Kanatsız Melekler
Doktor değiller. Hemşire de değiller. Hindistan'ın Dokunulmazlar kastından, okuma yazması olmayan kadınlar onlar. Ama köylerinde eğitimli sağlık çalışanları olarak ebelik yapıyor, hastalıkları tedavi ediyor ve-kendilerininki de dahil olmak üzere- yaşam kurtarıyorlar.

Ergenlik döneminde geçirdiği cüzam nedeniyle parmakları yamru yumru olan Sakubai Gite, doğurttuğu ve halen baktığı iki yaşındaki kız çocuğunu muayene ediyor.

Matkuli'de kapısının önünde hamile bir kadının durumunu kontrol eden Surekha Sadafule için tüm ziyaretler, doktor ziyareti. Hindistan'daki Kapsamlı Kırsal Bölge Sağlığı Projesi'yle (KKBSP) çalışan 120 köy sağlıkçısından biri olan Sadafule, yoksul kadınların güvenini kazanmış durumda; bu kısmen, kendisinin de bugünlere mücadele vererek gelmesinden kaynaklanıyor.

1970'te kurulan KKBSP (kurulduğu kentin adıyla, Jamkhed olarak da biliniyor) bunu başka hiçbir şekilde elde edemeyecek durumdaki insanlara önleyici sağlık hizmeti sunuyor. Proje, sağlık çalışanı Leelabai Amte' nin tarttığı yeni doğmuş bebek (karşı sayfada) dahil, Maharashtra eyaletinde bugüne dek 300 köye ve 500 bin insana hizmet götürdü.

Sarubai Salve, köyünün sokaklarında gezindiğinde, çevresine bir kalabalık toplanıyor. Salve 56 yaşında, ince yapılı, mesafeli, tel çerçeveli gözlüğü ve kır düşmüş uzun siyah saçları ile biraz sert görünümlü bir kadın. Çoğu zaman, bir sabah dokuzda ve bir de akşam altıda olmak üzere, günde iki kez yola düşüyor ve Hindistan'ın Maharashtra eyaletinin iç kesimlerinde yer alan, 240 kadar ailenin yaşadığı Javalke köyünün sokaklarını dolaşıyor. Yanında tansiyon aleti, stetoskop, bebek tartısı, bir de ince bir not defteri taşıyor. Ve 47 yaşındaki, hayat dolu, hafif toplu, gülümseyince dolu dolu dişleri ortaya çıkan Babai Sathe de genellikle ona eşlik ediyor.
Bu iki kadın, Javalke köyü halkının sağlığından sorumlu. Doğum yaptırıyor ve sonra da bebekleri ziyaret ediyorlar. Hamilelere ve yaşlılara bakıyorlar. Tansiyon ölçüp, cüzam tedavisi görmüş köylüleri geziyorlar. Bu güneşli ocak sabahında gördükleri ilk hasta, Rani Kale. Kale'nin çamur, toprak, tezekten yapılma evinin çatısı sazla kaplı. Çatıda bir kedi tünemiş. Kiremitler avluya istiflenmiş, çamaşırlar ipe dizilmiş; çalı çırpı, küçük ocaklarda sorgumdan lavaş ekmeği pişirmek üzere hazır bekliyor. Gölgede kahverengi bir inek, halinden memnun, uzanmış yatıyor.

Kale, hamile. Eğer bu köyden olsaydı, şimdiye kadar Salve onu pek çok kez görmüş ve ultrasonografi çektirmesi için hastaneye göndermiş olurdu. Ama Kale'nin köyü buraya bir saat uzaklıkta. Doğum yapmak için annesinin evine gelmiş.

Bu, Kale'nin ikinci çocuğu olacak. On gün önce Javalke'ye gelene dek hiç doğum öncesi kontrolden geçmemiş. Salve onu muayene edip, ultrasonografi çektirmesini önermiş. Ama Kale bunu yapmamış ve artık doğuma birkaç gün, belki de birkaç saat kalmış durumda. Salve, Kale'nin tansiyonunu ölçüyor, kansızlık belirtileri için tırnakları ve gözlerini inceliyor, bacaklarında ödem var mı diye bakıyor. Kale'yi kulübeye alıp jinekolojik muayene için hasır bir örtü üzerine yatırıyor. Kafasını Kale'nin karnına dayayıp, kalp atışlarını dinliyor. Ama Kale'nin karnı öyle gerilmiş ki, herhangi bir şeyi fark etmek zor. Sathe endişeli görünüyor; bebeğin ters geleceğini düşünüyor. "Ama bazen dönerler," diyor. "Bir-iki saate yine geliriz," diyor Kale'ye. "Hâlâ dönmediyse seni hastaneye götürürüz. Doğum başlarsa birini yolla, bizi bulsun." Kale'nin teyzelerinden birinden ona çay vermesini istiyor. Ve rahatlatıcı bir ses tonu ile, "Her şey yoluna girecek" diye ekliyor. Bir sonraki durak, üç aylık oğlunun damağında yarık olan Manişa Mane'nin evi. Sathe'yle Salve bebeğin meme emmesini izledikten sonra onu tartıyor: dört kilo. Yeterli değil. Salve, "Süte ek olarak bir şeyler vermen lazım" diyor. Mane'ye sorgum, yağ ve sebzeyle yapılacak bir lapayı tarif ediyorlar. Bir büyüme çizelgesi üzerinde bebeğin durumunu gösterip, aşılar hakkında konuşuyorlar. Mane'nin tansiyon hastası olan kayınvalidesini de muayene ettikten sonra Sathe, bir devlet memurunun aşı yapmakla görevlendirildiği bir anaokuluna uğruyor. Haber duyulunca anaokulu hemen geçici bir kliniğe dönüşüveriyor. Hamile kadınlar ve yeni doğum yapmış anneler geliyor, daha yaşlıca kadınlar gelip tansiyon ölçtürüyor. Javalke, Salve ve Sathe sayesinde çok değişmiş. Salve, Javalke'deki bu hasta ziyaretlerini 1984'ten beri yapıyor. Kendi hesabına göre 551 bebeğin ebeliğini yapmış ve tüm bu doğumlarda ne bir bebek, ne de bir anne ölmüş. "İlk başladığımda bütün çocuklarda uyuz vardı ve her yer pislik içindeydi," diyor. Eskiden küçük çocuklar ölürmüş. Hamile kadınlar da ya doğumda ya da doğumdan sonra ölüp gidermiş. Sağlık önlemlerinin zayıf olması, sıtma ve ishale yol açarmış. Çocuklara aşı yapılmazmış. Cüzam ve verem de oldukça yaygınmış. Salve'ye Javalke'nin bugünkü sağlık sorunlarını soruyorum. "Hipertansiyon ve diyabet," diyor -zengin ülke hastalıkları. Hindistan kırsalının büyük bölümünde, sadece şanslı olanlar bu hastalıklara yakalanıyor.

Doktor sıkıntısı yoksul ülkelerde, özellikle Gana, Malavi ve Hindistan gibi İngilizce konuşulan ve doktorların yüksek ücretli iş olanakları için ülkelerini terk ettiği yerlerde, sık sık üzüntüyle dile getiriliyor. Doktorlar, kötü koşullar -büyük hastanelerde, yüzlerce hastaya bir avuç doktor ve bir düzine hemşire düşüyor- nedeniyle gitmek zorunda kalıyor. Hastalar boş yere ölüyor. Maaşlar çok düşük ve genellikle aylarca geç ödeniyor. Ve ayrıca doktorlar ve hemşireler ABD, Kanada, Britanya ve Avustralya gibi ülkelerin cazibesine de kapılıyor. Bu ülkelerde, kırsal bölgelerde çalışmaya istekli doktor yok ya da hemşire sayısı çok yetersiz. Onlar da bu açığı, yoksul ülkelerden gelen sağlık uzmanlarıyla kapatıyor.

Sonuç olarak Afrika ve -daha düşük bir oranda olsa da- Hindistan artık neredeyse ABD ve Britanya'da tıp alanındaki açığı kapatır durumda. Gana, Malavi ve Zimbabve, ülke dışında çalışan doktorlarının sayısının ülkede çalışanları geçtiği 16 Afrika ülkesi arasında yer alıyor. Son yıllarda iş için Malavi'den ayrılan hemşirelerin sayısı, hemşirelik okulu mezunlarının sayısını kat kat aşıyor. Tıp alanında yaşanan beyin göçü, dünyanın en zengin ülkelerinden oluşan G8 forumu, Dünya Sağlık Örgütü, Harvard Üniversitesi ve daha pek çok ortamda tartışılan bir sorun.

Ancak yoksul ülkelerdeki sağlık krizinin çözümü, doktor ve hemşirelerin ülkelerinde kalma konusunda ikna edilmelerinde yatmayabilir. ABD merkezli Küresel Sağlık Konseyi adlı kuruluşun başkanı olan Nils Daulaire'e, "Malavi'de örneğin, her 150 bin kişiye yaklaşık yalnızca üç doktor düşüyor, bu konuda ne yapılabilir" diye soruyorum. "İkiye indirebilir miyiz? Ya da bire?" diyor.

Daulaire bu söylediklerinde tam olarak şaka yapmıyor. "Dünya'nın en yoksul insanları için doktorlar çözüm değil," diyor. Doktorlar göç etmeseler bile, kentlerde kalıyorlar. Malavi'de, ülke doktorlarının yarısı büyük kentlerdeki dört hastaneden birinde çalışıyor. Üstelik bu ülkenin yaklaşık yüzde 85'i kırsal bölgelerden oluşuyor. Çok az sayıdaki istisna hariç, yoksul ülkelerdeki doktorlar da dünyanın dört bir yanındaki insanlarla aynı nedenden doktor oluyor: iyi para kazanmak için. Malavi ya da Hindistan, kırsaldaki bir sağlık biriminde çalışacak bir doktor görevlendirse de, olasılıkla, o doktoru görevlendirildiği yerde arayan bir hasta onu orada bulamayacak, çünkü doktor başkentte, para ödeyebilen hastalara bakıyor olacak.

Dahası, köylüleri tedavi eden doktorlar bile onlara beslenme, emzirme, hijyen ve evde uygulanabilecek -su kaybını giderme yöntemleri gibi- tedaviler hakkında bir şeyler öğretmeye nadiren zaman ayırıyor. Köylü halkın temiz su ve daha iyi sağlık hizmetlerine kavuşması, tarım uygulamalarının geliştirilmesi gibi, hastalıkların temel nedenlerini ortadan kaldırma yolları konusunda bir şey yapmıyorlar. İnsanların iyileşmesini önleyen mitleri ortadan kaldırmaya çalışmıyorlar. Kadınlara ve alt kastlardan insanlara karşı ayrımcılıkla mücadele etmiyorlar -ki bu sayılanlar da sağlıklı olmanın önünde duran engeller arasında.

Doktorlar ayrıca Javalke vb. yerlere uygun gerçek çözümü -Sarubai Salve ve Babai Sathe gibi köylüleri eğitmek- engelleyebilecek güçte kurumsal bir lobi oluşturuyor.

Raj Arole, "Doktorlar tıbbi yardımı öne çıkarıyor, çünkü para orada," diyor. "Biz ise sağlığı öne çıkarıyoruz." Kendisi de bir doktor olan ve 1999'da yaşamını yitiren eşi Mabelle ile birlikte, Salve ve Sathe'nin eğitim aldığı, Jamkhed programını geliştiren 75 yaşındaki Arole için bu ayrım çok önemli. Arole çifti, Vellore'de (Tamil Nadu) yer alan ve Hindistan'ın en saygın tıp okullarından biri olan Hıristiyan Tıp Fakültesi'ni ilk sıralarda bitirmiş. Arole, "Öyle bir eğitim vermeye çalışıyorlardı ki, aldığınız bu eğitim sizi Fransa ya da Almanya'da da iyi bir doktor kılardı" diyor. Ama Arole çiftinin hedefi farklıymış: onlar, yoksuldan da yoksul olan insanların sağlıklı olmasını amaçlıyormuş. Bir misyoner hastanesinde çalıştıktan sonra ihtisaslarını yapıp, ABD'de kamu sağlığı okumuşlar.

1970'te Hindistan'a dönen Arole çifti, Mumbai'nin (Bombay) doğusunda, arabayla yaklaşık sekiz saatlik bir sürüş mesafesinde küçük bir kent olan Jamkhed'de Kapsamlı Kırsal Bölge Sağlığı Projesi'ni oluşturmuş. Raj Arole'nin büyüdüğü yere yakın olan bu kenti tercih etmelerinin nedeni, eyaletin en yoksul bölgelerinden birinde, sık sık kıtlığa yol açacak derecede kuraklıkla boğuşan bir yerde bulunmasıymış. Kentte ne yerel sanayi varmış, ne de tren hizmeti. Halk, küçük tarlalarda sorgum yetiştirerek hayatta kalıyormuş. Sulama sistemi yağmur için tanrılara yakarmaktan ibaretmiş.

Arole çifti Jamkhed'e geldiğinde, terk edilmiş bir veteriner kliniğinde küçük bir hastane açmış. Karmaşık hastalıkların tedavisi ve acil durumlar için şart olan hastane, projeye siyasi destek ve güvenilirlik de sağlamış. Ayrıca ödeme yapabilen hastalardan gelir de elde ediyormuş. (Bu ödemeler ve çeşitli bağışlar, günümüzde dahi Jamkhed'in köylerde gerçekleştirdiği çalışmaların 500 bin doları bulan yıllık bütçesinin büyük bir bölümünü oluşturuyor.) Ama Arole çifti, tedavi edici tıbbın yoksullar için çok yetersiz kalacağını da biliyormuş. Asıl olarak önleyici tıbbı öne çıkarmaları ve köylere ulaştırmaları gerekiyormuş. Bu nedenle, köylülerin kendisini de projeye dahil etmeye karar vermişler. Arole, bir köy sağlıkçısının, köyde yaşanan sağlık sorunlarının -çoğunun beslenme ve çevreye bağlı olması nedeniyle- yüzde 80 kadarı ile ilgilenebileceğini söylüyor. Bebek ölümlerinin aslında üç nedeni var: kronik açlık, ishal ve solunum yolu enfeksiyonları. Hiçbirinin tedavisi için doktor gerekmiyor. "Kırsal sorunlar basittir," diyor Arole. "İçilebilir su, eğitim ve yoksulluğun azaltılması, sağlığın desteklenmesinde tanı amaçlı testlerden ve ilaçlardan daha etkili."

Salve ve Sathe, Javalke'de çalışmaya başladıklarında beş paraları yokmuş. Dalit, yani Dokunulmazlar kastından olmaları nedeniyle insan gibi görülmez ve hatta öyle hor görülürlermiş ki daha üst kastlardan insanlar, sarilerinin ucuna yemek değse o yemeği atarmış. Dokunulmaz kadınların ayakkabı giymesinin yasak olması nedeniyle köyde çıplak ayakla dolaşırlarmış.

Arole çifti bu programı Jamkhed'in dışındaki yüz kadar köyde yaygınlaştırırken, köyleri daha alt kastlardan kadınları seçmeye teşvik etmişler. Çift, yakınlık kurabilme, yoksul insanların nasıl yaşadığını bilme ve çalışmaya istekli olmanın, beceri ve saygınlığa sahip olmaktan daha önemli olduğu görüşündeymiş.

Köy sağlık çalışanlarının çoğu, eğitime başladığında hiç okuma yazma bilmiyormuş. Sathe Javalke'de ilk kez hasta bakmaya başladığında, daha önce bir gün bile olsun okula gitmemiş. Salve, dördüncü sınıfı bitirmiş. Sathe on yaşında, Salve ise iki buçuk yaşında evlendirilmiş. Tanıştığım sağlık çalışanlarının tümü, en geç 13'ünde evlenmiş. Pek çoğunu kocaları terk etmiş.

Sağlıkçıların ilk görevi kendilerini dönüştürmekmiş ve bu süreç, Jamkhed kampusunda verilen iki haftalık bir eğitimle başlıyormuş. Eğitimin bir bölümü, Arole çiftinin kendisi de bir doktor -ve şimdilerde programın müdür yardımcısı- olan 47 yaşındaki kızı Şobha yürütmüş. "Onlara 'Adınız nedir?' diye sorduğumda bana köylerinin adını ve kastlarını söylerlerdi. Kendi kimlikleri yoktu" diye anlatıyor.

"Gözlerinize bakmaz, sizinle konuşmazlardı. Bir kadının zeki olabileceğini bile düşünmüyorlardı." Şobha'nın annesi, "Kim daha zekidir -bir kadın mı yoksa bir sıçan mı?" diye sorarmış kadınlara. Kadınlar "Sıçan" diye yanıtlarmış. Şobha, kadınlara bir ayna önünde adlarını söyleme çalışması yaptırırmış. Onlara, "Sizi asla terk etmeyecek tek insan kimdir?" diye sorarmış. Kadınlar orada bir perdenin arkasına geçtiklerinde, bir aynayla karşılaşırmış. Bu eğitim, kadınlarda özgüven artışı sağlamış. "Teknik bilgiyi herkes verebilir," diyor Şobha. "Başarıyı getiren, kadınların özgüvenlerinin artması için harcanan zaman."

Eğitim halen sürüyor: Her salı, kadınların çoğu, köylerindeki sorunlar hakkında konuşmak, bir önceki hafta öğrendiklerini gözden geçirmek ve yeni bir konuyu, örneğin kalp hastalığını ele almak üzere iki günlüğüne buraya geliyor. Yerde, küçük battaniyeleri birbirlerine dikerek yaptıkları devasa bir örtünün altında uyuyorlar.

Sağlıkçıların köyün önde gelen kişilerine dönüşmesi bir anda olmamış. Köylerin bu kadınlara kulak vermesi aylar, bazen yıllar alır; üst kastlardan bir kadına ebelik yapmak veya bir çocuğun ateşini düşürmek gibi tıbbi başarılar, bu süreci kolaylaştırırmış.

Kadınlara ayrıca, ilk başlarda her köyü her hafta, sonra giderek daha düşük sıklıkta ziyaret eden bir gezici ekip -bir hemşire, bir acil tıp teknisyeni, bir sosyal çalışan, bazen bir de doktor- destek veriyor. Gezici ekip en zorlu vakalara bakıyor ve köy sağlıkçısının otoritesini pekiştiriyor. Sadafule bana gezici ekiple birlikte, köyündeki üst kastlardan bir kadının evine gittiklerini anlatıyor. Kadın, kast sisteminin gerektirdiği gibi misafirlerine çay yapmış, ama Dokunulmazlar kastından olan Sadafule'ye vermemiş. "Sosyal çalışmacı arkadaş fincanı elime tutuşturdu," diyor Sadafule. Sadafule bir ilaç söylemiş, ama üst kasttan kadın ona güvenmediği için aynı soruyu hemşireye sormuş. Reçeteyi teyit eden hemşire, Sadafule'den ilacı çantasından geri çıkarıp kadına vermesini istemiş.

Jamkhed'de eğitim alan sağlıkçılara sahip köylerde, onların varlığıyla, süreç içinde bir değişim söz konusu. Ortalama üç yıl ya da üzerinde bir sürenin ardından, bu köylerin görüntüsü artık komşu köylerden çok farklı. 1970'li ve 1980'li yıllarda Hindistan kırsalında yaşanan sefalete oranla, Jamkhed'in ulaşmadığı köylerde bile bugün ilerlemeler var. Çoğu kadın artık evliliği 18 yaşına kadar erteliyor, doğum kontrolü sayesinde aileler eskisi kadar büyük değil ve daha fazla kız çocuğu okula gidiyor. Ama değişmeyen çok şey de var. Javalke'den 15 kilometre uzaklıktaki Kharda köyünde, atık sular açık dereciklerden akıyor. İnek pisliklerinin üstünde sinekler birikiyor. Çocuklarda sık sık ishal, kusma ve ateş görülüyor.

Eğitimli gençlerin bazıları artık batıl inançlara inanmadıklarını söylese de, pek çoğu da, birini yılan soksa hastaneye değil, tapınağa götüreceklerini söylüyor.

Tüm bu sayılanlarla kıyaslandığında, Jamkhed'deki başarılar çok çarpıcı. Kuruluşundan bu yana geçen 38 yılda, program aracılığıyla 300 köyde sağlık çalışanları eğitildi. Birkaç yıldan uzun süredir bu programa dahil olan köylerde, çocuk ishali, zatürree, yenidoğan ölümleri, sıtma, cüzam, anne tetanosu, verem neredeyse yok olmuş durumda. Jamkhed köylerinde aşılama oranları çok daha yüksek, bebek ölüm oranlarıysa her bin doğumda 22; Maharashtra kırsalının ortalamasının yarısından az. Üç yaşından küçük Hintli çocukların neredeyse yarısı yetersiz beslenirken, Jamkhed köylerinde kayda geçirmeye değer sayıda vaka bulunmuyor. Maharashtra kırsalında doğumların yüzde 56'sında bir sağlık çalışanı hazır bulunurken, Jamkhed köylerinde bu oran yüzde 99.

Değişim, sağlığın da ötesine geçiyor. Katılımcı köylüler, bir zamanlar neredeyse üzerinde hiç ağaç olmayan bir araziye milyonlarca ağaç dikmiş ve çoğu da bahçelerinde ıspanak, papaya ve diğer meyve ve sebzeleri yetiştiriyor. Jamkhed köylerinin hepsinde temiz su var ve çoğunda, suyu her evin avlusundaki tulumbalara aktaran borular döşeli. Evlerin çoğunda durgun atık suyu ortadan kaldıran basit bir drenaj sistemi var.

Sathe ve Salve, bu değişikliklerin yapılması için Javalke'de sekiz adet kadın grubu örgütlemiş. Üyelere iş becerileri öğretip, bir kredi havuzu oluşturmuşlar -herkes birkaç rupi katkıda bulunuyor, toplanan para her defasında, kurutulmuş balık alıp satsın veya keçi alıp yetiştirsin diye bir kadına veriliyor. Javalke'yi ziyaret ettiğimizde, son proje tuvaletlerdi. Köydeki 240 hanenin sadece 85'inde tuvalet vardı ve Sathe, herkesin lağım tesisatını kazıp tuvalet bağlaması için iş günlerini organize etmeye çalışıyordu.

Ele geçirmesi belki de en zor yer, batıl inançların ve önyargıların baskın olduğu insan zihni. Jamkhed bölgesindeki köylülere göre hastalığı tanrılar gönderiyormuş. Salve, "Yeni doğum yapmış bir anne, göbek bağı kirli bir aletle kesildiği için tetanos olup öldüğünde, kimse geride kalan bebeğe bakmazdı," diyor. "İnsanlar annenin bir hayalete dönüşüp, gelip bebeği alacağını söylerdi."

Temel beslenmeyle ilgili de batıl inançlar varmış: Hamile kadınların fazla yememesi gerekirken, yeni doğum yapan anneler emzirmeye başlamadan önce birkaç gün beklermiş. Verem ve cüzam gibi bazı hastalıkları taşıyan insanlar ise, komşularınca dışlanacaklarını bildikleri için gidip tedavi yollarını araştırmazmış.

Salve ve Sathe, bu gibi tutumları zamanla ortadan kaldırıp, sağlık konusunun önündeki esrar perdesini kaldırmış. Örneğin cüzam artık herhangi bir hastalık olarak görülüyor -ki öyle; cüzam aslında yakalanması zor ve ilaçla tedavi edilebilen bir hastalık. Bu değişim, Sakubai Gite'nin ellerinde açıkça görülüyor. Şimdi 32 yaşında ve altı yıldır Pangulghavan köyünün sağlıkçısı olarak çalışıyor. Henüz bir genç kızken, cüzam parmaklarının bir kısmını alıp götürmüş, ama sonra tedavi olmuş. Elleri yamru yumru ve biçimsiz.

Jamkhed'in onu istemesinin nedenlerinden biri de, tedavi olmuş bir cüzam hastasının da köyde sağlıkçı olabileceğini göstermek istemeleriymiş. Gite, "Artık ebelik yapmaya bile iznim var" diyor.

Çoğu yetersiz beslenme, ihmal ve hastalık vakasının altında Dokunulmazlara karşı ayrımcılık yatıyor, ama Jamkhed bununla da mücadele ediyor -genelde kurnazlığa başvurarak. 1970'li yıllardaki kıtlık döneminde, Jamkhed kuyu kazmak için para almış. Köylerin dış mahallelerinde yaşamak zorunda olan Dokunulmazlar, her köye iki kuyu açması için Arole'ye yalvarmışlar: Biri daha üst kastlardan kadınlar için, biri de kendi mahallelerinde, Dokunulmazlar tulumbayı kullanabilsin diye. Arole hayır demiş. Kast ayrımcılığını teşvik etmek istememiş. Kuyu açmak için en iyi yeri belirlemek üzere su kâhini olarak nam salmış Amerikalı bir jeolog getirtmiş. "Senin işin," demiş Arole, "köyde dolaşıp su aramak -ve suyu sadece Dokunulmazların yaşadığı yerde bulmak".

Kısa süre sonra su, Dokunulmazların kapısına kadar gelmiş. Normalde bu mahallelere gelmeyecek olan daha üst kastlardan kadınlar gelenekleri bir yana bırakmak zorunda kalmış -su, kasttan daha önemli imiş. Arole, "Elli köyde kuyu yapımı bittiğinde, insanlar suyu neden sadece Dokunulmazların bölgesinde bulduğumuzu merak etmeye başladı," diyor. "Ama iş işten çoktan geçmişti."

Kale'nin annesinin evinde bizi bir şok bekliyor. Kapıdan süzülen tozlu ışıkta, Kale'nin kulübenin arka tarafında bir bezin üzerinde yattığını, bacaklarının arasında göbek bağı hâlâ kesilmemiş erkek bebek olduğunu görüyoruz. İkinci şok: Bir de ikizi var ve henüz doğmamış.

Salve ellerini yıkayıp jinekolojik muayene yaparken, Sathe ona fener tutuyor. "[İkinci] çocuk ters geliyor," diyor. "Seni hastaneye götürmemiz gerekiyor." Yaşlı bir kadın, "Olmaz, doğumu burada yapsın" diyor. Komşulardan biri olan bu kadın, Salve ve Sathe köyde çalışmaya başlamadan önce bir dai, yani ebe olarak çalışıyormuş. Ama artık ona pek iş düşmüyor. Şimdiyse ilk ikizi doğurtmuş ve ikinciyi de doğurtmak istiyor.

Hindistan'ın pek çok eyaletinde dai yetiştirme çabası var, ama çoğunun doğum öncesi bakım ve doğum hakkında fazla bilgisi yok. Salve sertçe, "O zaman sorumluluk sana ait" diyor. Avluda yemek pişirmek için, kısa bir süre önce yakılmış bir ateşin önünde çömelip bir jileti maşayla alevlere tutuyor. "Göbek bağını kesme," diyor ebe. "Kesersen plasenta kalbine gider!"
Eski bir batıl inanç bu; Salve başını sallıyor. Steril hale gelen jileti alıp göbek bağını kesiyor. Salve tekrar Kale'yi kontrol ediyor. "Daha önce de ikiz doğurttum, sorun çıkmadı," diyor Kale'ye usulca. "Ama bu bebeğin duruşu normal değil." Kale, doğum sancılarının kesildiğini söylüyor. Bu iyiye alamet değil. Dai karşı çıksa da, Kale hastaneye gitmeyi kabul ediyor.

Yoksul ülkelerdeki beyin göçü, kamu sağlığı çalışanlarına yönelik yeni bir ilgi oluştursa da, bu daha önce de denenmiş bir sistem. Büyük deney, Mao döneminde Çin'de yapılan "çıplak ayaklı doktor" programıydı -önleyici ve tedavi edici sağlık konularında eğitim alan kişilerin ödemesi, komünlerinde iş puanı olarak yapılıyordu.

Çin'in yaptığı bu deney, 1970'li ve 1980'li yıllarda daha küçük çaplı düzinelerce köy sağlıkçısı programını doğurdu. Programların büyüyerek milyonlarca insanın sağlık koşullarını ucuza iyileştirecek bir sistem oluşturması umuluyordu. Ama çoğu başarısız oldu ve şimdilerde sadece birkaçı devam ediyor.

Onlarca yıl önceki başarısızlıkları dikkatle inceleyen sağlık uzmanları, ölümcül iki sorun saptadı. Programların çoğu sağlık çalışanlarına yeterli eğitim, destek veya süpervizyon sağlamadan, onları bir başlarına bırakıyordu. Ayrıca eski programların çoğu fazla tepeden inmeydi. Üzerine gidilecek sorunları köylüler kendi seçmediği gibi, görevi üstlenecek becerileri öğrenme olanakları da olmuyordu. Sonuç olarak sağlık alanındaki iyileştirmelerin, ancak dışarıdan bir grup tarafından para sağlandığı sürece devamı geliyordu.

Jamkhed ise, aksine, her iki şeyi de doğru yaptı. Köy sağlıkçısıyla hastane arasında haftada bir gerçekleşen sürekli bir bağlantı, gezici bir ekip, ilaç ve malzeme, yeni bilgi ve beceriler sağlıyor ve belki de en önemlisi, sağlıkçının kendisi gibi diğer köy sağlıkçılarıyla temasının kopmamasını da sağlayarak motivasyonunun üst düzeyde tutulmasına yardımcı oluyor. Jamkhed'in sağlıkçıları, köy halkını kendi sorunlarını teşhis edip çözmek üzere de eğitiyor. Johns Hopkins Üniversitesi Bloomberg Kamu Sağlığı Fakültesi'nde emekli profesör ve kamu sağlığı programları konusunda dünyanın en önde gelen ismi olan Carl E. Taylor, "İnsanların katılımını sağlamak açısından gerçekten de eşsiz," diyor. Taylor, Arole çiftinin de hocasıymış. "Her ikisi de en inatçı öğrencilerimdendi. Karar verme yetisini uzmanlara bırakan ve halkın katılımını sağlamayan her şeyi reddederlerdi."

Diğer yerlerdeki başarılı köy sağlıkçısı programları da devasa boyutlara ulaşmış durumda. Örneğin Nepal hükümeti, gönüllü köylü kadınlardan oluşan geniş bir ağdan yararlanıyor. Bangladeş Kırsalını Kalkındırma Komitesi (BRAC) ise 70 bin köyde çalışan 70 bin köy sağlıkçısıyla, özünde devletin sağlık sisteminin yerine geçen bir uygulamayı gerçekleştiriyor. BRAC'ın idari müdürlerinden Muştak Çovdhuri, "Küçük güzeldir, ama bize gereken büyüklük" diyor.

Ama Jamkhed hâlâ Arole ailesince, Şobha ve işletme yüksek lisansı olan erkek kardeşi Ravi tarafından idare ediliyor. Halen sadece 120 köyde faal ve gezici ekip de bunların sadece 45'ini ziyaret ediyor. Jamkhed neden büyümedi? Ravi'yle Şobha büyüdüğünü, ama başka şekillerde büyüdüğünü öne sürüyor. Yeni hizmetler -örneğin mikro-kredi- sunuyor, eğitimle daha da geniş alanlara ulaşıyor. Jamkhed 18 bin Hintliye ve 100 ülkeden 2 bin kişiye kurs açtığı gibi, Jamkhed ekibi farklı yerlerdeki örgütlere de ulaşarak onlara eğitim veriyor.

Nepal'den Brezilya'ya, Dünya'nın dört bir yanında Jamkhed'in ilkelerini kullanan küçük ölçekli programlar var ve binlerce devlet memurunu eğitim için Jamkhed'e göndermiş olan Hindistan'ın Andra Pradesh eyaleti, tümden Jamkhed yöntemlerini benimsemeye hazırlanıyor.
Jamkhed'in sağladığı iş eğitimleri ve küçük işletme hibeleri sayesinde, köy sağlıkçıları artık yoksul sayılmayacak durumdalar. Örneğin Salve, köyündeki daha zengin kadınlardan biri. Bilezik ve küpe satıyor; iki evi, bir un değirmeni ve -gururla söz ettiği- 15 sarisi var; ayrıca başkalarına kiraladığı bir de cipe sahip. Bu iyi bir strateji -sağlık çalışanı ne kadar zenginse, köyünde de ağırlığını o kadar koyabiliyor. Ama öykü bundan ibaret değil. Jamkhed'in asıl sırrı, yoksul, bazısı beş parasız, çok ağır sorumlulukları olan kadınları, minnettar bir hastasından arada bir hediye olarak aldığı bir papayadan başka maddi gelir sağlanamayan işlere saatlerini harcamaya nasıl motive ettiğinde yatıyordur belki de. Çünkü onları motive eden bir şey var, bu ortada. Jamkhed'in sağlıkçılarının çoğu bu işe ömürlerini adıyor. Ayrılanlar çok az.
Kadınlar, gerçek yararın rupilerle ölçülemeyeceğini söylüyor. Sathe, "Başladığımda kimseden destek görmedim, eğitimim yoktu, param yoktu," diyor. "Ruhsuz bir taş gibiydim. Buraya geldiğimde bana şekil verdiler, yaşam verdiler. Cesur, yürekli olmayı öğrendim. İnsan oldum."

Bir Dokunulmaz olan Babai Sathe, 2005 yılında Javalke'ye sarpanç -muhtar- seçildi.

Kale, hastaneye gitmeyi kabul eder etmez, şoför Jamkhed minibüsünü evin önüne çekti. Sathe binmesine yardım etti; onlara bir grup kadın ve -biraz tuhaf ama- bir de otostopçu eklendi. Kale'nin babasıyla dört yaşındaki oğlu, minibüsün ön kısmında, yere oturdu. Yeni doğan bebek birinin kucağındaydı.

Yol asfaltlanmıştı ama, sadece bir buçuk şerit enindeydi. Ne zaman bir kamyon veya otobüs bize doğru gelse, yoldan çıkıyorduk. Pek çok kağnı solladık; minibüsün kornası sanki takılmış gibi, susmuyordu. Salve, Kale'nin yüzünü silip ona su veriyordu; 45 dakika sonra Jamkhed'deki hastaneye vardığımızda sedyeyle bekleyen üç kadın bizi hızla doğum odasına götürdü. Salve ve Sathe, Kale'nin iki yanında duruyor, bacaklarını tutup onu rahatlatmaya çalışıyordu. Kale hâlâ doğum sancısı çekmiyordu; kasılmaları başlatmak için bir doktor ona iğne yaptı.

Hemşirelerden biri, bebeğin kalbini dinlemek için bir evrak çantasında saklanmakta olan cihazı getirdi. Sathe evrak çantasını tutarken, hemşire cihazı Kale'nin karnında gezdiriyordu.
Odadaki tek ses, cihazın hışırtısıydı. Cihaz hareket ettikçe Sathe nereye bakacağını bilemez gibiydi, gözlerini Kale'den kaçırıyordu. Zaman geçmedi bir türlü. Kalp atışı yoktu.

Ölü bebek bir kız çocuğuydu. Pek çok Hintli aile ölü doğmuş bir kız çocuğu için üzülmeyebilirdi ama Kale için durum farklıydı. Daha sonra, ikinci bebeğini kucağına aldığında, "Bir oğlum vardı zaten," diyecekti. "Gerçekten de kız istiyordum." Ama erkek bebek sağlıklıydı, ağırlığı üç kilodan biraz azdı.

Kız bebek kurtarılabilir miydi? Olasılıkla -Eğer, Kale hamileliğinin bir noktasında bir hastanede ultrasonografi çektirmiş olsaydı. Şobha, "Hamileliğin riskli olduğunu fark eder, burada doğum yapmasını sağlardık," diyor.

"Ama aileler bazen, teşviklerimize rağmen, bize yardımcı olmuyor." Ama Javalke köyünden iseler, genelde sorun olmuyor. Sonuç olarak, yakında yapılacak olan tuvaletler, aşılı çocuklar, avlulardaki tulumbalar, sebze bahçeleri veya görünür diğer şeylerin hiçbiri, Sarubai Salve ile Babai Sathe'nin bu köye sağlık açısından getirdiği en büyük artı değil.

En büyük artı, Javalkeli kadınların artık daha iyi bir hayat nasıl olur, bunu biliyor olmaları. Ve artık bunu talep ediyorlar. Salve, ilk doğumundan sonra Kale'yi görmeye gittiğinde, evin önünde üç kadın bekliyordu -üçü de genç, üçü de hamileydi. Salve'nin onları sağlık kontrolünden geçirmesini istiyorlardı. Salve onları başıyla selamladı; meşguldü; şimdilik beklemeleri gerekecekti. Ama yarın uğrardı mutlaka; üçü de bunu biliyordu.

Bebek ölümlerinin aslında üç nedeni var: açlık, ishal ve enfeksiyon. Hiçbirinin tedavisinde doktor gerekli değil. Pulitzer ödüllü yazar Tina Rosenberg, New York Times Magazine'in yazarlarından. Lynn Johnson dergiye düzenli olarak katkıda bulunuyor; Guizhou (Çin) fotoğrafları Mayıs 2008 sayısında yayımlanmıştı.

Jamkhed projesinin çok kısıtlı bir bütçeyle dönen tek hastanesindeki ameliyat ekibi, son teknoloji ekipmanlardan yararlanamıyor. Ancak yine de kalça protezi takmaktan bağırsak delinmesine dek tüm sorunlara çözüm bulunuyor. Programa bir hastanenin dahil olması, köy sağlıkçılarının güvenilirliğinin artmasına katkı sağlıyor.

Sakubai Gite Yıkılan Tabu

Her sabah evinin önündeki bahçede yıkanan 32 yaşındaki Sakubai Gite, sıfırdan başlamanın anlamını çok iyi biliyor. Cüzama yakalandığında, kocası onu evden kovmuş. Yapayalnız kalmayı beklerken, Jamkhed li kadınlar Gite'ye kucak açmış. "Benimle oturup, yemek yiyor, fincanımdan çay içiyorlardı," diyor. Artık Pangulghavan köyünün sağlıkçısı ve komşularını beslenme ve temizlik konularında o eğitiyor. "Başımız sıkıştığında," diyor bir kadın, "Sakubai bize yol gösteriyor". Jamkhed'in hizmet götürdüğü yerlerde cüzam oranları, son 20 yılda çarpıcı derecede azalmış.

Küresel Sağlık Hizmetleri İçin Reçete

Dünya Sağlık Örgütü tahminlerine göre, yoksulların temel sağlık hizmetlerine erişim eşitliği elde edebilmesi için günümüz rakamlarına 4,3 milyon doktor, hemşire ve diğer sağlık çalışanlarının eklenmesi gerekli. Ama sağlık hizmetlerinin insan haklarından biri ve ekonomik kalkınmanın bir koşulu olduğunu savunan, giderek büyüyen, küresel sağlık alanındaki hekimler, çözümün daha çok doktor yetiştirilmesinde yatmadığı görüşünde. Kamu sağlığı çalışanlarını, önleyici bakım ve hastalık tedavisinde ilk savunma hattı olarak eğiten Jamkhed
gibi programları temel alan kamu sağlığı sistemlerinin başarıya ulaşacağını öngörüyorlar.

Jamkhed'in Toplumsal Yaklaşımı

Jamkhed'in tabandan güç alan stratejisi, köy sağlıkçılarının, toplumlarının ihtiyaçlarının yüzde 80'ine cevap verebiliyor olmalarına bağlı (altta). Sağlık uzmanlarından oluşan gezici ekipler, gerektiğinde destek sağlıyor. Projenin hastanesi -genelin içinde küçük bir yüzde oluşturan-çok daha karmaşık tıbbi rahatsızlıklar dışında her türlü şikâyeti ele alıyor. Şok edici bir durum bizi bekliyor: Kale yatmış, bacaklarının arasında bir de erkek bebek. İkinci şok: Henüz doğmamış bir de ikizi var.

Sarubai Salve Şefkatli Dokunuş

24 yaşındaki Rani Kale, bozuk bir yolda yapılan uzun bir yolculuğun ardından Jamkhed kentindeki hastaneye ulaşmasından sonra, bebeğini doğurabilmek için ıkınıyor. Sağlık çalışanı Sarubai Salve yanında, acısını dindirmeye yardımcı olmak için elini uzatıyor. Önceki yıllarda doğum sırasında annenin kaybı sık görülen bir vakaydı ve bebek ölümü oranı da yüksekti. Bu tür trajediler, tanrıların isteği olarak görülürdü. "Öyle çok batıl inanç vardı ki," diyor Salve. Kendisi gibi Dokunulmaz kadınlara karşı önyargılar da yaygındı. "Ayrımcılık benim için en zor olanı, mücadele etmesi en zor şeydi," diyor. Ama mücadele vermiş. "İnsanlara sevgi ve şefkat gösterdim. Kast sistemi yavaş yavaş yok oluyor."

Sağlık çalışanı Surekha Sadafule, yumuşak bir dokunuş, bir şarkı ve emzirme konusunda birkaç öneriyle hem Intaj Pathan ve bebeği Arbaaz, hem de kendisinin gününün aydınlanmasını sağlıyor. "Bildiklerimizle saygınlık kazanıyor ve hürmet görüyoruz," diyor. "Toplumumuz için değerliyiz."

Babai Sathe Büyük Hayaller

1961 yılında, 11 çocuğun üçüncüsü olarak doğmuş. Ailesinin geçimine katkı sağlamak için bir çiftlikte çalışmış. On yaşında, onu sürekli döven bir adamla evlendirilmiş. On altısında intiharı düşünmüş, ama köy sağlıkçıları onu kurtarmış, ona bir iş -ve umut- vermişler. Babai Sathe bugün Javalke'nin sarpançı, yani muhtarı. Ofisini, ayrımcılığa karşı verdiği mücadele nedeniyle büyük saygı duyulan bir Dokunulmaz olan Bhimrao Ramji Ambedkar'ın resmi süslüyor. Hayatım "bir rüya gibi" diyor Sathe.

Yazı:Tina Rosenberg
Fotoğraflar: Lynn Johnson