- Henry Catchpole/Sürüş Testi Editörü
Test ekibimizin bel kemiği ve artık bir ralli pilotu.
- Harry metcalfe/Şef Editör
Gerçek dünyada Zonda ile gezen, saraylı kişilik.
-
ollie marriage/Yardımcı Editör
Takımın, Catchpole ile dağ yolunda bisikletle kapışacak kadar zinde ve bir o kadar da saf üyesi.
-
john simister/Baba Editör
O kadar deneyimli ki Avrupa'da Yılın Otomobili'ni seçen jüri üyelerinden biri.
-
john barker/Teknik Editör
Drift'in tanrısı ve Simister'in bıyığını çalan insan. İşte bu mükemmel bir kombinasyon.
-
roger green/Test Editörü
Porsche 962'den kendi yapımımız olan Westfield'e kadar her şeyle yarıştı. Korku nedir bilmez.
-
david vivian /Yardımcı Editör
Kudretli editörümüz Simi'den de fazla otomobil kullanmış biri.
-
ian eveleigh /Yardımcı Editör
Günlerini pistlerde geçirdiği için dönüş dubaları ya da fren noktaları olmadan işi zor.
-
PETER TOMALIN/Yönetim Editörü
Kendini evo'nun akıl hocası sanıyor.
-
IS-F'in yumuşak şasisi tüm rakiplerine meydan okuyacak üç boyutlu bir sürüş deneyimine sahip olduğu anlamına geliyor.
- M3'ün gaz pedalı ile sürücüsü arasındaki ilişki o kadar iyi örülmüş ki, canınız her zaman oyun oynamak istiyor.
- Prodrive'ın katkısıyla Brera hatırı sayılır bir otomobil üretirken, hafifleyen modelin performansı da arttı.
- Bu kadar etkileyici bir performans beklemediğimiz Scirocco ile virajlara gözünüz kapalı girebilirsiniz.
- İnanılmaz eğlenceli 500 Abarth'ın limitlerini zorlamak insana büyük keyif veriyor.
Burası birçoğumuzun almayı düşündüğü (ya da en azından fiyatının düşmesini beklediği) yılın en makul otomobillerini kullandığımız ve ayaklarımızın yere bastığı Kuzey Galler. Bu bölgenin muhteşem yollarında geçirecek üç günümüz var ve bu süre sonunda test pilotlarımız her otomobili 100 üzerinden değerlendirecek. En yüksek ortalama puanı alan aday "Yılın Gerçek Dünya Otomobili" olacak ve ikinci bölümde süper otomobillerle kapışma ya da boyunun ölçüsünü alma şansı kazanacak. Hayal kırıklıkları, yeni kahramanlar, yağmur ve bir galip. Bahislerinizi yatırmayı unutmayın!
-
Güven veren ve yetenekli bir şasiye sahip olan 330S, çevikliğini Impreza'nın gelenekselleşmiş dört çeker gücünden alıyor.
- Mini JCW olağanüstü derecede eğlenceli ve istekli bir otomobil.
- Renaultsport'un Twingo üzerindeki etkisi çok sert olmuş. Çılgın minik, yol tutuşu, hakimiyeti ve eğlenceli sürüşüyle oldukça iddialı.
- Porsche GT3 RS, GT3 için ne ifade ediyorsa Renault'ya göre de Megane R26.R, R26 için onu ifade ediyor.
- "R500'ün
hızlanması dört tekerlek üzerinde görebileceğiniz en efsanevi ve ender performanslardan biri."
Scirocco sadece karizmatik gözükmüyor aynı zamanda çok dengeli bir otomobil.
abahın erken saatlerinde çıktığımız yolda açık olan camdan içeri giren hava beni birden ürpertiyor ve tepelere çıktıkça kızarmış gözlerimi açarken, burnumu da temizliyor. Evet, şimdi önümü daha net görebiliyorum. Yılın Otomobili'ni seçmeyi seviyorum. Hepimiz yılbaşı sabahında olduğu gibi bir araya geliyoruz, ancak bugün içimde farklı bir his var. Bir umut ve şüpheli bir beklenti içindeyim. Önümüzdeki üç gün boyunca favori otomobiller sahneye çıkacak, hikayeler havada uçuşacak ve kahramanlar en sonunda kendini gösterecekler. Daha makul fiyatlara sahip otomobillerin olduğu bu ilk grubun birincisi peynir ülkesini geçtikten sonra GT ve süper otomobillerin mücadele edeceği şampiyonlar ligine katılacak.
Scirocco, baraj gölünün gölgeli bölümünden sinsice geçerken ilerde yolculuklarına başlamak üzere olan diğer dokuz otomobili görüyorum. Caterham R500'ü kullanacak olan Ollie Marriage soğuktan etkilenmemek için bulduğu her şeyi yüzüne ve üstüne sararken şanzıman tüneline dayanacak olan sol bacağı sıcaktan pişiyor olacak. İtalya'dan tüm yolu direksiyon sallayarak gelen, neşeli, akıcı aksanları ile Federico Ruffino ve Alessio Barbanti (evo İtalya'daki meslektaşlarımız) 500 Abarth ile konvoydaki yerlerini alıyorlar. Roger Green ise Alfa Brera S'in direksiyonunda olacak. M3 sedan, xenon'larını Vivian ile asfalta yansıtacak ve Mini JCW küçük John Simister'ın ellerinde hayat bulacak. Harry Metcalfe, Massey Ferguson'undan inip Twingo'nun koltuğuna otururken, Peter Tomalin Galler sınırından Impreza 330S'i teslim alacak. Lexus IS-F, Ian Eveleigh'in birden sekize kadar olan viteslerden birini seçmesiyle henüz uykuda olan köyleri muhtemelen ayağa kaldırıyordur ve John Barker'da otobanda, ülkeye ayak basan ilk Megane R26R'nin altı noktadan bağlantılı emniyet kemeriyle mücadele ediyor.
Scirocco'nun içinde kendimi çok huzurlu ve mutlu hissediyorum. Derin vadilerden akarak gittiğim dün gece coupe, en iyi yol arkadaşlarından biri olduğunu kanıtlamıştı. Sürüş bakımından Golf GTI'a çok benziyor, ancak daha fazla baş mesafesine sahip olduğu için kafanıza büyük bir şapka giyebilirsiniz. Güç ünitesi, ateşli hatchbackler'in motorları arasında muhtemelen en iyilerden ve o kadar sessiz çalışıyor ki ön tarafta bir kompresörün olduğunu bile unutuyorsunuz. Direksiyon her hareketini tam bir doğrulukla yapıyor ve bu sayede virajlı yolları olağanüstü bir sükunet, hız ve akıcılıkla geçebiliyorsunuz. Hızlı virajlar Scirocco'nun uzmanlık alanı; viraja sorunsuz gireceğine dair kesin bir inancınız olduğu için geniş burnunu dönüş çizgisine yerleştirdikten sonra dengeyi ayarlamak için çok hafif bir şekilde tekrar gaza basıp arka tekerleklerin açıyı daraltmasını bekliyorsunuz.
İngiltere'nin en iyi yollarında kendimize birer sürüş ziyafeti çekeceğiz. Galler'in orta noktası Rhayader'den yola çıkıp kıyıya, Aberystwyth'e doğru ineceğiz. Ardından kuzeydeki Snowdonia'a gidip Bala, Betws-y-Coed ve Lalanberis geçidinden geçerek Porthmadog'a kıyısı olan İrlanda Denizi'ne ulaşacağız. Ağız sulandırıcı bu etabı zaferle tamamlayan otomobil, bundan sonra dünyanın bütün asfalt yollarında zorlanmadan ilerleyecek demektir.
Ancak Elan vadisindeki huzur ve sükunet fazla sürmüyor. İlerlerde Caterham, bir tarafı ağaçlık diğer tarafı taş duvar olan yolda var gücüyle tüm vadiyi inleterek gidiyor, ancak aradaki mesafe susturucu rolü oynuyor. Ollie Marriage'ın geceleri uyumadığını bildiğimiz için buluşma noktasına ilk olarak gelmesi kimseyi şaşırtmıyor ve yaklaşık bir dakika sonra kırmızı-beyaz renkleriyle gürültü canavarı son virajı dönerek yanımıza yaklaşıyor.
Test için kullandığımız bu R500, opsiyon listesinde bulunan sıralı vites kutusuna sahip. Ollie otomobilden iner inmez kısa bir selamlaşmanın ardından koltuğu geri itiyor ve içeri giriyorum. Anahtarı olmayan otomobilde immobilizer sistemini devreden çıkarmak için küçük bir düğmeye basıyor ve marş motorunu devreye sokmak amacıyla karbonfiber gösterge tablosunun üzerinde bulunan şirin "Start" butonunu basılı tutmaya başlıyorum. 2 litrelik Ford Duratec çalışmaya başlıyor. Debriyajın çalışma aralığı oldukça kısa ve gaza yüklendiğiniz zaman çılgınca yükselen devir maksimum dikkat gerektiriyor. Birkaç kilometre boyunca yavaş gidiyor ve vitesleri 4000 d/d'da debriyajla değiştirerek R500'e ve oldukça kısa görünen çit ve duvarların gerçek yüksekliğine alışıyorum. Ancak bir süre sonra R500'ün aslında nasıl bir makine olduğunu anlama zamanının geldiğini düşünüyorum. 5000 d/d'ye kadar motor oldukça çılgın tavırlar sergiliyor, 6000 d/d'da sanki kudurmuş bir at gibi davranıyor. Bu noktada direksiyonu çok daha sıkı kavrıyor ve şasinin, motor kaputunun altından gelen güce artık daha fazla dayanamayacağını düşünüyorsunuz. Eskiden yere serilip kullandığımız oyuncak arabaların arkasına bir roket taktığınızı düşünün, çünkü şu anda aynı şeyleri gerçek ölçekli bir otomobilde hissediyorum. Islak bir zeminde ya da hatta düzlükte bile gaza bastığınız zaman arka tekerlekler siz göz açıp kapayana kadar patinaj çekmeye başlıyor ve elleriniz düşündüğünüzden de hızlı bir şekilde direksiyonu çeviriyor.
Brera, hatırladığımdan da iyi gözüküyor. Harry'de küçük Twingo ile yanımıza yanaşıyor. Küçük dediğime bakmayın, içine girdiğinizde o kadar geniş bir kokpitle karşılaşıyorsunuz ki sanki bu otomobil 17 inç'lik jantlara sahip bir sedan. Caterham'ın koltuğundan indikten sonra sanırım hemen hemen bütün otomobiller bana rahat gelecektir. Twingo'nun kibar ve geleneksel emniyet kemerleri yeterli gerginlikle sizi tutmayı başarırken vites değişimleri ve geri kalan her şey gerçekten çok yumuşak. R500'den indikten sonra kendimi gece kulübünden çıkıp kütüphaneye gitmiş gibi hissediyorum. İnanılmaz u-virajlardan sonra tepenin kenarından inerek neredeyse çürümüş bir demir köprüye ve su birikintisine giden bir yol buluyoruz. Yeni ve cesur fotoğrafçımız Chris, bu geçişlerin fotoğrafını çekmek istiyor. İlk geçişte olmadığı için bir daha görüntü almak amacıyla geri dönmek üzereyken Twingo'nun el freninin hayatımda kullandığım en iyisi olduğunu fark ediyorum ve bundan sonra bulduğum her u-dönüşünü el freni ile dönerek bu küçük canavarın tadını çıkarıyorum. Viraj dönüşlerinde 133'ü kullanmanın ilk kuralının gazı bırakmamak, ikinci kuralının ise hiç bırakmamak olduğunu öğreniyorum. Viraj girişinde gazı bıraktığınız zaman yarım saattir kazandığınız hızı bir anda kaybediyorsunuz. John Barker'ın da söylediği gibi; "Momentum kaybı vites değişimlerinde bile çok fazla."
Sabah saatleri yerini öğlene bırakmaya başlıyor ve tüm sirk üyeleri bir araya geliyor. Otomobiller sağa sola doğru gelip giderken herkes favorisini şimdiden belirlemeye çalışıyor. Ollie, Mini'nin performansından memnun bir şekilde, "Normal virajları fazla kontraya gerek kalmadan dönüyor ve ardından hemen gaza yüklenebiliyorsunuz" diyor (Ancak daha sonradan yüklenmek kelimesini "yüklenememek" olarak değiştirecek). Peter Tomalin, Caterham ile kısa bir yolculuk yaptıktan sonra yaşadığı tecrübeyi coşkulu bir şekilde anlatıyor: "İnanılmaz bir hızlanma inanılmaz bir ses. Yolun bir bölümünde kartala benzeyen yırtıcı bir kuşu rahatsız ettim ve bana doğru sorti yaparak başımın üzerinden uçup gitti. Scirocco'da böyle bir şeyi asla yaşayamazsınız. Sanırım egzozdan çıkan ateşle de bir koyunu yaktım, çünkü arkadan roket gibi alev saçıyordu." Brera'nın yanına gidiyorum. Yolun bir sonraki bölümü yandaki nehir ile paralel gittikten sonra sağlı sollu kayaların olduğu virajlı bir bölüme açılıyor. Brera S, olağanüstü yol tutuş özelliğini hiç zorlanmadan sergiliyor. Büyük direksiyon simidi yalnızca kontra verdiğiniz zaman hayatta olduğunu belli ediyor, fakat viraj dönüşlerinde otomobile gerçekten tam doğrulukta bir yön veriyor. İç mekân Alfa'nın klasik kalite ve karakterine sahip, ancak orta konsolda bulunan üç gösterge o kadar derinde ki sadece sürücü görebiliyor. Ön tarafın sahip olduğu muhteşem yol tutuş sayesinde Brera'yı her defasında daha da zorlayabileceğimi keşfediyorum. Ağırlık, lastikleri son noktaya kadar zorlayıp altı adet seksi farı çizgi dışına çıkarsa bile otomobil hiçbir şekilde kontrolden çıkmıyor. Ancak bu durum bazen garip sonuçlar da yaratıyor, çünkü kusursuz yol tutuşu ve dinamik dengesine rağmen spor bir kullanıma sahip değil. Aşırı derecede dolgulu koltuklar klasik İtalyan karakteri taşıyor, çünkü sizi içine alıp sarmak yerine sadece üstünde tutuyor ve bu nedenle hızlı kullanımlarda kendinizi çok rahat hissedemiyorsunuz. Genel olarak çok başarılı bir mini GT karakteri taşıyor. Oldukça yüksek hızlara hiçbir zaman ödün vermediği güvenli ve dengeli duruşu ile rahatça ulaşabiliyorsunuz. Motor ise biraz hayal kırıklığı yaratıyor, çünkü gerçek sesini normal devir aralığının çok üstünde yakalıyor. Barker, bu durum hakkında, "Bir Alfa V6 motoru sürücüsünü hep beklentiler içinde bırakır, çünkü etkileyici sesi, ancak belli bir devirden sonra çıkar. O da çok geç olur" diyor. Tork açısından yetersiz bir motor ve vites aralıkları çok uzun (ikinci vitesle 112 km/s, üçüncü vitesle 170 km/s'ye çıkıyor). Ancak her şeye rağmen bu bir Alfa ve takdir edilmesi gereken birçok özelliği var.
Bir ara kampta bir hareketlilik oluyor ve uzaktan gördüğüm kadarıyla yanlış yere gelmiş bir otomobil grubun arasında duruyor. Üzerindeki çıkartmalar, karbonfiber motor kaputu ve siyah jantlar. Aslında pek de fena değil ve çok da tanıdık geliyor. Biraz daha yaklaştığım zaman sonunda onunla tanışıyorum: Megane R26.R. John Barker otomobilden inmiş tecrübelerini paylaşıyor: "Aynadan bakarken arka camda sileceğin olmadığını gördüm. Biraz daha dikkatli bakınca rezistans sisteminin de olmadığını fark ettim ve kenara çekip dibine gelince Renaultsport'un cam yerine streç film taktığını anladım." Ollie parmağıyla dürterek ne kadar esnek olduğunu gösteriyor ve "Yan camlar da aynı" diyor. Herkes Megane'ın arka tarafındaki takla kafesine ve yarış tipi çanak koltuklarına bakıyor. Harry bile telaşlı bir şekilde sağdan sola koşturuyor ve az önce indiği M3 hakkındaki düşüncelerini sorduğumda bile sadece, "Evet, çok hoş. Pek eksiği yok" diyor. Bu kapsamlı yorum için teşekkürler Harry.
Ev, şans eseri lafa girerek Münih'in en hoş otomobili hakkında konuşmaya başlıyor: "M3 Coupe geçen yıl pek hoşuma gitmemişti, ancak bu yıl kullandığım sedan gerçekten çok etkileyici. Artık dört kapılı olan bu otomobilde insan kendini daha rahat hissediyor, çünkü lastikler aşırı derecede büyük değil.
Elan Vadisi'nden ayrılma zamanı geliyor ve Megane'a atlıyorum. R26.R zaten çok iyi performansa sahip olan R26 baz alınarak üretilen bir model, ancak Renaultsport işi daha da ileri taşımış. Motor hâlâ 227 HP güç ve 310 Nm tork üretiyor, ancak Dieppe çalışanları arka koltukları, sürücü tarafı hariç tüm airbag'leri, radyo-cd çalar tertibatını, izolasyon malzemelerini, ön sis farlarını, elektrikli ayna ayar kontrollerini otomobilden atarak ve motor kaputunu karbonfiberden (7.5 kg tasarruf) arka camı da plastikten yaparak (5.7 kg tasarruf) toplamda 123 kg ağırlık tasarrufu yapmayı başarmışlar. Ve tabii ki de karbon destekli Sabelt koltuklar, altı noktadan bağlantılı emniyet kemerleri otomobili 25 kg daha hafifletmiş. Kullandığım bu otomobilin numarası toplam 230 adet üretilecek R26.R'ler içinde 000 numaraya sahip olanı ve Harry'nin dizleri üzerine çöküp yalvarmasının ardından testimiz için Fransa'dan özel olarak getirildi. Dar ve ufak tepelerle dolu olan yolda hata payı yok ve sürücü ile otomobiller için muhteşem bir test imkânı sunuyor. Etraftan duyduğumuz söylentilere göre burada oturanlar yolu gece vakti kapatarak bir ralli parkuru olarak kullanıyormuş.
Söylenti doğruysa kullanacakları tek otomobilin R26.R olması gerektiğini düşünüyorum, çünkü bana göre bu etabı ondan iyi ve hızlı geçecek başka otomobil yok. Tüm hareketleri inanılmaz derecede güvenilir ve dengeli. Darbe emiş özelliği normal R26'dan çok daha iyi, çünkü azalan ağırlık mühendislere yayların sertlik derecesini düşürme imkânı tanımış. Hayran olduğum bir başka özellik ise otomobilin diferansiyeli. Ne kadar fazla kontra verirseniz verin, dönüşlerde ne kadar erken gaza basarsanız basın, sizi virajdan rahatlıkla çıkaracaktır. Direksiyondan bahsetmiş miydim? Elektro-hidrolik olan direksiyon mucizevi bir performansa ve doğal bir ağırlığa sahip. Oscar'a layık başrol performansları sergileyen bu donanımların yanında motor, (gücü oldukça yeterli) ancak yardımcı oyuncu rolünü oynuyor. Megane'ın çok özel bir otomobil olduğunu anladığım yer, yokuş aşağı inen sağ dönüşlü bir viraj oluyor. Brembo'lar Porsche'nin gurur duyacağı bir şekilde kilitlenmek üzereyken ben de kemerlere yüklenerek ileri doğru eğiliyorum. Ayağımı orta pedaldan çekip gaza basacağım anda hafifleyen arka taraf virajın kamberi nedeniyle kendini dışarı atıyor. Yolun bu bölümü spin atmak için yeterli genişlikte değil, ancak düşündüğüm kötü şey gerçekleşmiyor, çünkü kayan arka taraf, R500'de olduğu gibi kendini hemen toparlıyor ve virajı hafif tümseğin üzerinden biraz uçarak geçmeyi başarıyorum. Otomobili kesinlikle sevdiğimi artık tahmin edebilmişsinizdir. Bana göre şimdiden testin favori otomobilleri arasına giren Megane, galerilerden alınabilecek bir asfalt ralli otomobili. Ancak otomobilde herhangi bir müzik dinleme olasılığınız yok ve hızlanma esnasında inanılmaz bir ses çıkarıyor.
Otomobilleri değiştirme vakti geliyor ve buluşma noktası kalabalıklaşmaya başladıkça yorumlar havada uçuşuyor. Barker, Abarth'ın iç mekânını harika buluyor, ancak ön süspansiyonun sadece yaylar üzerinde durduğundan bahsediyor. Vivian, Brera'nın grubun uyuşuk üyesi olduğunu fark etmiş. Tomalin Subaru'nun sadık ve yetenekli bir otomobil olduğunu, fakat iş şımarıklığa gelince çok ciddi kaldığını söylüyor. Koltukları değişiyor ve Mini John Cooper Works'ün küçük ve yuvarlak anahtarını kapıyorum. Mini'nin geçmişte üretilen modellerini hatırladıkça bu otomobilin biraz fazla süslü olduğunu ve gerçek sürücülere yakışmayacağını düşünebilirsiniz, ancak bu yapacağınız en yanlış yorum olacaktır. Çünkü JCW, gerçekten çok ama çok hızlı. Yeni egzozu ve tamponları süper spor otomobillerdeki gibi göze çarpsa da ve Megane'ın hapishane hücresine benzeyen kokpitinden sonra konsoldaki her şey gözünüze çok fazla ve karışık gelse de turbo dönmeye başlar başlamaz aklınızdaki tüm kötü şeyler uçup gidiyor. Otomobili ilk kullandığımız zaman JCW'nin gücünü oldukça küçük görmüştük. Yol üzerindeki en küçük kamberden etkileniyor ve hızlanma esnasında arkasında bir römork taşıyor gibiydi. Ancak bu JCW ilkinden oldukça iyi ve farklı. Artık neşeli bir arkadaş gibi davranıyor. Mini'nin klasik yol performansı tekrar ön plana çıkmış durumda, ancak 250 HP'den fazlaymış gibi duran performansına rağmen direksiyon başındayken bu güce odaklanamıyorsunuz. Aberystwyth'e giden hafif yokuş olan yola çıktığım zaman siyah-beyaz çizgili bariyerler ve üçüncü vitesle dönülen virajlar bana eşlik etmeye başlıyor. Asfalt yüzeyi burada çok daha düzgün ve Mini'de gaz verirken az da olsa sergilediği yoldan çıkma eğilimini artık kaybetmiş durumda. Tüm becerilerini sergilemeye başlarken fren esnasında da kalçalarını etkileyici bir şekilde kıvırtıyor ve elektronik diferansiyeli ile viraj çıkışlarında sahip olduğu inanılmaz çekiş gücü beni derinden etkiliyor. Yokuş yukarı bir sağ viraj; yeterli hıza ulaş, bodur direksiyon simidini sert bir şekilde döndür, sol ön tarafın viraja var gücüyle bastığını hisset ve gazla. Ancak işler istediğim gibi gitmiyor, çünkü fazla hassas olan algıları nedeniyle neredeyse viraj daha başlamadan telaşlanıyor ve ön tekerlekler yön verme kabiliyetlerini kaybederek sizi viraj dışına doğru vahşi bir şekilde fırlatıyor. Kısacası otomobil tam bir isyankâr ve egzozdan gelen patlama sesleriyle de gerçek bir karakter oyuncusu.
Gün ışıkları sönmeye başlarken beklenen yağmurun ilk damlaları düşmeye başlıyor. Lexus IS-F'e geçme vakti geldi. İnanılmaz derecede agresif ve köşeli burnu, 417 HP'lik gücü ve adaylar arasında sahip olduğu en mükemmel sese rağmen Lexus her zaman insanları şaşırtmıştır. Otomobili daha önce kullanmayıp da ilk defa bugün kullanan her kim varsa indikten sonra hissettiklerini gizleyememiş ve otomobilin sergilediği performans karşısında şaşırıp kalmışlardı. Konvoy halinde tekrar yola çıkıyoruz ve kaybolma lüksümüz olmadığı için Betws-y-Coed yolunda herkes makul bir hızla ilerliyor, ancak IS-F'in muhteşem performansını diğer otomobillerle denemek amacıyla gaza yüklenmeye başlıyorum. Koltuk gerçekten çok rahat ve pürüzsüz bir performansa sahip olan V8 karşısında vites kutusu da görevini kusursuz bir şekilde yerine getiriyor. Lexus, kullanımı gerçekten çok rahat bir otomobil. Sürüş konforu mümkün olan en üst düzeyde tasarlanmış, ancak dikey hareketlerde çok sert olmasına rağmen dönüşlerde biraz yumuşak davranıyor. Bu nedenle düzlükte ilerlerken üzerinden geçtiği tümsekleri biraz fazla hissettirirken virajlarda çok rahat davranıyor. Parıldayan kedi gözleri virajlara yaklaştığımızı haber veriyor. Sollamaya kalkmak amacıyla üçüncü vitese düşmek için direksiyon simidinin arkasında bulunan kulakçığa beş defa dokunmak gerekiyor, ancak devir ilk defa 4000'in üzerine çıktığı bir anda güç nedeniyle yaşayabileceğim kas incinmesini göze alıyorum. Motor sesindeki yükselme birinin ses izolasyonu yapılmış bir kapıyı açtığı anda gelen ses gibi inanılmaz derecede yüksek ve sonra Lexus aniden beş dakika öncesinden çok farklı bir otomobilmiş gibi davranmaya başlıyor. Rahat deri koltuğa tekrar yapışıyorsunuz ve aralıksız gerçekleşen vites değişimleri nefes almanıza bir saniye bile izin vermeden ön taraftan yükselen kükremeye eşlik ediyor.
Hızı ve boyutları nedeniyle IS-F gözünüzü korkutabilir, ancak aslında performansını bir M3'den bile çok rahat sergiliyor. Direksiyon hareketleri çok düzgün, ancak asla telaşlanmayan şasi sayesinde otomobili hiçbir zaman rahatsız etmiyor. Dönüş esnasında kaymaya başlasa bile soğukkanlı tavrını kaybetmeyen otomobil, hızlı direksiyon tepkimesi ile çizgiden taşan arka tarafı toplamayı başarıyor, ancak arkada elektronik diferansiyel yerine mekanik bir sistem kullanılsaydı tepkilerin daha hızlı ve doğru olacağını düşünüyorum.
IS-F bazı anlarda gerçek sürücülerin otomobili olmak yerine çok cana yakın ve uslu tavırlar sergiliyor. Bazen uçurumun kenarında yaşamak istemediğinizde ya da bir vitesi sadece 4000 d/d'ye çıkararak gelen sesi dinlediğinizde (M3'ün yaptığı gibi 8000 d/d'ye çıkmak istemeyebilirsiniz) size memnuniyetle eşlik edecektir. Onu Fransa'ya kadar kullanmak isterdim, çünkü bu gruptaki otomobillerden en ateşli arkadan kaymayı Lexus yapıyor.
Sekiz tane vitesi son defa sayarak kutuyu boşa alıyorum ve el frenini kullanarak artistlik bir park ediş gerçekleştiriyorum. Hava artık karanlık. Tomalin, Lexus'un yanında küçücük kalan Caterham ile yanıma park ediyor. Yüzünde hâlâ bir gülümseme var. Geride bıraktığımız gün otomobiller hakkında fikir edinme açısından oldukça verimli geçti, ancak arkamızda duran vadi ve dağ sıralarına bakarak gelmemiz gerekenden bile çok daha ileriye gittiğimizi fark ediyorum. Otelimize gidip odalara yerleştikten sonra herkes Royal Oak zincirine bağlı barlardan birine akın ediyor ve içkileri yudumlarken sohbet giderek koyulaşıyor. Vivian buraya Twingo ile gelmişti ve küçük canavar hakkındaki yorumlarını anlatıyor; "Yapacağınız en iyi yorum Clio'ya benzemesi olacaktır. Onun kadar iyi olmasa da en azından kardeşine karakterinden bir şeyler vermiş." Ollie Marriage ise Megane karşısında şaşkınlığını gizleyemiyor; "Hayatımda bu kadar iyi hafifletilmiş bir otomobil kullanmamıştım. 911 ile GT3 RS arasındaki fark bile bu kadar anlaşılır değildi." Harry ise R500'ün rehaveti ve hayranlığı ile konuşmaya başlıyor; "Şu ana kadar kullandığım en iyi Caterham. Vahşi, kesinlikle çok vahşi... Korkunç... Yani bir Caterham'ın tam olması gerektiği gibi. Ancak fren pedalına basabilseydim otomobili daha iyi kullanabilirdim. Keşke başka ayakkabılarla gelseydim." Haklısın Harry, o lastik çizmelerle ancak traktör kullanabilirsin. Yemek kokuları mutfaktan yükselmeye başlarken 50'lik biram ve ses kaydedici cihazımı alıp Tomalin ve endişeli bir hali olan John Simister ile masaya geçiyoruz. "Hâlâ favorimi arıyorum. Düşüncelerim şu an çok karışık. Bu arada, kaydediyor musun? Acaba ISF'mi? Bilmiyorum. Aman, boşverin!" Bu arada bayan bir garson biftekleri getiriyor, ancak bizimki içine düştüğü karışık durumdan kurtulmak için çırpınmaya devam ediyor "Abarth'ın garip bir direksiyonu var. Küçük düzeltmeler yapamıyorsunuz ve bu nedenle uzun virajları dönmek zor oluyor. Brera ise beni oldukça şaşırttı. Otomobilin kaya gibi sert bir karakter kazanması amacıyla Prodrive işe biraz el atmış, ancak beklenen performans artışı gerçekleşmemiş. 300 küsürlük Subaru...Tam olarak kaçtı?" Ağzına doldurduğu cipslerle cevap veriyor Peter "Üç yüz yirmi beş."
"Evet. Tüm bu beygirlerin nereye gittiğini bilmiyorum. Sanki yarısı yatıyor. Otomobilde nedenini anlayamadığım bir hantallık var. Hey, durun bir dakika! Scirocco..." diye bağırıyor, sanki bir şey keşfetmiş gibi. "Muhteşem bir otomobil. Çok hoşuma gitti." "Gerçekten mi?" diye soruyor Peter bifteği elindeki bıçakla ustaca keserken. "Bana göre çok üstün bir performansa sahip değil." "Hayır, bence sahip," diye çıkışıyor Simi. En iyi gücünü comfort modunda gösteriyor, çünkü süspansiyon bu ayarda bile hâlâ oldukça sert oluyor. Güzel bir motora ve minimum turbo gecikmesine sahip. Çok pürüzsüz bir şekilde gidiyor ve bana göre grubun şu ana kadar kullandığım en iyi otomobil..."
|