| ABD başkanlık seçimlerini Barack Obama'nın kazanması, sadece bu ülkede değil tüm dünyada büyük bir değişimin habercisi olarak algılandı. Obama, gerek ekonomik politikaların değişmesi, gerek toplumsal dayanışmanın yeniden sağlanması, gerekse hegemonik güçlere karşı tepkilerin husumete dönüşmesi karşısında bir yakınlaşma ve anlayış timsali olarak görülüyor. Peki, dünyanın içinde bulunduğu bu ortam ve sorunlar karşısında değişim talebinin sonucu olarak seçilen yeni başkan, ekonomi politikaları açısından dünyaya yeni ne sunacak? Uzman isimlere sorduk...
1) Obama kriz temelli eylemleriyle öne çıkacak gözüküyor. Öncelikle ABD'de tüketimin artırılarak durgunluğa karşı mücadele edilmesini amaçlayan teşvik paketinin devreye sokulacağını sanıyorum. Vergi indirimi bunlardan biri olacak. Finans sektöründe yeni düzenlemeler için de bir çok adım atılacak. Obama bilgi toplumunu temsil ediyor; dolayısıyla petrol ve silah tekellerinin hâkimiyetinin sona erdiği, birey eksenli bir dünyanın peşinde koşan bir başkanın iktidara geldiğini söyleyebiliriz.
2) Nasıl ki kriz ABD'de çıkıp tüm dünyaya yayıldı, Obama'nın eylem planının hayata geçmesiyle oluşacak iyimser hava da tüm dünyada hissedilecek. Yeni zihniyeti, Irak'tan çekilme ve İran ile önkoşulsuz görüşme planları olarak siyasi eylem şeklinde de göreceğiz zaten.
3) Kriz etkisini makro ekonomik göstergeleri vurarak göstermeye başladı. 2009'un ilk aylarında yanıp tutuşacağız. Ama zaman içinde ABD'deki toparlanma ve iyimser hava, eğer ayağımıza kurşun sıkmaz, ihtiyatlı davranırsak ağır ağır bize de yansıyacaktır. Ama altta kalanın canı çıksın misali kriz delip geçecek.
1) Obama döneminde en önemli değişim şimdilik, ekonomik hedeflerde vurgunun finanssektörünün gereksinimlerinden tüketicinin gereksinimlerine doğru kaymaya başlaması olacak. Evlerini kaybetmek durumunda olanlara yardım, yeni bir sağlık reformu, eğitim reformu, üreticilerin ve yerel yönetimlerin desteklenmesi, işsizlik ödeneklerinin artırılması vb... Söylemdeki bu vurgunun gerçekte eyleme ne kadar dönüşeceğini bilmek zor. Otomotiv endüstrisine yapılacak yardımın çapı ve özellikleri önemli bir gösterge olacak. Unutmamak gerekir ki belki bir finansal ekonomik rejim sona eriyor ama yerine neyin geleceği henüz belli değil. Obama yönetiminin bu üretimi ve iç talebi destekleme politikalarını gerçekleştirebilmesi, öncelikle, iş çevreleriyle yakın bağları olan parti seçkinlerinin onayını almasına, sonra da gerekli kaynakları bulabilmesine bağlı. Bu kaynakların sağlanabilmesi üst gelir gruplarının vergilerinin artırılabilmesine, ABD'nin uluslararası piyasalarda borçlanmaya devam edebilmesine, devlet harcamalarının doların uluslararası değeri üzerindeki zayıflatıcı etkisinin bir çöküşe dönüşmemesine bağlı.
2) Eğer ABD ekonomisi hem iç talebi hem de üretimi destekleyecek ve durgunluğun etkilerini hafifletebilecek bir model geliştirebilirse, durgunluğun tüm dünyayı etkisi altına alabilecek bir depresyona dönüşmesi engellenebilir. Böylece ABD ekonomisi güçlü bir ihraç pazarı ve yatırım alanı olarak dünya ekonomisini peşinden sürüklemeye devam edebilir. Ancak ben ilk sorudaki beklentilerin gerçekleşmesinin şimdilik zayıf bir olasılık olduğunu düşünüyorum. Bu da ABD ekonomisinin dünyayı peşinden krizden dışarı, bir toparlanmaya doğru değil, daha derine doğru sürüklemeye devam edeceğini düşündürüyor.
3) Obama'nın ekonomi politikası "kredi krizini" hafifletebilir, ABD ekonomisinde ve dünya ekonomisinde talebi güçlendirebilirse, dolaylı yoldan Türkiye'nin ihracat kapasitesi ve dış finansman olanakları üzerinde olumlu bir etki yapabilir.
1) Obama yönetime geldiği gün küçülme sürecindeki bir ekonomiyi devralacak ve ilk iş olarak piyasalara güven aşılayarak ekonomiyi canlandırmanın yollarını arayacak. Yeni bir ekonomiyi canlandırma paketinin derhal devreye gireceğini ve bu pakette, Bush'un paketinden farklı olarak, ekonomiye geri dönüşü çabuk olacak ve doğrudan istihdam yaratacak harcamalara, örneğin projesi hazır olan altyapı yatırımlarına ve yerel yönetim projelerine öncelik verileceğini tahmin ediyorum. Obama'nın ekonomiye genel yaklaşımında Bush yönetiminden farklı olarak finans kesimini daha yakın denetime alacak, gelir dağılımını daha adil hale getirecek, yenilenebilir enerjiye öncelik verip petrole bağımlılığı azaltacak, yeşil enerji ve diğer altyapı yatırımları ile istihdam yaratacak, eğitim düzeyi ve inovasyon kapasitesini yükseltecek, sürdürülebilir büyümeyi sağlayacak bir çerçevenin benimseneceğini düşünüyorum.
2) Obama yönetimi işbaşına gelir gelmez Bush yönetiminin yarattığı güven bunalımını aşacak adımlar atabilirse küresel finans piyasalarındaki toparlanmayı hızlandırabilir, ABD'deki ve küresel ekonomideki yavaşlamanın derin bir resesyona dönüşmesi önlenebilir. Bu iyimser senaryoya karşın Obama'nın benimseyeceği yaklaşımın özellikle küresel finans kesiminde statükoyu temsil eden güçleri rahatsız edebileceğini ve çözümü zorlaştırabileceğini ileri sürenler de var. Obama'nın genel yaklaşımının ise ABD ve dünya ekonomisinde sürdürülebilir büyümeye katkıda bulunacağını tahmin ediyorum.
3) Obama yönetimi küresel ekonomide kalıcı çözüm için küresel işbirliğinin gerekli olduğuna içtenlikle inanarak bundan sonraki G-20 toplantısından daha anlamlı sonuçlar çıkmasını sağlayabilirse bu atılım küresel krizin aşılmasını hızlandırabilir ve Türkiye de bundan olumlu etkilenebilir. Ancak en olumlu senaryoda bile dünya ekonomisindeki büyümenin ancak aşamalı olarak yükseleceğini kabul etmek lazım. Türkiye'nin de yararlandığı 2002-2007 dönemindeki likidite bolluğunun, yüksek varlık fiyatlarının ve yüksek büyüme hızlarınınhemen geri geleceğini kimse beklemesin.
1) ABD'de Reagan'ın iktidarda olduğu 80'li yıllar boyunca devlet tarafından regüle edilen piyasa ekonomisi anlayışı terk edildi. Bu nedenle de "serbestleştirme, özelleştirme ve deregülasyon" üçlemesi bir politika tercihi olarak yaygınlaştı. Fakat o dönemin iktisat anlayışı piyasaların hiç bir biçimde düzenlenmemesi gerektiği üzerine odaklanmış olduğu için birçok "türev" aracın ortaya çıkmasına ve kontrolsüzce büyümesine neden oldu. Sonuçta da şu anda yaşadığımız kriz tetiklendi. Bütün bu nedenlerle Amerikan ekonomisinde piyasa mekanizmasının "nasıl" yeniden düzenlenmesi gerektiği sorusu bence birinci derecede önemli bir sorudur. Sanırım Obama döneminde en önemli değişim bu anlayışta olacak ve piyasa ekonomisinden tabii ki vazgeçilmeyecek ama sınırsız bir özgürlük alanı da piyasanın elinden alınacaktır. Bu duruma paralel olarak da Obama'nın, hükümet kaynaklarının kompozisyonunda savunmanın aleyhine, sağlık, eğitim ve teknoloji gibi alanların lehine tercihler yapacağını düşünüyorum. Yani bir yandan klasik sayılabilecek "gelirin yeniden dağıtımı" politikalarıyla genel olarak kendisine destek vermiş çalışanları, diğer yandan da bilimin ve teknolojinin desteklenmesiyle de bu alanlarda yatırım yapmış işverenleri (üniversiteleri, laboratuarları, bilişim sektörü vs.) destekleyecektir.
2) Birinci soruda söylediğim gibi serbest piyasa ekonomisinin ultra yorumunun yol açtığı "düzenlenme" meselesi, yalnızca Amerikan ekonomisinin değil aslında bütün ulusal ekonomilerin bir sorunudur. Bu mesele, sınırları ulus devletleri aşmış, yani küresel düzeye gelmiş diğer meselelerin de küresel düzeyde çözümlerinin aranması gerektiği fikrini güçlendirecektir. Ben bu gelişmelerin krizin tetiklediği ve fakat tüm bir paradigmanın değişmesine neden olabilecek gelişmeler olarak değerlendiriyorum. Bu çerçevede, regülasyonun dünyanın yeni koşullarında nasıl olması gerektiğinden, katılımcılıktan, demokratik meşruiyetten, Birleşmiş Milletlerin yapısının değişimine kadar bir çok yeni konu bu yeni dönemin konuları olacaktır.
3) Türkiye ekonomisi 2001'den bu yana küresel dünyanın parçası olmuş bir ekonomi. Yukarıda altını çizdiğim meseleler ve paradigma değişikliği doğrudan Türkiye'yi de etkisi altına alacaktır. Zaten almıştır da. Burada, her ne kadar küresel dünyanın bir parçası olmuşsa da Türkiye'de siyasetin her daim ekonomik konuları belirleyen bir konu olduğunun altını çizmek isterim. Tabii ki krizin doğrudan olmasa da dolaylı olarak ekonomiyi daha da daraltacağını biliyoruz. Ama bugünlerde sanki dünya başımıza yıkılacakmış gibi bir izlenim yaygınlaştırılarak devletin duruma müdahale edip özellikle finansal sektörü desteklemesi gerektiği önerilmektedir. Bu tür siyasallaştırılmış ekonomik reçeteler ve hükümetlerin bu reçetelerden etkilenerek ekonomi politikalarını oluşturması kanaatimce en zayıf yanımızdır.
1) Bugün içinde bulunulan durumu salt bir ekonomik ya da mali kriz olarak nitelemek oldukça yanlış olur. Şu anda küresel siyasal dengeler sarsılıyor. Obama'dan beklenen, sarsılan bu dengelere çatışarak değil, uzlaşarak ve yaklaşarak çözüm bulması. Obama görevinin ilk günlerinde mali krizi aşmak için dikkatini parasal ve mali tedbirlere yoğunlaştırabilir. Oysa dünyanın en güçlü ülkesinin sorumluluğu bununla sınırlı kalmamalı. Sorunlara toplu ve küresel bakması, hatta en olumsuz şekilde etkilenmiş ülkelere yardımını yoğunlaştırması uzun vadede hem ABD, hem de dünya için daha hayırlı olacaktır.
2) ABD ekonomisinde canlanma kolay sağlanamayabilir. Ancak Obama'nın dünyada ve kendi ülkesinde attığı her olumlu adım, hangi alanda olursa olsun, toplumsal özgüveni artıracak ve krizden çıkışı kolaylaştıracaktır. Öte yandan; ABD artık geleneksel ekonomik kalkınma stratejisiyle yola devam edemez. İç tasarruf oranlarının yükseltilmesi, tüketime dayalı bir toplumsal düzenden çıkılması şart. Bunun Amerikan rüyası ile bağdaşmadığı düşünülse de, başka yol kalmamıştır. Bu değişim sonuç verdikçe ABD'nin dünya üzerindeki egemenliği sürebilir. Aksi takdirde zamanla rekabet gücünü kaybeden ABD ekonomisi yine çökme riskine girebilir. Ancak Obama'nın reform planları yaptığı sağlık ve eğitim sistemlerinde sağlanacak her ilerleme dünyada sosyal refahın sürdürülmesine ışık tutacaktır.
3) ABD ekonomisinin toparlanması Türkiye'yi de olumlu etkileyecektir. Türkiye'nin küresel ekonomik sistemle eklemlenmesi sadece dış ticaret ilişkisiyle sınırlı değil, aynı zamanda yoğun sermaye akımları ile sürmekte. Obama'nın bölgede izleyeceği uzlaşmacı tutum Türkiye'nin hem önemini, hem de rolünü artıracaktır. Sürekli dış kaynağa gereksinim duyan Türkiye de, göreli stratejik önemi arttıkça, dünya mali sisteminin toparlanmasıyla tekrar hızlı kalkınma momentumunu yakalayacaktır. Bununla beraber, Obama döneminde Türkiye'nin ABD ile olan ilişkilerini yeniden tanımlaması gerekecektir. |