze giriyor: "Bay Ferrari ile hiç tanışmadığım için, sadece tahmin yürütebilirim... Ama herkes onun çok zeki bir adam olduğunu söylüyor. Zeki adamlar, fikirlerini değiştirebilen adamlardır. Örneğin o, bir zamanlar motorun önde olması gerektiğini söylemiş, çünkü at her zaman arabanın önünde olurmuş. Ama arkadan motorlu otomobillerin yarış kazanmaya başladığını gördüğünde, o da motorun arkaya alınmasını istemiş."

Pragmatik mühendislik, her zaman Ferrari'nin öncelikleri arsında yer aldı. Otomobiller kazanacak kadar hızlıydılar ve aynı zamanda eski Nürburgring, Monza'nın eğimi veya Targa Florio'nun zorlu yolarına dayanacak kadar sağlamdılar. 1947'de Maranello'daki modern fabrikadan çıkan ilk otomobilde 1.5 litrelik bir V12 motoru vardı. Neredeyse minyatür sayılabilecek kadar ufak olan bu motorun ürettiği 120 beygir, otomobili 210 km/s'ye çıkarmaya yetiyordu. Geleceğin önüne çıkaracağı mücadelelerden başarıyla ayrılması için, belki de Ferrari'nin en başa dönerek, o zamanlar olduğu gibi ufak, etkili ve ruha sahip motorlar üretmesi gerekecek.