Kimi Raikkonen'i Ferrari'nin kırmızı tulumları içinde görmeye fazlasıyla alıştınız. Peki onun evini görmeye ne dersiniz? Evet, geçen aylarda Finlandiya'da onu ziyaret etmiştik, bu kez sıra İsviçre'deki evinde sıcak bir sohbet yapmakta.
Ferrari pilotu Raikkonen, bu yıl şampiyonluk mücadelesine çok yakın değildi. Belki şanssız belki de kimilerinin dediğine göre gerçekten formsuz bir sezon geçirdi. Neticede Buz Adam, artık 'eski' Dünya Şampiyonu oldu, ama acaba onun hayatında neler değişti? Cevap çok basit, 'hiçbir şey'. Onun için hayat hâlâ kar kayağı yapmak, otomobilleri hızlı kullanmak ve akşam olunca da içkisini yudumlamak olarak devam ediyor. Aynen şampiyon olduktan önce ve sonrası olduğu gibi... İşte evdeki Kimi Raikkonen'le eğlenceli sohbetimize başlıyoruz.
2007'de Ferrari'ye, yani hayallerimin takımına geçmiştim. Tabii ki aldığım şampiyonluktan büyük bir gurur duydum. 1956'da Juan Manuel Fangio'dan sonra ilk 'hat trick' yapan pilot olmak çok güzeldi: Pol pozisyonu, en hızlı tur ve ilk yarışı kazanmak... İlk şampiyonluğumu kazanmak hayatıma çok renk kattı, umarım en kısa zamanda bunu tekrarlarım.
2003'te Malezya Grand Prix'sinde elde ettiğim ilk F1 galibiyetim gibi aklımda yer edinmiş birçok yarışım var. Çok istediğiniz bir şey için çok çalışmak ve yıllar sonra elde etmek muazzam bir duygudur. Aynı zamanda sanıyorum ki en unutulmaz yarışım 2005'teki Japonya GP'siydi. Markalar Şampiyonluğu için hâlâ şansımız vardı ve bunu son yarışa taşıyabilmek için Japonya'da galibiyet almamız gerekiyordu. Ne yazık ki sıralama turları sırasında piste çıktığımda yağmur yağdı ve yarışa 17. sıradan başlamam gerekiyordu. Ayrıca yarış sırasında yedinci vitesle ilgili problemlerim de olmuştu. İkinciliğe kadar çıkmayı başarmıştım ve son turun başlangıcında Giancarlo Fisichella'yı geçerek galibiyete ulaşmıştım. Takımım ve benim için çok zor olmuştu ancak gerçekten çok keyif almıştım. Ayrıca bir diğer unutulmaz anımı, 2007'de Brezilya GP'sinde ilk F1 şampiyonu olduğumda yaşamıştım. Bunları hiçbir zaman unutamam...
Ferrari motorhome'undaki odama gitmeyi tercih ediyorum ve burada bir süre kafamı dinliyorum. Bu, sıralama turlarına ve yarışa hazır olmama katkı sağlıyor. Sessiz ve güzel bir oda, böylece önümdeki işime odaklanabiliyorum.
Kulağa kolaymış gibi gelebilir... Ancak ışıkların sönmesine, en iyi startı almaya ve ilk virajı kazasız atlatmaya konsantre oluyorum. Yarışın bu tür en erken anları, grand prix'nin geri kalanına büyük etkisi olabiliyor, bu yüzden konsantrasyon en üst düzeyde oluyor.
Sanıyorum hızlı olmam... Ciddi olarak düşünürsem; galiba takımdan biri bu konuda benden daha iyi bir cevap verebilir... Muhtemelen kendimi kontrol etmemi ve zihinsel gücümden söz edeceklerdir.
Sanırım, diğer pilotlardan farklı olarak işimin her parçasından zevk alan kişilerdenim. Elbette yarışları kazanmak bu işin en eğlenceli tarafı... Ayrıca antrenmanlarımdan da keyif alıyorum, çünkü hem eğitmenim hem de ben sıkı çalışmayı seviyoruz ve antrenmanlarda hiç sıkılmıyorum. Bunun yanında test yapmak ve aracı geliştirmek, izleyicilerle buluşmak, sponsorlar için çalışmak... Bunlar da işimin bir parçası. Ama seyahat etmek o kadar da güzel değil, tabii yol boyunca uyumayı tercih ediyorum, işte seyahatlerdeki uyku kısmı da eğlenceli denebilir!
Pist üzerinde yaptığım hatalar...
Eğer Finliyse, uzun boylu, uzun saçlıysa ve adı Jenni'yse benim ilgimi çekebilir.
Evet, bence öyle. Doğrusu yarış pilotu olmak için içgüdülerinize güvenmeniz gerekiyor. Böylesine yüksek hızda yapılan mücadelelerde, yaptığınız en ufak hata yarışınızı sonlandırıyor. Yarışmak benim kanımda var ve yarışırken kesinlikle içgüdülerimi dinliyorum. Yarışmak benim DNA'mda var.
Kesinlikle sporla ilgilenirdim. Birçok farklı spor ile ilgili deneyimim var fakat şu anki işimden daha iyi yapabileceğim bir şey olduğunu sanmıyorum.
Çok daha gençken, buz hokeyine ilgi duyuyordum fakat her sabah erken kalkılma fikrini sevmiyordum! Her zaman motor sporlarını seyretmekten keyif alırdım ve 1987'de ilk defa kart aracına bindiğimden beri bu işin bağımlısı oldum. Sonradan bu işi iyi bir şekilde yapabileceğimi fark ettim. Şu anda bunun gerçekten yapmak istediğim iş olduğunu biliyorum.
F1 yoğun bir spor olduğundan boş zaman yakaladığımda mümkün olduğunca az şey yapmaya ve dinlenmeye çalışıyorum. İsviçre'de eşimle, ailemle ve arkadaşlarımla vakit geçiriyorum. Finlandiya'ya gidip geliyorum ve oradaki arkadaşlarımla yemek yiyip, film seyrediyorum. Ayrıca boş zamanlarımda bisiklet sürüşleri, kros kayağı yapmayı tercih etsem de antrenmanlarımı sürdürmeyi de seviyorum.
Hem özel hem profesyonel hayatımda zaman benim için çok değerli. Yarışta veya testte olduğumda saniyenin binde biri kadar bile olsa daha hızlı tur zamanları çıkarmaya çalışıyorum. Her zaman daha hızlı gitmek için çabalıyorum. Özel hayatımda ise oldukça heyecanlı geçen grand prix sezonu boyunca arkadaşlarım ve ailemle geçirdiğim zamanı maksimize etmeye çalışıyorum. Beni tanıyan herkes özel hayatımda tamamen farklı bir kişi olduğumu kesinlikle söyleyecektir; bu zamanlarda genelde rahat ve telaşsız olurum.
Uyumak, kesinlikle uyumak!

Tag Heuer markasıyla McLaren yıllarından beri çalışan Raikkonen, sanıyoruz firmayı karizmasıyla fazlasıyla etkilemiş olmalı. Onlarla anlaşmaları uzatıldı ve hatta daha da kapsamlı hale geldi. İşte size Kimi Raikkonen'in iş hayatının detayları.
Bu büyük bir onur ve Maria Sharapova ve Tiger Woods gibi diğer sporlardan önemli kişilerle birlikte global bir kampanyada yer almak heyecan verici. TAG Heuer ile işbirliği yapmak harika, çünkü bu markanın motor sporlarında eşsiz ve rakipsiz bir tarihçesi var. Birçok F1 yarış efsanesi bu markayla işbirliği yaptı. Juan-Manuel Fangio, Jo Siffert, Jacky Ickx, Niki Lauda, Alain Prost ya da Ayrton Senna...
McLaren-Mercedes takımında yarışırken TAG Heuer, yıllardır onların sponsoruydu ve ben de böylece onların marka elçisi olmuştum. 2007'de Ferrari'ye katıldığımda, yaptığımız başarılı ilişkinin sonucunda bu birlikteliği devam ettirmeye karar verdik.
2002'de onların arasında katıldığımdan beri, TAG Heuer spor saatlerinin tasarımında ve geliştirilmesinde aktif olarak rol almaya başladım. Ayrıca 2007'deki kontratımız, TAG Heuer'in gözlüklerini de kapsıyor.
Doğrusu geçen 6 yılda yaşadığımız tecrübeden çok mutluyuz ve karşılıklı olarak bu beraberliği uzatmaya karar verdik. Firmanın bana sunduğu yeni projeler ilgi çekici. Mesela Kimi Raikkonen güneş gözlükleri ve saatleri bunlara en güzel örnek.
Sözleşmenin uzatılmasının ardından önceden yaptıklarımızdan daha farklı bir şeyler gerçekleştirmeyi istedik. Gerçekten inanılmaz bir deneyimdi ve bunu evimizde yaptığımız için ikimiz de çok rahattık.
Evet, çok seviyorum. Benim farklı yanımı gösteriyor. Sıcak, samimi ve çekici... Markanın 'sportif ve çekici' tarafını ortaya koyuyoruz. Bu da benim yaşam tarzımın, özel hayatımın farklı yönlerini ortaya çıkarıyor.
Herhangi bir limit olduğunu düşünmüyorum. Benim birçok TAG Heuer saatim var ve farklı durumlara göre bunları kullanıyorum. Antrenmanda, snowboard yaparken ya da bir gece partisine katılırken kullandığım saatler değişiyor.
Gerçekten böyle bir projede yer almak harika. İsviçre'de La Chaux de Fonds'taki fabrikalarına gidip mühendislerle ve tasarımcılarla tanışmıştım. Orada tasarımda görev alan kişilerle toplantı yapmıştık. Daha sonra saatin özellikleri, rengi, tasarımı ve bunun gibi şeyler hakkında konuşmuştum. F1'deki bileşenlere benzer birçok maddeyi saatlerde de kullanmıştık.
|