Çin'in orta kesimlerinde, Min Dağları'nda yer alan, Y biçimli, 30 kilometre uzunluktaki bu vadinin ağzında, yaklaşık 80 otel öbeklenmiş durumda ve 280 otobüs, bugünün 18 bin kadar -belki de daha çok sayıda- ziyaretçisini çok güzel bir rotadan, çiçekler gibi rengârenk, kıvrımlı bükümlü göl zincirlerinin, yüzlercesi bir arada çağıldayan incecik şelale dizilerinin yanından, bir zamanların toprak kaymalarının yığdığı kaya duvarları arasında zigzaglar çizerek uzanan akçaağaç, ladin ve bambu ormanlarının eteklerinden geçirmek üzere bekliyor. (Vadiye, bulutlar izin verdiğinde -Çin uygarlığının 3 bin yıl önce filizlendiği başlıca SİT alanlarının bazılarının hemen yakınlarında yer alıp, yolculuk için güzel bir başlangıç noktası oluşturan Sichuan Eyaleti'ndeki- ağaçların gölgelediği Chengdu'dan, uçakla sadece 40 dakikada ulaşılıyor.) Ahşap yürüyüş yolları, minik göller ve sazlıklı dereler arasında kıvrılıyor ve otobüsler, günübirlikçilerden oluşan turist gruplarını, istedikleri hızda, istedikleri kadar gezebilsinler diye bırakmak üzere duruyor; yolcular, daha sonra, birbirinin peşi sıra hareket eden otobüslerden bir diğerine binmek üzere sıraya giriyor ve gezilerine kaldıkları yerden devam ediyorlar.
Buzulların Shuzheng Vadisi ile kesişen iki vadide, Zechawa ve Rize'de oyduğu, yaklaşık 3000 metreye yükselen vadi yamaçları insanı basit bir tırmanışa heveslendirecek gibi değilse de, aşağılarda uzanan alçak gönüllü suyollarının sıradışı kireçtaşı güzelliğinden çalacak kadar da sarp değiller. Tibet Platosu'nun bu bölümü, jeolojik yapısı itibariyle, eski bir deniz yatağından oluşuyor ve bu da -çözünen- kireçtaşının, ışık belli bir açıdan vurduğunda, suyu zümrüt ya da turkuvaza boyamasını ya da lacivert gökyüzünü yansılayan sudaki renklerin daha da zenginleşip çoğalmasını sağlıyor. Düşen çığlar, derelerin önünü kesip, göllere şekil vermiş olsa da, efsaneye göre, bazılarına gökyüzü tanrıçaları kozmetik ürünlerini dökmüş, bazılarında da denizkızları yüzmüş.
Yol, vadi girişinde yaklaşık 1800 metreden başlıyor, turistik bir alışveriş merkezi ile bir kafeteryanın bulunduğu Nuorilang'da ikiye ayrılıyor ve sola ayrılan çatal, kıvrımlı bükümlü uzun bir yabanıl gölde, sağa ayrılan çatal ise bir "yaşlı ormanda" (broşür dilinde, yörenin turizm potansiyeli anlaşılmadan önce tomrukçuların tıraşlamadığı korularda) son buluyor. UNESCO, Çin'de türünün ilk örneği olan Jiuzhaigou Doğa Koruma Alanı'nı, tomrukçuluk tehdidine karşı, 1992 yılında Dünya Mirası listesine dahil etti.
Her iki çatalın ucunda da geleneksel giysileri içindeki Tibetliler hediyelik eşya ve kartpostal satıyor ve ahşap yürüyüş yolları daha da bir kıvrımlı uzanıyor. Otobüsün izlediği rotada Altın Çan Gölü, Çimen Gölü, İnci Sığlıkları Şelalesi, Ok Bambu Şelalesi, Beş Çiçek Gölü ve Beş Renkli Gölet, Pırıltılı Göl, Kaplan Gölü, Bonsai Gölü, Kuğu Gölü, Gergedan Gölü, Çift Ejder Gölü, Sazlık Gölü, Panda Gölü ve -tüm bu sayılanlar gibi- bulutlar, huş ağaçları, söğüt ve çamların oluşturduğu tablonun yanı sıra, gündoğumu ve günbatımının kaya yüzleri ve yarlara vuran renkleri ve tonlarını yansıtan Ayna Gölü bulunuyor. Burada yeşilin beş, çakılın üç tonu var.
Tanıtıma yönelik bir tını içerseler de bu adların kaynağında aslında göl ve akarsulara belli ruhlar atfeden Budist mistisizmi ve özellikle de Budizm öncesinde var olan ve pek çok Tibetliye göre Budizmin temelinde yer alan Bon dini yatıyordu. Bu ruhlar, denizkızı da canavar da olabilirdi. Buradaki mineralli suların daha sonraları bu ruhlara benzetilmesiyse tesadüften ibaretti.
Bir el ilanına göre, Wonuosemo ve Dage dağlarında bulunan çok sayıdaki göl ve buzul gölü, tanrıça Wonosmo, tanrı Dag'ın aşkının bir ifadesi olan mistik aynayı düşürdüğünde oluşmuş. Gerçek Tibet anlatımlarının onlara yüklediği anlam kuşkusuz çok daha ilginç; aynen, bu suların renginin, onlara bu rengi veren, kabarmış deniz yatağının kimyasının yanında hafif kalması gibi. Baihe, yani Beyaz Nehir, önce Beyaz Ejder Nehri'ne (adını sarp bir yardan alıyor), sonra daha da bir güçlü akan Jialing'e ve son olarak da bir şuraya bir buraya kıvrılıp bükülen, devasa Yangtze'nin ta kendisine kavuşmak için daha park girişinde çağıldamaya başlıyor.
Jiuzhaigou'da, buzulların oyduğu mini vadilerde toplaşan, inanılmaz güzellikteki rengârenk göller zinciri, artık neredeyse bütünüyle, bir zamanlar burada bol sayıda bulunan tombul siyah-beyaz pandalardan yoksun durumda -yönetimin şimdilerde "ulusal hazinemiz" diye yüksek sesle sahip çıktığı, ancak pervasızca sürdürülen tomrukçuluk ve geçtiğimiz yüzyılın son 20-30 yılında yaşanan bambu kayıpları sonucunda hemen her yerde yerinden edilen bir hayvan o; ve bu katliamı bana anlatan Tibetli sayısı bir kişi ile sınırlı kalmadı. Arkalarına yaslanıp -aynen sırtüstü yatıp, yumuşakçaları hapır hupur yutan bir susamuru gibi- keyifle bambu filizlerini çiğneyen pandalar, dünya çapındaki doğa korumacıların sevgili amblemi haline gelmiş ve aynı zamanda da, gündemdeki "soyguncu baron" ekonomisinde ağır bir yükü omuzlamış durumda.
Doğa koruma, doğal ortam ve yaban hayatı gibi korunması gereken şeylerden bihaber olanlar için yepyeni bir kavram elbette. Pekin Hayvanat Bahçesi'nde ziyaretçilerin, susuz kaldıkları açıkça belli ayılar ya da sıcaktan nefes nefese kalmış çakal ve kurtlara dair, iyi ya da kötü, herhangi bir şey hissetmiyor gibi göründüğünü fark ettim. Çin, resmi davetlerde ayı pençesi sunulmasını henüz yasakladı ve yaklaşık olarak yine aynı zamanda, sürgündeki Dalai Lama müritlerine kaplan ve leopar postu giymeye son vermeleri çağrısında bulundu.
Ancak, bildiriler bir doğa koruma ahlakı oluşturamaz. Jiuzhaigou'nun baş bilim adamı, yakınlardaki Songpan'da, kar leoparı postlarının hâlen hiçbir gizlemeye gerek duyulmaksızın, yüz dolara eşdeğer -bir işçinin aylık maaşı- bir miktar karşılığında satışa sunulduğunu gördüğünü söyledi. Jiuzhaigou'nun, Shuzheng'den daha az gelişmiş olan, belki de geriye kalan son iki-üç pandanın geçip gittiği ya da orada yaşadığı ve bir derenin gözalıcı kayalarla kaplı yatağında sakin sakin aktığı, ardında 300 metre yüksekliğinde kayalık yamaçlar, onun da ardında kutsal Zayizaga dağının yükseldiği Zaru Vadisi sırtlarında, derenin üst tarafındaki koruma altında olan alanlardan yasadışı bir şekilde -yüzde 90'ı Çinli olan turistlere satmak üzere- toplanmış şifalı bitkilerle dolu çuvalları güç bela taşıyan üç adam yürüyordu. Onları arabama almamı istediler.
Pandaların bölgenin dört bir yanında yer alan afişlerde sergilenen siyah maskeli gözleri, akla sevimli bir çocuk oyuncağını getirmekten çok, o gözlerin yaşlarla dolu olduğunu düşündürüyor. Halen yabanıl ortamda yaşayan -ve sevimli denemeyecek kadar hüzünlü olan- her bir panda başına bugüne dek birer milyon tane oyuncak panda yapılmış olsa gerek. Ve milyonlarca insanın, bir şekilde daha alt rakımların endüstriyel ve ciğer yakan havasından çıkarılıp, yaşama dair bir şeyleri yok olmadan kurtarmaya yönelik ulusal politikayı güçlendirebilmek adına, Tibet Platosu'nun kozmik gökyüzünün altındaki tertemiz, berrak suları, tatlı dağ esintilerinde uçuşan gökkuşağı tüylü kuşları görmelerinin sağlanmasına çalışılıyor. Peki ama milyonlarca insan, yabanıl ortamı deneyimlemek için sıraya girip, ona hasar vermeden bunu yapabilir mi?
Pandaların yayılım alanı bir zamanlar Burma'ya dek uzanırdı. Şimdiyse, hayvanat bahçelerindeki pandalar genelde, yapay yuvalarında bir kilim kadar hareketsiz yatıyor; sanki elle siyah beyaza boyanmış gibiler. Ama ağız ifadeleri oyuncaklarınki gibi değil, kayıtsız; renkleri ne siyah ne de beyaz olmanın belirsizliğini yansıtıyor sanki, ormana sızan gün ışığı gibi... Ve ormanlar neredeyse kalmadığı için, daha çok kederi yansıtan bir kamuflaj bu.
Jiuzhaigou'nun kıvrımlı gölleri ve çağıldayan şelaleleri, Pekin'in Yasak Kenti'ndeki unutulmuş hanedanların kraliyet yadigârları gibi korunabilir, dışsatım yerine turizm için kullanılabilir -altunî küt burunlu maymunlar, domuz porsukları, misk geyikleri, vaşaklar, civetler, daha küçük kırmızı tür pandalar ve rhesus maymunlarının yaşayabileceği bir yaşam alanı dilimi olabilir. Amerikan Yerlileri'nin veya yaşadıkları toprakların daha yumuşak bir geçiş sürecine maruz kaldığını söylemiyorum, ama Çin'de sanayileşme olağanüstü bir hızda yaşandı. Sadece adı doğa koruma alanı olan 2 bini aşkın alana -her biri, henüz bir ulusal park sistemi olmadığı için, eyalet düzeyinde yönetiliyor- sahip olan ülke, doğal güzelliklerini bariz saldırılara karşı korusa da, bunlara pek iyi bakmıyor. Oysa Juizhaigou'da çığların şekillendirdiği suyolları, barajların olduğu uçlarda güçlendiriliyor ve Ayna Kayalığı yakınındaki Mavi Gökyüzü otoparkından buralara kolayca ulaşılabiliyor.

Elektronik eğlence şimdilerde bize her yerde eşlik edebildiği için, yalnızlık artık neredeyse pek tatmadığımız bir zevk. Oysa hep söylendiği gibi gezegeni çocuklarımızdan ödünç almıyor muyuz ve eğer bu doğruysa, gezegeni onlara yaşanabilir bir şekilde teslim etmemiz gerekmez mi? Bu iddiaya ne Marksizm, ne de Budizm karşı çıkar; karşı çıkacakları konu, neyin yaşanabilir olduğuna dair değişen kavram olabilir sadece. Tüm diğer yaşam türleri arasında kendimizi sadece üstün değil, aynı zamanda da öncelikli kabul ediyorsak -ve damak zevkine dair endişeler dışında, denizlerde balıkların iyice azalması ya da yol geçmez sırtlarda yel değirmenlerinin veya karlı manzaraların veya çayırkuşlarının kalmamasını umursayan yoksa- eğer, o zaman tüm bunları umursayan ve huzur bulmak isteyen birkaç kişi, neredeyse duvar boyundaki bilgisayar ekranlarına yansıtmak için Ansel Adams tarzı doğal ortam görüntülerinin film çekimlerini elde etmek zorunda kalabilir. Mekanik bir vınlamanın eşlik ettiği sanal video görüntüleri bunlardan daha fazla satabilir, çünkü aslında hızla bilgisayar ortamını tercih eder hale geliyoruz. Ama, Jiuzhaigou'da olduğu gibi, insanlar ahşap yürüyüş yollarından yürüyüp otobüs rotasının sonundaki kostümlü işportacılardan hediyelik eşyalar almak için yine sıra sıra dizilecek. Beşiklerin ve çocuk odalarının değişmez unsuru pandalar da, leopar deseni gibi, artık günlük yaşamın bir parçası. Ormana uygun kamuflaj çizgileriyle esaret altında yaşayan kediler, hayvanat bahçelerinin olmazsa olmazı; ağaçlar yok olduktan sonra pandalar da öyle olacak, aynen dış cepheleri ve boyamaları aslına uygun ama içinde keşiş yaşamayan kopya Tibet manastırları gibi...
Çin'in diğer yüzü bu. Sichuan Eyaleti'nde, dağların yükseltilerinde yer alan Jiuzhaigou Doğa Koruma Alanı'nda nadir bitki ve hayvanlar yaşıyor ve milyonlarca ziyaretçi de, aşağılardaki arazileri ve yaşamları tüketen -ve giderek yayılan- endüstriyel genişlemeden uzaklardaki bu serin, berrak, zümrüt ışıltılı suları keşfetmiş durumda.
Kristal havuzlar, süzülen sis ve efsaneler arasında ışıldıyor. Çok çok eski bir aşk öyküsüne göre, bir Tibet tanrısı, bulutlar ve rüzgârların parlattığı bir aynayı bir tanrıçaya vermiş, tanrıça da bu aynayı düşürmüş. Tuzla buz olan ayna, Jiuzhaigou'nun 118 gölünü oluşturmuş.
Eriyen kar ve bahar yağmurları Rize Vadisi'ni yıkayıp, bir gölden diğerine geniş şelaleler halinde çağıldayarak akarken, havada suyun müziği çınlıyor. Yaklaşık 7 metre yükseklikteki Ok Bambu Şelalesi'nin eni 150 metre kadar.
Dayanıklı bitkiler, Panda Gölü'nde, sualtında kırılmış bir ağaç gövdesinin üzerini kaplamış (sağda); Shuzheng Şelalesi'nin sularına rağmen güz rengini kuşanmış çalılar dimdik ayakta (altta). Tomrukçular bölgeyi 1960'larda keşfettiler ve öncelikle yaşlı çamları kesmeye koyuldular. Yaşanan kayıplardan endişelenen devlet, 31 yıl önce burada bir doğa koruma alanı oluşturdu.
Beyaza bürünmüş yaşlı servi, Min Dağları'nda, yaklaşık 3000 metre yükseklikteki Uzun Göl'ün üzerine eğilmiş (solda). Yaz güneşi, köpürerek dökülen İnci Sığlıkları Şelalesi'ne vuruyor (altta).
Sabahın sakin saatleri, gökyüzü ve yeryüzünü yansıtıyor ve bu yeryüzünde, Beş Çiçek Gölü'nün mineral çökeltileriyle suda yaşayan bitkilerin renkleri çoğalıyor. Çinliler, "Gökyüzünün altında hiçbir yer Jiuzhaigou ile boy ölçüşemez" diyor.
Tibet Platosu'nun kıyısındaki koruma alanı, BM Çevre Programı'nın "biyolojik çeşitlilik açısından en zengin ılıman orman" olarak tanımladığı arazinin 720 kilometrekarelik bir bölümünü kapsıyor.
Yaklaşık 70 kilometreye ulaşan ahşap yürüyüş yolları, basamaklar ve gözlem platformları, otobüslerin rotasını İnci Sığlıkları Şelalesi gibi önemli yerlere bağlıyor. Kalabalık günlerde, binlerce ziyaretçi, Jiuzhaigou sınırlarını zorluyor.
Fotoğraflar: Michael Yamashita
|