Büyüleyici Toskana Takımadaları Korsika'nın kuzey ucuyla İtalya'nın batı kıyısı arasına serpiştirilmiştir: Gorgona, Capraia, Elbe, Pianosa, Montecristo, Giglio ve minik Giannutri.
Bu güneşli bölgede tatil, birçok kişi için Riviera'da yaşanandan daha sakin bir İtalyan deneyimi demek. Napolyon'un sürgünde dokuz ay geçirdiği Elbe en büyük ada. Sürgünde yaşamak için Akdeniz'de bundan daha büyüleyici bir yer seçilemezdi herhalde. Yaklaşık 15 mile 6 mil büyüklüğündeki dağlık Elbe, Toskana'nın ana karasına yakındır ama ada karakteri burayı tamamen farklı bir seyir cevheri haline getirir.
Pimbino ve Elbe'nin ana limanı arasında feribotlar çalışmakla beraber, adada büyük bir havaalanı olmadığından ucuz uçuşlarla gelen turistler tarafından istila edilmemiş. Adaya gelen turistler epey aklı başında insanlar belli ki, limanda marinaların sakin havasını bozacak gürültülü atraksiyonlar yok. Elbe'de karaya çıktığınızda kolayca yerel hayata katılıyorsunuz, dükkanlar ve kafeler tamamen İtalyan ve hepsi son derece misafirperver.
Elbe'nin 20 mil kuzeybatısında çok daha küçük bir ada olan Capraia, kuşaklardır burada yerleşmiş sadece 30 ailenin yaşadığı inanılmaz bir cennet parçası. Burası takımadalarda karayı ilk gördüğümüz yerdi. Puslu bir günde kuzeyden yaklaşırken, birkaç mil açıktan seçebildiğimiz dağların etekleri gizemli ve ıssız gözüküyordu. Punta di Teia'dan aşağı doğru uzanan dik kıyıyı takip ettiğimizde, arkasındaki sivri tepeler ve makilerin altında küçücük duran Porto Capraia beyaz ve aşı boyalı renkleriyle gözlerimizin önüne serildi. Anakaradan sadece 30 mil uzakta olmamıza rağmen, bu tuhaf limana girdiğimizde kendimizi ülkemizin uzak bir adasına tayini çıkmış yolcular gibi hissettik. Beyaz askeri üniformasıyla liman başkanı, iskelede neredeyse hazırola geçmiş bekliyordu. İki carabinieri (jandarma) şık üniformalarıyla yanından geçerek Bar Massimo'nun merdivenlerine doğru ilerlediler. Bu arada Elbe'den gelen feribotun yanaşmasıyla iskele yarım saat için hareketlendi, sonrasındaysa sükunetine geri döndü. Otobüsle eski köye gittik, burası daha da sakindi. Tek hayat işareti ise keçiboynuzu ağaçlarında cıvıldayan serçeler ve evlerin kapalı kepenkler arkasından yükselen tencere-tava sesleriydi.
Toskana Takımadaları'nda üzerine çıkılması yasak olan üç ada var: Gorgona, Pianosa ve Montecristo; bu üç adanın farklı görüntüleri gezdiğiniz sulara gizem katıyor. La Spezia'dan dönerken geçtiğimiz en kuzeydeki Gorgona ürkütücü görüntüsüyle hâlâ mahkumlara ev sahipliği yapan bir ada. Pianosa, Elbe'nin 10 mil güneybatısında. Şaşırtıcı derecede alçak adanın Cala Giovanni'de minicik bir limanı var. Eskiden hapisane olarak kullanılan Pianosa, günümüzde milli park olarak korunuyor ve tekneden adaya çıkmak ya da bir milden fazla yakınından geçmek yasak. Sadece feribotla ziyaret edilebilen bu yasaklı kara parçası, Elbe'den bakıldığında bir serap gibi gözüküyor. Elbe'nin 25 mil güneyinde, Montecristo'nun efsanevi profili 600 metrelik neredeyse mükemmel bir koni şekliyle yükseliyor. Uzaktan bakıldığında adanın garip ve romantik bir görüntüsü olsa da dağlarının etekleri ve kıyıları epey çetin. Dumas'ın romanının neden burada geçtiğini merak ediyorsunuz, ancak burası gemi batıkları ve karizmatik Monte Christo Kontu için mükemmel bir yer olarak gözüküyor.
Güneydoğudaki iki ada da -Giglio ve Giannutri- büyüleyici limanlar. Dağlık Giglio yaklaşık beş mil uzunluğunda ve doğu kıyısının ortalarında Giglio Porto adında küçük bir limanı var. Bu eski sayfiye yeri yazın feribotlarla gelen turistler sayesinde kalabalık olabilse de sezon başı ve sonunda buranın mükemmel bir sığınak olduğunu göreceksiniz.
Minyatür Giannutri oldukça alçak, haritada kruvasan gibi gözüküyor, çevresinde pek çok koy ve doğu tarafında geniş bir koy var. Giannutri takımadadaki milli parkın bir parçası olduğundan kuzey ve güney kıyıları yatlara kapalı, ana koya doğudan yaklaşabilirsiniz. Koyun kuzeybatı köşesinde yer alan ve oldukça sığ olan Cala Spalmatoi demirlemek için en uygun yer.
Muhteşem Portoferraio'da geniş liman ağzına yaklaşırken, başka kaç limana ilk varışımızda bu kadar etkilendiğimizi düşünüyorum. Girişten yarım mil sonra güzel bir fenerin tepesini süslediği kayalık bir yükselti olan Scoglietto'yu geçiyoruz. İleride ana fener olan Forte Stella var ve batıdaki burnun yukarısında yer alan eski bir kale, Akdeniz'in en güzel doğal limanlarından birine tarihi bir hava katıyor.
Kalenin yakınında güzel bahçeleriyle Napolyon'un villasını görebiliyoruz, buradan doğu kıyısının dik tepelerine uzanan nefis bir manzara var. Teknelerin çoğu koyun alçak kısmında demirlemiş ya da bağlanmışlar, ancak biz karabiber değirmenine benzeyen bir kalesi olan Punta del Torraine'in arkasındaki renkli iskelelere doğru yöneliyoruz.
Uzun ve dar evler, sarı sıvaları ve kale burçlarının çevrelediği oluklu kiremit çatılarıyla sevimli limanın arkasında sıralanmışlar. Dolambaçlı yollardan yukarı doğru tırmanırken beklenmedik meydanlar ve limanın büyüleyici manzarasıyla karşılaşıyorsunuz. Piombino'dan düzenli olarak çalışan feribotlar manzaranın değişmeyen parçası.
Portoferraio'da kafelerin teraslarında takılarak soğutulmuş Elba Bianco'dan içtik. Üzeri kapalı pazardan taze balık, nefis zeytinler ve lezzetli domatesler aldık ve Via Brignetti'deki Mangino Vincenzo'da hayatımızın en lezzetli pizzalarını yedik.
Napolyon'un Villa dei Mulini'sini ziyaret ederek, Paris'i tekrar ele geçirme planları yaparken izlediği manzarayı seyrettik, daha sonra kaleye tırmanarak gurup vakti güneşin kızıl parmaklarının limanın etrafındaki binalara dokunuşunu seyrettik.
Portoferraio popüler ve iskele yeri kısıtlı olduğu için yaz sezonunun yoğun döneminde Darsena Medicea'da genellikle en fazla üç gün kalmanıza izin veriliyor. Ancak Elbe'de adanın farklı bölgelerinde üç ayrı marina bulunuyor: Marciana Marina, Portoferraio'nun altı mil batısında, Porto Azzuro doğu kıyısında ve Marina di Campo güney kıyısında yer alıyor.
Daha sonra engebeli bir tepenin ağaçlıklı limanla buluştuğu sevimli bir kasaba olan Marciana'da oyalanıyoruz. Marciana Marina'nın arkasında kalan ve Monte Cappane'nin görkemli zirvesine uzanan bölge yemyeşil. Elbe'nin en yüksek dağının üst kesimlerinde, virajlı yolla ulaşılan bir köy var.
Marciana Marina'nın ağaçlıklı bahçeleri olan 19'uncu yüzyıl evleriyle sakin bir zarafeti var. Palmiyeler ve gösterişli çalılar sahil yolunun kenarında uzanarak, halkın oturup sohbet ettikleri köşeleri serinletiyor. Pantonların çoğu Circolo Della Vela Marciana Marina adındaki konuksever yat kulübü tarafından işletiliyor, kulüp binaları da sakin bir teras bahçesi. Burada güleryüzlü kulüp başkanı Piero Canovai ile buluşarak bir portakal ağacının gölgesinde iskambil oynuyoruz.
Marciana Marina'da, bir aile bistrosu olan ve lezzetli, basit yemeklerinin kalitesi yüz yıldır değişmeyen Ristorante Teresina'da yemek yiyoruz. Akşam yemeğimiz ise şehrin arka kısmında yer alan Hotel Tamerici'de... Şefin övgüyü hak eden yemeklerinin ardından, restoran sahibi Antonini Mauro geceyi biraz daha uzatmak için buz gibi bir şişe prosecco ikram ediyor.
Sıcak ve rüzgarsız günde adanın etrafında seyrederek yükselen kuzey kıyısında Punta Polveraia'daki yalnız deniz fenerini, sakin koylarını ve uzak ev kümelerini geçiyoruz. Batı ufkumuzda Korsika'nın uzun doğu kıyısını, güneyde ise Pianosa'nın suyun üzerinden sadece 30 metre olan yükseltisini bir karaltı gibi görebiliyoruz.
Elbe'nin batı kıyısındaki kayalık çıkıntıları geçerek Punta di Fetovaia'nın güneybatı kısmına ulaşıyoruz, burası üzerinde bodur bitkiler ve kokulu çamlarla denize uzanan alçak dağlık bir burun. Burnun arkasında yer alan, turkuaz suların beyaz kumlarla buluştuğu koy Elbe'nin en baştan çıkarıcı demirleme yerlerinden biri. Burası günümüzü tembelce geçirebileceğimiz muhteşem bir yer. Öğle yemeğinden sonra birkaç mil daha giderek, görkemli körfezin girişindeki Capo Poro'nun arkasında yer alan Marina di Campo'ya uzanıyoruz.
Marina di Campo Elbe'nin esas tatil merkezi ve adadaki otellerin çoğu burada yer alıyor. Ancak burada bile turizm geri planda; sakin, sadece ortalığı biraz canlandıracak kadar kalabalık var. Dışarıdaki doğu iskelesine kıçtan kara bağlanarak koyun karşı kıyısındaki altın renkli kumsal ve San Piero'nun gerisindeki tepelere doğru yükselen ovayı izliyoruz. İçerideki iskelelerden birinin arkasında renkli balıkçı tekneleri var, iskelelerin üstü ağlar ve sepetlerle dolu.
Marina di Campo'nun sahili İtalya'ya özgü bir canlılıkta, balıkçılar kendi aralarında memleketi kurtarırken, dükkanlar ve kafelerden yükselen sohbet sesleri bir operetin nağmeleri gibi meydana kadar ulaşıyor. İskeledeki komşularımızın hepsi İtalyan, görünüşe göre yabancı motor yatlar bu sevimli limana pek sık uğramıyorlar.
Porto Azzuro, huni şeklinde, doğu kıyısında yer alan ve yeşil tepelerle süslenen Golfo di Mola'nın kuzey kıyısında saklanmış. Güney kısmında, önümüzdeki kışı geçirebileceğimiz bir yer olarak incelediğimiz, kocaman travel-lift'iyle iyi işletilen bir çekek yeri var.
Porto Azzurro Marina di Campo'dan biraz daha kalabalık, buna rağmen göz alıcı liman son derece hoş. Doğu tarafında 20. yüzyıla kadar hapishane olarak kullanılan bir İspanyol kalesi var, kale şimdi bu güzel limana tarihi bir fon oluşturuyor. Limanda, ayaklar üzerine inşa edilmiş kafesiyle popüler bir plaj var. Kuzey iskelesinin arkasında ise lezzetli bir salata için ihtiyaç duyacağınız nefis domatesleri, mis kokulu sarımsakları ve çıtır çıtır kırmızı soğanları bulabileceğiniz yerel pazar yer alıyor.
Batı Akdeniz'deki birçok ada gezenler için etkileyicidir ancak, dünyadan elini eteğini çekip oraya yerleşme isteğini, başka hiçbir yerde Capraia'da olduğu kadar yoğun hissetmiyor insan. Dağlık arazi maki kaplı. Bin kişilik nüfusun çoğu kuzeydoğu tarafında, ya limanın etrafında ya da daha yukarıda, Capo Ferraione'de eski köyde serpiştirilmiş evlerde yaşıyor.
Burada havaalanı ya da çok fazla feribot yok, otel müşterileri bu cennet parçasına adanın sandallarıyla ulaşabiliyorlar. Ziyaret eden tekneler memnuniyetle karşılanıyorlar, özellikle dışarıdaki dalgakıran uzatıldığından beri liman çoğu hava koşulunda korunaklı. Limanın çoğu yerinde derinlik üç metre, demirlemek için en iyi yerse kıçtankara bağlanabileceğiniz, batı iskelesindeki bar ve kafelerin önü. Daha karaya adım atmadan küçük ada ahalisinin yakınlığını hissedebiliyorsunuz, herkes birbirini tanıyor ve teknemizden limandaki konuksever Al Vecchio Scorfano Restaurantı'nın gölgeli bir masasına geçtiğimizde, sessizce bizi izliyorlar.
Limanda demirli birkaç dalış teknesi var, Capraia İtalya'nın en güzel dalış noktalarından biri. Adada ayrıca, özellikle sezon başında ve sonunda kafanızı dinlemek için kaçabileceğiniz birkaç otel ve apart bulunuyor.
En güneyde kalan bu Toskana adasının doğu kıyısında, Poggio della Chiusa'nın eteklerinin altına gizlenmiş davetkar bir liman var. Yaz sezonunda Giglio Porto, yatlar, feribotlar ve balıkçı tekneleriyle capcanlı bir yer. Eğer ayarlayabilirseniz, burayı ziyaret etmek için ideal zaman ekim sonu ya da kasım, bu aylarda ada tekrar sakin karakterine bürünüyor.
Denizin üzerinde serpiştirilmiş evleriyle inanılmaz güzel bir ortaçağ köyü olan Giglio Castello'ya mutlaka çıkın. Eski taşlardan ve solmuş kiremitleriyle bitişik evlerden oluşan bu labirent manzaranın bir parçası gibi gözüküyor. Havanın açık olduğu günlerde buradan, San Stefano feribotlarının gittiği Orbetello yarımadasına kadar uzanan manzara nefes kesici. Güneybatıdan gelen 'Libeccio'nun estiği günlerde Giglio ile anakara arasında kalan boğaz mükemmel korunaklı bir alan.

1- Kalabalıklardan uzak: Toskana Takımadaları'nda az turist var, özellikle sezon sonunda.
2- Napolyon'un villası Portoferraio'daki en güzel manzaraya sahip.
3- Portoferraio'daki Fort Stella feneri.
4- Porto Azzuro popüler plajı ve harika pazarıyla küçük ama hareketli bir yer.
5- Ağız sulandıran yerel lezzetler için pazarları mutlaka ziyaret etmeli.
6- Maria di Campo Elbe'nin en yoğun trafikli limanı olmasına rağmen benzersiz ada büyüsünü taşıyor.
7- Geleneksel ve zarif: Marciana Marina'da tarihe uzanın.
8- Capraia'nın turkuaz suları İtalya'nın en iyi dalış alanı.
9- Capraia'daki eski köy.
Adalarda hava yazın normalde sıcak ve uzun saatler süren hafif rüzgar ve sakin deniziyle dengelidir. Doğu Avrupa'daki yüksek basınçla ilişkili hafif güneydoğu rüzgarlarına sık rastlanır. Kuzey Afrika'da dikkate değer yüksek basınç olduğundaysa hafif batı ya da kuzeybatı rüzgarları hakim olur. Genova Körfezi'nden kuzeye alçak basınç geçişleri olduğunda zaman zaman kuvvetli güneybatı rüzgarı (libeccio) eser. Alçak basınç zamanında libeccio'nun gücü 6 ya da 7 kuvvetine kadar çıkabilir ancak bu rüzgar yazın çok uzun sürmez.
Yerel hava durumu raporları sezonda marinalara asılıyor, bunların olmadığı durumlarda Fransız internet raporları en kullanışlı ve doğru olanlar.
- İnternetten hava raporu almak için www.meteofrance.com'u ziyaret edebilirsiniz (Marine'e, Bulletins'e, Area bölümüne ve Bassin Méditerranéen'e, sonra da Elbe bölgesine tıklayın).
Elbe'yi ziyaret edenler Napolyon'un Mayıs 1814'ten itibaren dokuz ay boyunca burada sürgünde yaşadığını bilir. Altıncı Koalisyon'un müttefikleri Fransa'yı işgal ettiklerinde, Paris'i ele geçirerek imparatoru sürgüne gönderdiler. Silahlı muhafızlar eşliğinde Portoferraio'ya gelen Napolyon, Fransız ve Avusturya askerlerinin sürekli gözetimi altında, koyu yukarıdan gören kalenin yakınlarında, geniş Villa dei Mulini'ye yerleşti.
Napolyon Elbe'de yolları, limanı ve yerel yönetimi iyileştirerek oyalanmış, Portoferraio'daki villasını döşemeye uzun zaman ayırmış. Villaya Darsena Medicea'dan rahatlıkla ulaşılabiliyor ve kesinlikle görülmeye değer. Zeytin ağaçları, gür çalıları ve harika manzarasıyla korunaklı bahçe bir cennet parçasını andırıyor. Burada geçirdiği zaman süresince kaçışını planlayarak, Paris'i tekrar ele geçirme ve Wellington'u kuşatma planları yapmış devrik imparator. İnsan Napolyon'un böyle bir yeri nasıl terk ettiğini anlayamıyor...
Adanın mutfağı anakara Toskana'nın geleneklerini yansıtıyor, ancak yerel balıklar, deniz tarakları ve ahtapota daha fazla ağırlık veriliyor. Deniz ürünlü makarnaları nefis, sosların ana malzemesini balık suyu ve o gün limana gelen balıklar oluşturuyor.
Elbe'de yediğimiz ahtapotlu (polpo) makarna, ağızda dağılan yumuşak, pembemsi etiyle İtalya gezimizde yediğimiz en lezzetli yemekti. Bu yemeğin en güzel yapıldığı yer Marciana Marina'nın arkasındaki Hotel Tamerici'ydi. Limanın yakınındaki Ristorante da Teresina'da güçlü balık tadı olan nefis "zuppa di pesce" (balık çorbası) yapıyor, arkasındansa tereyağlı kılıçbalığı ızgarayı öneririz.
Capraia'daki eski bir restoran olan Ristorante Al Vecchio Scorfano'da incecik dilimlenerek, zeytinyağı ve limon sosuyla servis edilen taze çiğ orkinos yedik. Arkasındansa klasik bir yemek olan, unlu bir sosa hafifçe bulanarak kızartılmış tava balıklarına yumulduk. Meyvemsi tadı olan Elba rose şarabı bu yemeklerle harika gitti.
Yarım yüzyıl önce Elbe arazileri bugünkünden daha yabaniydi ve yamaçların çoğu bağ olarak kullanılmak üzere teraslandırılmıştı. Yerel çiftçiler tarafından üretilen Elbe şarapları epey rustik. Ancak zaman içinde turizm geliştikçe eski bağ terasları otel inşa etmek için kullanıldığından şarap üretimi düşmüş. Günümüzde bağlar adanın daha alçak, düz alanlarında toplanmış, özellikle de Portoferraio ve Porto Azzurro arasındaki yeşil vadiye. Kısmen yeni bağlar, daha çok da modern şarap imalat yöntemleri sayesinde şaraplar artık daha hoş.
En çok rastlanan yerel şaraplar Elba rosso, bianco ve rosato. Rosso, Sangiovese üzümlerinden yapılıyor ve koyu yakut renginde, meyvemsi bir kokusu ve yoğunluğu var. Bianco ise, Trebbiano Toscano üzümünün Ansonica ve Vermentino ile karıştırılmasıyla elde edilen, güneşli, lezzetli meyve tadı taşıyan bir şarap. Elba rosato diri ve sek, sıcacık öğleden sonraları için ideal. Tatlı Elba moscato ve aleatico şarapları, sofrada tatlı servisi olsa da olmasa da yemek için ideal.
Eğer Elbe'yi feribotla ziyaret ediyorsanız limandan ve plajlardan uzak bir otelde kalarak adanın gerçek havasını hissedin. Hotel Tamerici iyi bir seçim, Marciana Marina'nın arkasında limandan uzak otelin hem liman hem de Monte Capanne'yi gören müthiş bir manzarası var. Konforlu mekanda genellikle İtalyanlar konaklıyor, yemekleri mükemmel.
Tel: +39 0565 99445
www.tamerici.it
Capraia'daki üç otelde de ada atmosferi hakim, sanırım Albergo Ristorante Da Beppone kafanızı dinlemek için en ideal olanı.
Tel: +39 0586 905001
www.dabeppone.it
Rod Heikell'in Italian Waters Pilot'u İtalyan Rivierası için en iyi referans kitabı.
1999 sayılı Admirality haritası tüm Toskana adalarını gösteriyor, ayrıca Korsika dahil olmak üzere Livorno'dan Civitavecchia'ya kadar olan bölgeyi kapsıyor. Adaları keşfetmek için bizim tercih ettiğimiz haritalar Fransız SHOM'un dört orta ölçekli haritası:

- SHOM 6963 - De San Rossore au Canal de Piombino
- SHOM 7177 - Île d'Elbe
- SHOM 7175 - De l'Île d'Elbe à Promontorio Argentario
- SHOM 7178 - De l'embouchure de l'Ombrone à Promontorio Argentario

Ristorante da Teresina, Elbe'de bulunan Marciana Marina'daki limanın hemen arkasında, 1897 yılında kurulmuş. Kanvas bir tenteyle gölgelenen gösterişsiz terası, basit masa ve sandalyeleriyle şatafatsız görüntüsü sizi aldatmasın, bütün dikkatlerini yemeklerine vermişler. Biz yemekteyken, doksan yaşlarında olan büyükanne Teresina Ducati, her gün yaptığı gibi mutfağa giriyordu. Yediğimiz balık çorbası, midyeli makarna ve hafif ızgara edilmiş pesce spada tek kelimeyle mükemmeldi.
Capraia, Akdeniz'deki en berrak sulardan birine sahip, suyun ısısı epey derinlere inene kadar ılık. Adanın kıyısı dalgıçlar için bir cennet, yeni başlayanlar Capraia Diving Club'da kurs görebiliyorlar. Dalış merkezinin arkasındaki apartlarda kalabilirsiniz. Tekneler, derinlerde geçen bir günün sonunda ulaşılan rüya gibi bir yer olan Porto Capraia'da bağlı.
İletişim: Fabio Mazzei - info@capraiadiving.it, www.capraiadiving.it
Toskana adalarının güneybatısında, kayalıkların oluşturduğu ve Formiche di Montecristo diye bilinen bir sığlık var. Batı tarafında suyun hemen altında Scoglio Africa adında, ışıklı bir uyarı feneri olan kaya var. Bu tip Akdeniz resiflerinin ürkütücü bir havası oluyor, çünkü yakınlarındaki sular dikkate değer derinlikte. Scoglio Africa'nın iki mil batısında derinlik 400 metreden fazla.
Portoferraio'da, limanın iki sokağı arkasındaki Via Raffaello Brignetti'de, öğle bastırınca yerel halk da karınlarını doyurma derdine düşüyor. Burada Mangino Vincenzo inanılmaz lezzetli pizzalar yapıyor ki, tattıktan sonra başka bir yerde pizza yemeniz mümkün değil. Bu keyifli mekan dört kuşaktan beri aynı aile tarafından işletiliyor, günümüzde de iki kuzen el yapımı hamuruyla aile geleneğini sürdürüyor. Portoferraio'da demirlerseniz burayı kaçırmayın.
Tekneyle Pianosa'nın yanından geçerken milli park kuralları dolayısıyla bir milden fazla yaklaşamıyor ve adaya çıkamıyorsunuz. Uzaktan karaya baktığınızda gördüğünüz, Cala San Giovanni'deki minik limanı çevreleyen gösterişli binalar merak uyandırıyor. Bir İtalyan operasından fırlamışçasına, kayalık limanda birbiri ardına sıralanmış bu binaları daha yakından inceleyebilmek için Marciana Marina ya da Porto Azzuro'dan kalkan feribotlarla buraya ulaşabilirsiniz.
Tiran denizinin yükseklerinde yer alan ve taş binaların bulunduğu Giglio Castello köyünün tarihi ortaçağa kadar uzanıyor. O zamanlarda adanın mülkiyeti anakarada yaşayan birkaç farklı aile arasında el değiştirmiş. Giglio'nun tarihi epey karmaşık ve köy periyodik olarak korsanlar tarafından yağmalanmış.
Fotoğraflar: Stockphoto & Peter Cumberlidge |