 |
|
| |
|
 |
|
 |
 |
 |
 |
Uluslar arası birçok festivalde Türkiye'yi başarıyla temsil eden "Uçan Eller Kukla Tiyatrosu" ilk kez İstanbullu tiyatro severlerle buluşuyor. Şubat ayı boyunca her hafta sonu, Düş Gemisi ve Kırmızı Başlıklı Kız adlı iki yeni oyunla Cevahir Atlantis Sahnesi'nde sizleri bekliyor. Kukla Tiyatrosu konusunda oldukça uzmanlaşmış Bulgar Devlet Tiyatrosu Sanatçıları'yla Lüleburgaz' da yıllardır bu işe gönül vermiş Türk Sanatçıların buluşması Şubat ayında İstanbul'da iki inanılmaz gösteriye sahne oluyor.
Oyunlaştıran/Yöneten: Petar Petkov
Sahne ve Kukla Tasarımı: Veselin Anev
Masal: Grimm Kardeşler
Oyunlaştıran: Petar Petkov
Sahne ve Kukla Tasarımı: Veselin Anev
|
 |
 |
 |
 |
Fatima Spar ve grubu The Freedom Fries, 12 parçadan oluşan yeni albümleri 'Trust' ile yeniden İstanbul seyircisine müzikle dolu özel bir gece yaratacak. Trompet, saksofon, akordeon gibi enstrümanlarla kimi zaman Swing, Bossa Nova, kimi zaman Vals veya Türk folk müziğini kendi özgün bestelerinde birleştiren 'Freedom Fries', Türk asıllı Fatima Spar'ın vokalleriyle dinleyenleri büyülüyor. İlk albümleri 'Zirzop'un ardından yeni albümlerinde yer alan Türkçe, Almanca, İngilizce sözlere sahip şarkılar; değişken ritimler, nefesli sazlar ve akordeonla buluşuyor. Altı kişiden oluşan grubun vokalisti Spar'ın en önemli özelliklerinden biri de elindeki megafonu ve sahnedeki dinamizmi.
Fatima Spar: Vokal, megafon
Alexander Wladigeroff: Trompet
Andrej Prosorov: Soprano saksafon
Milos Todorovski: Akordeon
Philipp Moosbrugger: Bas
Erwin Schober: Davul |
 |
 |
Punk ve New Wave altyapısına sahip şarkıları, tamamen yeni bir forma sokan Nouvelle Vague, Bossa Nova, caz ve 60'lar pop standartlarını izleyerek dinleyicilerini şaşırtıcı ve sürprizlerle dolu bir zaman yolculuğuna davet ediyor.
Bossa Nova çizgisinde 80'ler hitlerini tamamen kendilerine özgü bir şekilde yorumlayan Fransız ikili Marc Collin ve Olivier Libaux, gizemli ve seksi vokalistleriyle birlikte Babylon sahnesini fethetmeye hazırlanıyor.
Eğlenmek ve müzikle dolu bir geçirmek için kaçırılmayacak bir grup Nouvelle Vague...
|
 |
 |
1. Bölüm
Edwin Marton: "Exitus"
Vivaldi-Nándor Weis: "Mevsimler"
2. Bölüm
Michael Nyman: "Letter to Martha Graham"
Leonard Bernstein: "In the Town"
Maurice Ravel: "Bolero"
Budapeşte Balesi'nin kökeni Viyanalı dansçı Michael Kropf'un 1994 yılında kurduğu Kropf Dans Topluluğu'na uzanıyor. Kropf'un başarılı bir dansçı olmasının yanı sıra yönetmenlikte de yetkinlik göstermesi sonucu uzun yıllar Macaristan ve uluslararası platformda başarılı performanslar gerçekleştiren topluluğun geldiği noktanın öyküsü şöyle: Bale eğitimi dolayısıyla ağırlıklı olarak koreografi gerektiren yapımlara davet alan Kropf, bu dalın gerektirdiği yetenekli dansçılarla çalışmaya başlar ve akabinde Macaristan Devlet Operası'nda sahnelenen operaların dans bölümlerinde yer alırlar. Topluluğun tek başına sahnelediği ilk yapıt olan Bolero büyük çıkışlarını yapmalarını sağlar ve ardı ardına gelen başarılı yapımlar sonucu 2005 yılında Budapeşte Balesi adını alarak ülkelerini temsil etmeye başlarlar. Fransa, Almanya, Avusturya, Güney Kore'de saygın bir yere sahip olan topluluğun İş Sanat'taki programında klasik müzik dünyasının sevilen yapıtlarına getirdikleri özgün yorumları mutlaka seyretmelisiniz. |
 |
 |
"Gölgeye Övgü" sergisinde Haluk Akakçe (Türkiye), Nathalie Djurberg (İsveç), William Kentridge (Güney Afrika), Katariina Lillqvist (Finlandiya), Jockum Nordström (İsveç), Lotte Reiniger (Almanya), Christiana Soulou (Yunanistan), Ladislas Starewitch (Polonya), Andrew Vickery (Büyük Britanya) ve Kara Walker'ın (A.B.D.) işleri ve filmleri yer alıyor.
Geleneksel gölge tiyatrosunun çağdaş sanat dünyası üzerindeki etkilerini keşfe çağıran "Gölgeye Övgü" sergisi; Güney Afrikalı sanatçı William Kentridge'in başat eserlerinden operadan esinlendiği illüstrasyonlarını, Jockum Nordström'un oyunbaz çizim ve kolajlarını, ünlü Amerikalı sanatçı Kara Walker'ın resimlerini, siluet enstalasyonları ve videolarını, Katariina Lillqvist'in Gümüş Ayı ödüllü kukla animasyonunu, filmlerini, el işi kuklalarını, 1920'lerde ilk siluet filmlerini yaratan, esin kaynağı Karagöz olan, Almanya'nın öncü sinemacısı Lotte Reiniger'ın güncelliğini bugün bile koruyan en ünlü filmlerini, 20. Yüzyıl'ın en tanınmış sinemacılarından, tek resim çevrimli animasyon (stop-motion) tekniğinin ustası Ladislas Starewitch'in eşsiz çalışmalarını, Andrew Vickery'nin bağımsız tiyatrosunu, Haluk Akakçe'nin videosunu, Nathalie Djurberg'in kil animasyon tekniğiyle gerçekleştirdiği videolarını ve Christiana Soulou'nun insan hallerini yansıttığı çizimlerini içeriyor. |
 |
 |
Levent Çalıkoğlu'nun küratörlüğünü yaptığı, Selma Gürbüz'ün "DAVETSİZ" sergisi, 07 Ocak - 14 Şubat 2009 tarihlerinde Akbank Sanat'ta görülebilir.
Sanatçı Selma Gürbüz yeni sergisi "Davetsiz"de, resim ve heykelin parça bütün ilişkileriyle kimi zaman yabanıl bir boşluk olarak giydirildiği kimi zamanda yalın bir form diliyle bir patchwork gibi birbirine teyellendiği incelikli bir anlatım dili kullanıyor. Sergide; pop sanatın aşırı anlam yüklü dominant renk ve biçim dilinin olduğu kadar masalsı bir özün sunduğu hayal gücü avuntusunun hüzünlü etkileri de göze çarpıyor. |
 |
 |
"1960 sonrasının cazı ile indie rock unsurlarını onlardan daha iyi bir araya getiren olamaz... "
The New York Times
Kategorileri bir yana bırakın ve son on yılda caz dünyasındaki en büyük çıkışlardan birini yapan bu inanılmaz üçlüye kulak verin. İster bir caz kulübü, ister rock festivali ister konser salonu olsun, dünyayı ayağa kaldıran bu caz piyano üçlüsü size beklediğiniz veya beklemediğiniz her şeyi sunuyor. Hepsi Amerika'nın orta batısından gelen basçı Reid Anderson, piyanist Ethan Iverson ve davulcu David King'den oluşan The Bad Blus, kimyalarının uyumuyla cazın sınırlarına meydan okuyor ve onu bambaşka kulvarlara taşıyor. Deneyimli İngiliz prodüktör Tony Platt'le yaptıkları 2007 tarihli albümleri "Prog"da Tears for Fears, Burt Bacharach ve David Bowie şarkılarına alternatif yorumlar getiren topluluk geleneği merakları ve müzisyenliklerinin içinde eritirken cazın kurallarını gözetmekle beraber onları paramparça edip ortaya yepyeni ve taze bir sound çıkarmayı da başarıyor. |
 |
 |
Boğaz'In eşsiz manzarası karşısında, sevgilinizle çok özel bir gece...
İstersen güzel bir akşam yemeğinde, çıt çıt yanan şömineye bakıp şampanya ile başlayacaksın geceye... Özel , afrodizyak bir menüye iyi şaraplar eşlik edecek ve en güzel aşk şarkılarını dinleyeceksin.
İstersen partiye dalacaksın.
Hayal Kahvesi sahnesinde 14 Şubat'a özel YASEMİN MORİ var. |
 |
 |
Haydarpaşa Tren Garında konsept partiler, Türkiye'nin en ünlü isimleriyle devam ediyor. Sevgililer gününü nostaljik bir ortamda, sevgilisi ile zamanda yolculuk yaparmışçasına keyifli ve romantik bir gece geçirmek isteyenlerin adresi; Haydarpaşa Tren Garı...
"Şahane Yıllar Diskoda" konsepti ile performans sergileyecek olan, Discorium'un işletmecisi Dj Ataberk, hazırladığı eski 45'lik parçalar ile sevenlere unutulmaz bir müzik ziyafeti yaşatırken, garın duvarlarına yansıtılan Türk filmlerinin en romantik sahneleri de davetlileri zamanda yolculuğa çıkaracak. Gece Dj U.F.U.K'un 80'li ve 90'lı yılların en sevilen dans parçaları ile son bulacak.
Bayanlardan "kendilerini bu özel günde daha özel hissetmeleri için" giriş ücreti alınmayan gecede, baylara giriş fiyatı 50 TL... ( 1 içki dahil) |
 |
 |
Tüm grup üyelerinin kendine has stilleri, her performanslarının seçme bir jazz dinletisi olması grubun en belirgin özelliklerinden. 22 Şubat Pazar günü Quartet Muartet, Orpheus Pub sahnesinde tadına doyum olmayacak bir jazz ziyafeti sunacak.
Müziği takip eden herkes Orpheus Pub'da buluşacak... |
 |
 |
Benjamin, Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle doğar. Annesi doğum sırasında ölünce, babası çocuğun 80 yaşındaki görüntüsü karşısına dehşete düşer ve onu bir emekliler evinin basamaklarına terk eder. Burada çocuk içeri alınır ve Benjamin'in tuhaf hikayesi başlar. Çevresindeki herkes yaşlanırken, Benjamin gençleşmektedir.
Hala izlemediyseniz sakın kaçırmayın... |
 |
 |
Türk pop müziğinin gönüllere taht kuran "Efsane Ses"i Nil Burak, 14 Şubat Sevgililer Günü'nde sevenlere ve sevgililere aşk dolu şarklılarıyla eşlik ediyor...
Portaxe, 14 Şubat'ta aşkını unutulmaz kılmak ve Boğaz'ın eşsiz manzarasına karşı sevdiğine aşkını tekrar ilan etmek isteyen tüm âşıkları bu özel geceye bekliyor... |
 |
 |
"Kafka'nın Dava romanındaki öykü fikri, bugünün İstanbul'unda yaşamakta olan bir oyun yazarının aklına gelmiş olsaydı, acaba nasıl bir oyun yazardı?"
Yazar-yönetmen Kerem Kurdoğlu, işte bu sorunun peşine düşerek, Dava'yı yeniden yazdı. Kopya çekmenin serbest olduğu, ama yine de alabildiğine zor bir sınav gibi. Kafka'ya sadık kalma sorumluluğundan mümkün olduğunca kaçarak, Kafka'nın ne söylemek istediğini değil, bugün bu topraklarda yaşayan insanların Kafka'da kendilerine dair ne bulduklarını anlamaya çalıştı. Sonuçta ortaya çıkan şeyin, bildik anlamda 'Kafkaesk' olduğunu söylemek oldukça güç. Köhne, karanlık, tozlu bir dünya değil bu. Tam tersine, pırıl pırıl, cilâlı bir eğlence dünyası tarafından sarılıp sarmalanmış, 'renkli' bir yükseklerden dibe yuvarlanma öyküsü. Müziğin, koreografinin ve görselliğin ön plânda olduğu bir gösteri. Kafka'nın öznesi belirsiz, ulaşılmaz, yüce otoritesinin yerini başka bir şey almış burada. En az onun kadar ürkütücü, en az onun kadar acımasız bir şey. Eğlenceli bir Kafka müzikaline hoş geldiniz! |
 |
 |
Ülkemizin en başarılı gitaristlerinden biri olarak kabul edilen Doğan Canku, kemikleşmiş hayran kitlesi ile ilk kez Babylon sahnesinde buluşuyor. Bugüne kadar 45 ülkede sayısız performans ile Türkiye'yi başarıyla temsil eden sanatçı, uzun yıllar Modern Folk Üçlüsü adlı grubuyla pop müziğe unutulmaz klasikler kazandırdı. 90'lı yılları konser, söyleşi ve albüm çalışmalarıyla geçiren Canku'nun yayınlanmış üç adet kitabı da bulunuyor.
Doğan Canku'nun muhteşem sesi ve müziği eşliğinde harika bir gece geçirmeniz dileğiyle... |
 |
 |
!f her yıl çok konuşulan ve sabırsızlıkla beklenen geleneksel Gökkuşağı partisini yine gururla sunuyor! Babylon, Babylon Lounge ve Üst Kat'tan oluşacak üç farklı alanda 7 DJ ve 1 VJ'den oluşan güçlü !f Gökkuşağı ekibi sizi disco, pop, electro, funk ve kitsch alemlerinde doyumsuz bir gezintiye davet ediyor. Pink Room, Milk Room ve L Room arasında tüm gece boyunca mekik dokuyacağınız bu müthiş parti kaçırılmamalı!
Hayatında sanatın renklerini hisseden, müziğin sesine kulak verenlerdenseniz bu partiyi sakın kaçırmayın... |
 |
Yazı: Merve Mağden |
|
|
 |
 |
 |
|
|