Sevginin ışıl ışıl parladığı Şubat ayında Brandmail ailesi olarak 1. yaşımızı kutluyoruz...
Siz değerli okuyucularımızla her ay daha da büyüyen Brandmail ailesi ve tüm çalışanların 1. yılını en içten sevgilerimle kutluyorum...
Her ay acaba bu ay hangi konuyu anlatsam diye düşünür dururum... İçime sinen bir konu olduğunda bir anda içimde müthiş bir coşku oluşur ve "evet bu" derim... Yazıları yazarım silerim tekrar yazarım en son yazıyı bitirdiğimde ve tamam dediğimde Brandmail ailesi ile paylaşırım. İnanın bu benim için çok kolay bir şey değil... Yediğiniz bir yemeğin tadını anlatmak gibi... Yemeğin nasıl yapıldığını bilirsiniz... Yaparsınız... Yersiniz... Tadı muhteşemdir... Ama o tadı anlatmak zordur... Ben de burada elimden geldiğince yaşadıklarımı, bana gelen kişiler ile yaşanan tüm deneyimleri, duyguları, çözümleri sizlere anlatırken bazen zorlanabiliyorum... Sadece içimdeki duyguya ve o tada odaklanarak bunu paylaşmaya çalışıyorum... Her yazımda tek dileğim okuyan her insanın yüreğinde bir noktaya dokunabileyim... Yaşamında ona bir tabela olabileyim... Bazen tek bir cümle ile bazen yazdıklarımın bütünüyle bir şeyler verebileyim...
Bu ay, 14 Şubat Sevgililer Günü'nü içerdiği için konu baştan belliydi... Bu ayın anlam ve önemi olarak "Sevgi"ydi yazılacak konu... Eski yazdıklarıma, son bir seneye baktım her yazımda hep sevgiyi anlatmışım... Sevgi ile bakın, sevgi ile görün, sevgi olun vs... diye... Ben de sizlerle aslında ne kadar ilerlediğimi gördüm... Seneler önce benim için de sevginin olduğu ve bahsedildiği tek ay vardı... Şubat ayı... Ve özel günler... Sonraki günler yaşam karmaşası... Şimdi kendimi tebrik ettim bende... Sizlerle yaşadıklarımın farkına varıp nereden nereye geldiğimi, içimdeki sevginin, sevgiye olan bakışımın nasıl değiştiğini gördüm... Sizlerle yaşananları, yaşamı paylaştıkça sevgiye bakış açımının ne kadar büyüdüğünü gördüm... Farkına vardım ki sevgiyi tüm yaşamıma yaymışım... Bütün yazıları okuyunca yaşamımın bütününü gördüm... Yaşamın her diliminde sevgiyi yerleştirmişim baş köşeye... Doğanın içinde gezerken sevgi ve hayranlıkla bakmaya başlamışım; para harcarken, aile ilişkilerimde, dostluk ilişkilerimde, işimde, yaşamımın her anında içimdeki gerçek sevgi çıkmış bile dışarı... Sevgi olmuşum... Tabii yine bilebildiğim ve hissedebildiğim kadarıyla... Paylaştıkça insan kendininde nerede olduğunu görüyor... Sonsuz teşekkürler bu farkındalığı sağladığı için tüm Brandmail aileme...
Eveett gelelim sevgiye olan bakış açımıza...
Bir yıl içinde 12 ay, 12 ayın içinde bir ay, bir ay içindeki tek gün 14 Şubat ayrılmış sevgiyi hatırlamak üzere... Sonra Anneler Günü denmiş, Babalar Günü, doğum günleri ve yıl dönümleri...
Sadece kişiye özel sevgi günleri ilan edilmiş...
Sevgi dediğimiz bu özel duygu bu kadar sınırlı mı? Bu kadar sınırlı günde mi anılmalı sizce?
Sevgi deyince hemen akla gelen tek şey vardır ilişkiler... Aman bana doğaya ota böceğe olan sevgiden söz etme der çoğu insan... Ama fakında değildir insanoğlu, bu yaşamda her şey sevgiden gelir sevgi ile büyür, içimizdeki sevgiyi hatırlamak için yaşam bize örnekler verir... Sevginin karşısında hiçbir şey duramaz, sevginin dönüştüremeyeceği hiçbir şey olamaz...Sevgi, uyum ve denge içerir. Doğaya olan, yaşama olan sevgi hatırlatır bize sevginin ne olduğunu... Sevginin koşulsuz olduğunu doğa anlatır bize... Yaşamımızda en büyük örnektir...
Kendine, yaşama, yaşamın verdiklerine sevgi duymayan; başkasına nasıl bir sevgi duyabilir ki? Doğadaki o muhteşemliği ve bütünü göremeyen kişi kendinin muhteşemliğini, insanların mükemmelliğini, onlardan gelen sevgiyi nasıl görebilir ve alabilir ki?
Bize öğretilen nedir? Seven insan kıskanır... Çok seversen acı çekersin... Çok sevip şımartma... Tepene çıkartma... Bir sürü -bence anlamsız- içinde sadece korkulara yönelik sınırlı düşünce biçimleri ile doldurulmuş kalıp ve inançlar dizisi haline getirilmiş sevgi denilen muhteşem duygu... Bu kalıplar bırakılmak istenmediği için de çiçekten böcekten bahsetme, bana ikili ilişkilerden bahset deriz...
Peki ilişkilerden bahsedelim...
Bir kadın veya erkek hiç fark etmez... Bugüne kadar çalıştığım her insanda şunu gördüm... "Beni sevseydi" diye söze başlayıp sevgi ispatı içinde yaşayan insanlar... Sevildiklerini hiçbir şekilde kabul edemeyen kişiler... Yaşamındaki diğer insanlar sevgilerini göz ardı ederek sevgiyi tek bir insandan almaya çalışanlar... Sevginin altına hırsı, öfkeyi, intikam duygusunu, ben haklıyım inancını, korku ve endişeleri yerleştirerek ben seviyorum diyip yaptıkları eylemlerin sonucuna sevgi diyen kişiler... Hayatlarında biri olmazsa sevilmeye değer olmadıklarını düşünenler...
Çok özledim diyip neyi özlediğini bilmeyen kişiler... Özlem duygusunu bile sevgi diye düşünenler... Sevgi duygusunu kurallar ve sınırlar içine yerleştirenler... Sevilmek adına kendisi olmaktan korkan, karşısındaki kişinin istek ve talepleri doğrultusunda yaşayan kişiler... Kontrol etmeye çalışanlar... Karşısındaki kişiyi değiştirmeye çalışanlar... Kendi kalıpları içine sokmaya çalışanlar... Bir çok korku ve endişesini karşısındaki kişiye yapıştıranlar... Yaşamımda kimse yok veya aynı tarz ilişkiler yaşıyorum diyerek kurban rolünü oynayanlar... Şiddeti bile olsun seviyor diyenler... Aldatılsa da beni tercih ediyor sonuçta benim yanımda diyenler... Karşısındaki kişiye yapışan, bırakmak istemeyen, ayrılamayan, baskı yapan, tehdit eden kişiler vs... Ve bütün bunlara Sevgi diyen kişiler... Gerçek sevgi bu mu?
Bunlar yaşamın bize getirdikleri, öğrettikleri, anlattıkları; bunların hepsine SEVGİ demişiz...
Bu saydıklarım sadece kadın erkek ilişkisinde değil yaşamın her anında geçerli... Bütün bu saydıklarımı aileye, eşe, dosta, arkadaşlara, patronlara, çalışanlara dahi yapıyoruz...
Şöyle düşünün yaşamı... Hangi düşünce kalıbı içindeyseniz, yaşamda hangi inanç ve korkulara sahipseniz bunu size göstermek üzere yaşamınıza o insanlar gelecek... Olasılıklar dünyası içinde seçimlerimizin sonuçlarını yaşıyoruz... İnancınız ve düşünceniz neyse seçiminiz odur... Bu yüzden ben mi seçtim demeyin...
Size şöyle bir örnek vermek istiyorum... Bir önceki ilişkinizde yaşamış olduğunuz deneyim güvensizlik, aldatılma ve terk edilme olsun... İlişki bir şekilde sonlandı diyelim... Kalbiniz yaralı... Hayal kırıklığı yaşadınız... Acı çektiniz, üzüldünüz... Şimdi sistem nasıl işliyor dersiniz? Karşı cinse otomatik olarak bu etiketleri yapıştırırsınız... Erkekler (kadınlar) güven vermez aldatır, terk eder... Hayal kırıklığı yaşatır... Aşk (sevgi) acı verir vs...
Sonra aradan zaman geçer... İçinizde bu duygular kalır bir köşede, arşivde... Ama siz yine sevgiyi yaşamak istersiniz ve dersiniz ki ben aşk yaşamak istiyorum... Sevilmek istiyorum... Evrene seslenirsiniz... Ben aşk yaşamak istiyorum diye... Siz bir talepte bulundunuz... Sevilmek istiyorum, aşk yaşamak istiyorum diye... Karşı cinsten de bu talepte olan insanlar var 100 kişi olsun bunlar, onlar da sevgililerinden ayrılmış ama sizin gibi onlar da yeni bir deneyim yaşamak istiyorlar...
Karşı cinse daha önce yapıştırmış olduğunuz etiketleri hatırlatmak istiyorum size... Arşivinizde hala onlar kayıtlı... Bu 100 kişiden inancınız doğrultusunda olan arşiv kayıtlarında karşı cinse yapıştırmış olduğunuz etiketlere sahip 5 erkek varsa hayatınıza onlardan birini çeker diğer 95 kişiyi yok edersiniz... Sonra yine güvensizlik aldatılma terk edilmeyi yaşarsınız... Ve bu, döngü halinde devam eder... Sonraki, sonraki ve her seferinde siz daha çok yaşama kızar sonra bu kaderim der sonra kurban rolünü oynamaya başlarsınız...
Bu arkadaşlık ilişkisinde de iş ilişkisinde de aşkta da parada da böyledir... Siz yaşamı nasıl görüp etiketliyorsanız yaşam size onu veriyor...
Kendine güvenmeyen insan kıskanır, yalnız kalmaktan korkan, kaybetme korkusu ile yaşar, bu yüzden her şeye boyun eğer, kendine değer vermeyen değer görmez, saygı duymayan saygısız ortamlarda yaşar... Özledim dediğiniz kişide bile ihtiyaçlarınızı karşılayan durumu özlersiniz...
İhtiyaçlar doğrultusunda kurulan her şey biter... İhtiyacınızı başka bir insanla karşıladığınızda özledim dediğiniz kişiyi aramazsınız bile... Her insan sevgisini farklı gösterir... Sizin gibi sevmesini, sizin gibi düşünmesini beklemek o insanı değiştirmeye çalışmaktır... Sizin bildiğiniz sevgiyi o bilmiyor onun bildiği sevgiyi siz bilmiyorsunuz... Kafanızda oluşturduğunuz sınırlı inançlarla dolu sevgiyi karşınızdaki insana yapıştırmayın... Sizin sevgi anlayışınız, sevgi ile ilgili beklentileriniz ve onun gerçek kimliği uyuşmaz x-xlarge gelir o insana... İlkokul 1'deki çocuğa lisedeki matematik problemini çözdürmek gibi bir şeydir bu... Olduğu gibi kabul etmek insanları, saygı duymak sevginin gücüdür... Verileni almak aldığını kendi sevginle birleştirmek ve bunu tüm yaşamına yaymaktır en güzeli...
Birisini sevmek, güzel bir ilişki yaşamak istiyorsanız (ikili veya yaşamın içinde) önce kendinize yapıştırmış olduğunuz olumsuz etiketleri kaldırın... Sonra insanlara ve yaşama yapıştırdığınız etiketleri kaldırın ki içlerinden size akan güzelliği sevgiyi görebilin... Her insan sevgidir... Sevginin bir parçası olarak bu dünyadadır... Daha önceki yaşadıkları doğrultusunda tıpkı senin gibi kendini korumak adına sevgisini saklar çok vermekten korkabilir, üzülmekten korkabilir... Kendisini koruduğunu zarar görmeyeceğini sanabilir... Ama korkular ile sevgi çıkmaz dışarıya sevgi ile baktığınızda sevgi ile gördüğünüzde sevgi ile dinlediğinizde yaşamı insanları içlerindeki o muhteşemliği gerçek sevgiyi çıkarırsınız... Bu yazıyı şimdi sen okuyorsun... Sen başla... Belki karşındaki bunu bilmiyor... Ama sen örnek olabilirsin... İster kendi ilişkinden başla ister ailenle olandan istersen işinle parayla olan ilişkinden nerden başlarsan başla ama daha önce davrandığın gibi sınırlı kalıplar ve kurallar olmadan yeni davranış ve düşüncelerle kendini sevgiye açarak ve sevgi olarak başla yaşamaya...
Sevgi beklentisiz olduğunda güzeldir... Anda yaşayabiliyorsan, o anın tadını çıkarıyorsan güzeldir... Kendini sevebiliyorsan, yaşama sevgi gözleriyle bakıyorsan, takdir ve teşekkür duyabiliyorsan, yaşama şükredebiliyorsan, insanları, yaşamı olduğu gibi kabul edebiliyorsan güzeldir... Bildiklerinin ötesinde olan sevgiyi bilmeye niyet edin... Kendi sınırlarınızın dışına çıkın... Bütünü görün... Bütünün içinde olan uyum ve dengeye bakın... En başta dediğim gibi doğaya bakın... İçinizdeki gerçek sevgi ile bakın yaşama... Kuşlara, denize, çiçeklere, ağaçlara... Oradaki uyum ve denge ne kadar mükemmel... Tüm renkler birbirini nasıl tamamlıyor... Yaşam nasıl akışta... Büyük tablo içinde kendinize bakın sonra... Yaşama ektiğiniz tohumlar yani sizin düşünceleriniz duygularınız sizin bahçeleriniz olacak... Kendi bahçenize girin ve ayrık otu olarak duran tüm o eski kalıplarınızı inançlarınızı kökünden koparın... Yeni tohumlar ekin... Onları beslemeye, sulamaya devam edin... Yeni düşünceleriniz tam anlamıyla yaşamınızda yer alıncaya kadar sürdürün yeni inançlarınızı...
İçinizde bugüne kadar saklamış olduğunuz gerçek sevgi ile birleşin bugün...
SEVGİ bizim tanımlarımızın dışında olan, tanımlanamayan ve anlatılamayan bir duygu bence... Sevgi öğretilemez sadece hissedilir, yaşanır... Sevgi, insana huzur veren, kalbinde çiçekler açtıran bir duygudur... Sevgi incitmez... Sevgi üzmez... Sevgi kızdırmaz... Kıskandırmaz... Sevgi anlayış ve şefkattir... Sevgi her şeyi kapsar... Sevgi akıştır... Karanlığı ışığa çeviren ışıl ışıl parlatan insanı yenileyen güzelleştiren, özgürleştiren kim olduğunu hatırlatan bir duygudur...
Gerçek sevgiyi bilmeye, hatırlamaya, bildiğinizin ötesinde olanın sizde tam olarak içselleşmesine, anlamaya ve yaşamaya niyet edin...
Sevgi gözleriyle bakalım, sevgi sözleriyle konuşalım, yaşamın her anı sevgi olsun...
Sevgililer Günü tek gün değil, her gün sevgi günü olsun, sevgililerin günü olsun...
Sevgi ihtiyaçları karşılamak adına değil paylaşılmak adına yaşansın... Ve büyüsün...
Işıl ışıl parlasın tüm yaşamımız sevgiyle... İşte o zaman ne kıskançlık ne öfke ne korku ne de endişe kalacak bu hayatta...