| Beşiktaş'tan Nişantaşı'na doğru yol alırken yüzünüze çarpan tarih kokusundan keyif almamanız neredeyse olanaksız. Burası, 1875'te Sultan Abdülaziz'in emriyle saray çalışanları için yaptırılan, kendine has özelliklere sahip 'sıraevleri' barındırıyor. İşte semtin bu evleri, beni de her defasında tarihi bir yolculuğa çıkarmaya başarıyor. Yapılar, harap halleriyle bile insanda derin bir merak uyandırıyor. Ne var ki, evlerin 'yorgun' düşen yüzlerine makyaj yapılma vakti çoktan gelmişti. Büyük bir alana yayılmış olan evlerin yenileme çalışmaları, binaların üzerine çekilen perdelerin gerisinde uzunca bir zaman sürdü. Gün gelip perdeler indirildiğindeyse ortaya çıkan sonuç, gören herkesi şaşırtacak kadar güzeldi.
Akaretler, yeni görünümüne kavuşalı çok olmadı. 19 Mart 2008'de işadamı Serdar Bilgili'nin yenilediği Sıraevler projesinin açılışı gerçekleştirildi. Şair Nedim ve Spor Caddeleri boyunca yan yana dizili üç katlı evler, proje gereği lüks markaların butiklerine, restoran ve kafelere, altı bloktan oluşan bir rezidansa ev sahipliği yapacaktı. Ancak Akaretler, açılışının yapıldığı gün hâlâ inşaat sahası halindeydi. Markaların çoğunun butiği hizmete girmemiş, restoran ve kafelerle yürütülen anlaşmaların hepsi tamamlanmamıştı. Değişim tam anlamıyla yaz sonunda hissedilebilecekti. Ben de büyük bir heyecanla bu zamanı bekledim. Beklenen an geldiğinde 'yeni' Akaretler'i keşfetmek için hazırdım...
Yola koyulduğumda, İstanbul'da oldukça sıcak geçen Ağustos ayının son günleri yaşanıyordu. İstanbul'un bu yeni lüks tapınağının girişine ulaştığımdaysa karşılaştığım manzara bunaltıcı sıcağı hemen unutturuverdi. Paris'in Champs Elysees'sine taş çıkartacak kadar güzelleşmiş, tarihi ve çağdaş yaşamı birleştiren 'neobohem' bir yaşam merkezinde buldum kendimi. Sıraevler, Türkiye'ye ilk kez giriş yapan 'avantgarde' markalar sayesinde lüks tüketime de yeni bir boyut kazandırmıştı. Bahçeli daireleri, çatı dubleksleri, stüdyo ve tek katlı olmak üzere farklı büyüklükte 56 daireden oluşan rezidansı, 34 adet butiği, 450 araç kapasiteli otoparkı, aralarında Spice Market, Pastarito, It is a Joke ve Cafe City'nin bulunduğu altı cafe ve restoranıyla tam anlamıyla keşfedilmeye hazır hale gelmişti. Ben de hiç vakit kaybetmeden öyle yaptım zaten. Ve Akaretler'i keşfe koyuldum.
Akaretler'in göbeğinde ilk gözüme çarpan Avrupa'daki ilk şubesini İstanbul'da açmayı tercih eden W Hotel. Caddenin sağ tarafındaki ilk ev ise, İtalyan mutfağının dünyaca ünlü restoran zincirlerinden Pastarito'ya ait. Bu zinciri Türkiye'yle tanıştıransa eski bir televizyoncu: Ebru Keser Erda. Pastarito'nun bahçe katına doğru ilerlerken ahşap, taş ve ferforjenin hâkim olduğu dekorasyona takılıyor gözlerim. Erda, büyük bir keyifle dekorasyonu, iki aylık İtalya turunun sonunda gerçekleştirdiğini söylüyor. Masaların üzerindeki mumluklardan orijinal karabiber öğütücülerine kadar her şey İtalya'dan özel olarak getirtilmiş. Bahçe katında, mermer masalara bembeyaz kumaşlarla döşeli sandalyeler eşlik ediyor. Arnavutkaldırımı zeminin üzerine bir de mermer çeşme yerleştirilmiş.
Mönüsü asırlık İtalyan tariflerinden oluşan Pastarito'nun, Akdeniz mutfağına dayalı özel yemeklerini tatmaya başlıyoruz. Özel gecelerin de organize edilebileceği, İtalya'nın tarihi mekânlarını anımsatan bu bahçenin, pek çok müdavim yaratacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Pastarito'nın ardından sıra, bu çekici İtalyan'ın komşularını dolaşmaya geliyor. Pastarito'nun hemen yanından başlayıp yokuşun bitimine kadar sıralanan 13 butik Beymen'e ait. 7.5 milyon dolarlık yatırımla altı ayda tamamlanan bu butikler, Beymen mağazalarında yer alan dünyaca ünlü 13 lüks markayı satışa sunuyor. Beymen mağazalarındaki satış grafikleri dikkate alınarak seçilen bu markalar Alberta Ferreti, Berluti, Bottega Veneta, Chloe, Corneliani, Dsquared, Etro, Jimmy Choo, Lanvin, Marc Jacobs, Marc by Marc Jacobs, Marni ve Sergio Rossi...
Farklı kreasyonları ve sade tasarımlarıyla her zevke hitap eden modellerin yer aldığı her butikte farklı farklı 'koku'lar soluyorum. Her butik, markaların kişiliğini ve stilini yansıtmayı başarıyor. En çok da Alberta Ferreti'den etkileniyorum. Markanın 'cool' kimliği Akaretler'in tarihi dokusuyla ustalıkla örtüşüyor.
Caddenin karşısına geçtiğimde dikkatimi çeken bir diğer mağaza Caroline Koç'un Haremlique'i oluyor. Ev tekstili ürünlerinin satıldığı Haremlique, iki temel ürünün satışına odaklanıyor: Çarşaf ve havlu. Yan ürün olarak da yatak örtüleri, kaşmir yastıklar ve battaniyeler göze çarpıyor. Haremlique'in bir diğer özelliği de burada satılan ürünlerin aynı zamanda koleksiyonlarının da yapılabilmesi... Bu mantık doğrultusunda mağazada satışa sunulan ürünler arasında envai çeşit sabunlar, mumlar, oda spreyleri, hatta ve hatta Türk kahveleri yer alıyor. Geleneksel Türk kahvelerinin yanı sıra damla sakızlı, çikolatalı ve tarçınlı olanların bir hayli rağbet gördüğünü öğreniyorum.
Haremlique'in yan komşusu Nuxx. Mobilyadan aydınlatmaya, ev ve ofis aksesuvarlarından dekoratif objelere kadar orijinal ürünler sunan Nuxx, W İstanbul'un bünyesinde faaliyet gösteriyor. Tıpkı hemen yanındaki Mandarina Duck gibi. Valiz ve çanta koleksiyonlarıyla öne çıkan marka, kısa bir süre öncesine kadar Nuxx mağazalarında satışa sunulsa da İstanbul'un yeni gözdesi Akaretler'de kendisine ayrı bir butik açma imkânı yakalamış.
Mandarina Duck'tan çıkıp Türkiye'deki ilk mağazasını Akaretler'de açan Piaget'ye giriyorum. Kapının tam karşısında, boynunda elmas ve pırlantalarla kaplı gerdanlık bulunan bir büst selamlıyor beni. Burası, aynı zamanda Piaget'nin sadece kendi mağazalarında sunmak üzere geliştirdiği sınırlı ve birbirinden özel modellerin satışını da gerçekleştiriyor.
Göz alıcı mücevherlerin ardından dünyanın en lüks ve en pahalı cep telefonlarını üreten Vertu'ya uğramadan olmaz. Butikten içeri girer girmez markanın kreatif direktörü Frank Nuovo'nun bir sözünü anımsıyorum. Siyahın gizemli bir renk olduğunu düşünen Nuovo, lüksün renginin de siyah olduğunu belirtiyordu. Akaretler'deki Vertu butiği baştan aşağıya siyaha bürünmüş. Bir yandan siyahın lüksle buluştuğunda daha da asilleştiğini düşünüyor, diğer yandan da fiyatları yaklaşık 4 bin euro'dan başlayan 'rengârenk ve ışıltılı Vertu'lara göz atıyorum.
Akaretler'de butiği bulunan bir başka marka da Sevan Bıçakçı... Daha içeriye girmeden vitrinindeki devasa mermer bloklar ve bunların arasına yerleştirilen yüzükler gözüme ilişiyor. Ancak butiğin içinin vitrinden daha da gösterişli olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. İçerisi, Bıçakçı'nın Osmanlı ve Türk motifleriyle bezenmiş mücevherlerine yakışır bir biçimde tasarlanmış. Bıçakçı'nın ardından tasarımı sadece bir kelime olmaktan çıkarıp hayatımızın bir parçası haline getirmeyi başaran Haaz'a giriyorum. Butiğin içinde James Jean'in fantastik bir bahar kurgusundan yola çıkarak hazırladığı, "Flower Heads" karakterlerinin yer aldığı duvar enstalasyonunu inceliyorum. Doğrusu burası oldukça "haz" veriyor.
Sıra Akaretler'de her iki caddenin çatalağzına konumlandırılan W İstanbul'a geliyor. 40 sıraevin birleştirilmesiyle oluşturulan W İstanbul'un iç tasarımı Geomim'den Mahmut Anlar'a ait. Evlerin doğal dokuları bozulmadan restore edilen otelde, 29'u suit olmak üzere 134 oda bulunuyor. Otelde ayrıca WOW ve Extreme WOW isimleri altında iki tane de kral dairesi var. Bu dairelerin gecelik fiyatı 9 bin 800 euro.
W İstanbul'un içinde New York Meatpacking District'den sonra ikinci şubesini İstanbul'da açan Uzakdoğu restoranı Spice Market da yer alıyor. W İstanbul'un Akaretler'e kazandırdığı ayrıcalıklı bir hizmeti daha var. Sıraevler içinde yer alan rezidanslara yönelik sunduğu 'house-keeping' servisi. Otel, Akaretler'deki toplam 80 konuta 24 saat boyunca oda servisi hizmeti veriyor.
Rezidans sahiplerinin kendilerini burada oldukça "ayrıcalıklı" hissedeceklerini düşünürken, Sıraevler'in büyülü atmosferinin beni yorduğunu fark ediyorum. Kısa bir molanın ardından, Akaretler'deki son durağım olan Catherine Malandrino'yu keşfe koyuluyorum. Bu ünlü Fransız, Akaretler'de kendisine 120 metrekarelik bir alan yaratmış. Başta çanta, kemer, ayakkabı ve mücevher olmak üzere bir kadını etkileyecek birbirinden şık aksesuvarlar sunuyor.
Uzun bir günün ardından Akaretler'in alışverişin kapalı mekânlardan caddeye taşımasının keyfiyle yorgunluğumu unutuyorum. Bu haliyle Akaretler, şimdiden İstanbul'da lüksün yeni adresi olmayı başarmış demek abartılı olmasa gerek.
Yazı: Gülay Koç |