Mercedes-Benz, 100 yılı aşkın süredir üretilen tüm modellerini, 19 Mayıs 2006 tarihinde Stuttgart'ta açılan Mercedes-Benz Müzesi, Pasaj ve Mercedes-Benz Center olmak üzere üç farklı yapıdan oluşan Mercedes-Benz World'de tek çatı altında topladı. Dünyanın dört bir yanından otomobil meraklılarının akınına uğrayan Mercedes-Benz Müzesi, ilk üretilen otomobilden bugüne, markanın geçmişine ışık tutuyor. Müzede 80'i özel, 40'ı ticari, 40'ı da yarış olmak üzere toplam 160 otomobil sergileniyor.
Köklü bir müzecilik geleneğine sahip olan marka, müzeciliğe ilk kez 1911 yılında adım attı. Bu ilk dönemde Mercedes-Benz otomobilleri ve bunlara ait orijinal aksamı kendi fabrikasında sergiledi. Yarış otomobillerinin, lokomotif ve motorların, otomobil ve ticari araçların da eklenmesiyle genişleyen koleksiyon, 1936 yılında Daimler-Benz şirketinin 50'nci kuruluş yıldönümünde, bir otomobil müzesi çatısı altında sergilenmeye başlandı. İkinci Dünya Savaşı sırasında büyük bir kısmı güvenlik altına alınan koleksiyon, 1961'de yenilenerek açılan müzeye yerleştirildi. Zaman içinde daha büyük bir mekana duyulan ihtiyaç ile yeni bir müzenin kurulmasına karar verildi.
Mercedes-Benz Müzesi, sadece koleksiyonuyla değil, mimari yapısıyla da düş gücünü zorlayan tarzda bir bina. Efsaneler, Koleksiyon ve Teknoloji adlı üç bölümden oluşan müze, dışarıdan içeri doğru açılan bir yonca yaprağı şekliyle ziyaretçilerini ilk bakışta şaşırtıyor. Spiral biçimli yürüyüş yollarıyla da alt katlara iniliyor. Müzede birbirini kesen hatlardan kaçınılmış. Sarmal dönüşlerle bir süreklilik duygusu kazandırılmış.
Müzenin en üst katında, yani müze turunun başlangıcında bir at heykeli yer alıyor. Bu heykel, insanların bir yerden bir yere gitmek için zaman içinde kullandığı nesneleri ve uygulanan teknolojileri anlatan turun ilk noktasını oluşturuyor. Markanın tarihine ışık tutan müzede, Ürdün Kralı Abdullah'tan Papa'ya, F1 pilotu Michael Schumacher'den Yunan armatör Onassis'e kadar birçok ünlünün kullandığı otomobillerin yanı sıra, Mercedes-Benz Türk tarafından Hoşdere/İstanbul'da üretilen yeni Travego da sergileniyor.
Audi'nin müzesi mobıle museum, markanın merkezi olan Audi Forum Ingolstadt'ın öne çıkan bölümlerinden biri. Mobile Museum, isminin hakkını tam olarak veriyor: Sergideki otomobillerin ve motosikletlerin sabit şekilde düzenlenmelerine karşın pek çok başka unsur hareket halinde ve çeşitli ilgi çekici efektlere sahip.
2000 yılı Aralık ayında açılan müze, dairesel bir biçime sahip. Üç Halka adı verilen tasarım, Münihli ajans KMS'e ait. Üç halka fikri, her yıl çevresinde gelişerek büyümeyi, değişimi, yeni halkalara sahip ana yapıyı temsil eden ağaç gövdesinden ileri geliyor. Ağacın her yıl kazandığı halkalar da asla durmayan zamanı, hareketi ve gelişmeyi simgeliyor. Bu dairesel biçim, müzeye bazı pratik faydalar da sağlamış. Müzenin ziyaretçileri tarih boyunca ilerledikçe, adeta bir "zaman sarmalının" içine çekiliyor. Dairesel zemin ve eş merkezli katların, bir ağacın büyüme halkalarını çağrıştırdığı dört katlı müzede 50'yi aşkın otomobil ve 30 motosiklet ile bisiklet sergileniyor.
Mobile Museum'a adım atan ziyaretçilere giriş katından itibaren bir de film eşlik ediyor. Müze için özel olarak hazırlanan film, markanın tarihçesine bir giriş sağlıyor. Ziyaretçiler daha sonra sergiye üçüncü kattan, yani 1899 yılında yapılmış otomobil ve parçalarını inceleyerek devam ediyor. Müzede tarihi otomobiller arasında gezinirken arka planda her biri 12 metre uzunluğunda olan ve binayla eş bir kıvrıma sahip iki büyük (hareketli) duvar, sergilerin ve ziyaretçilerin etrafında yavaş bir yörünge belirliyor. İkinci kata ise motosikletler damgasını vuruyor. Havada asılı duran motosikletlerin sergileniş şekli uçuyorlarmış izlenimi veriyor.
Mobile Museum'da Audi'nin tarihi kadar, otomotiv dünyasının gelişimi hakkında da bilgi sahibi olmak mümkün. Örneğin, "Büyük Durgunluğun" yaşandığı 29 Ekim 1929, müzede özel efektlerle anlatılıyor. Bu tarihten önce faaliyet gösteren 60 Alman otomobil markasının ismi bir pano üzerinde yer alıyor. 1929 ile 1936 yılları arasında kaç Alman otomobil şirketinin yok olduğu, yine ışık oyunlarıyla panel üzerinde gösteriliyor. Bütün bu efektler, film ve fotoğraflar, müzenin eğiticiliğinin yanı sıra eğlendirici olmasını da sağlıyor.
Katlar arasında zaman yolculuğuna çıkan ziyaretçilerin karşısına birbirinden farklı, dikkat çekici birçok otomobil çıkıyor. Bunların arasında 1939 yapımı efsanevi T Auto Union Type C/D, tırmanma yarışlarına katılan yarış otomobili ve savaşta kaybolan 1937 yapımı Auto Union Type C "Avus" Streamliner gibi savaş öncesi döneme ait iki Auto Union da yer alıyor. Yine markanın köklü değerlerinin somutlaştırılmış birer örneği olan Horch 853 Sport Cabriolet ve Horch 855 Special Roadster, tıpkı mücevherler gibi büyük cam vitrinler içinde sergileniyor.
Porsche'nin dikkat çekici ve karakteristik özelliklerini sergileyen binalarından olan yeni Porsche Müzesi, 31 Ocak'tan itibaren ziyaretçilerini ağırlamaya başladı. Zengin bir geleneğe sahip spor otomobil markası, müzeyi de üretim merkezinin tam kalbi, Stuttgart-Zuffenhausen'da açtı. Viyanalı Delugan Meissl mimarlar grubu tarafından tasarlanan 5 bin 600 metrekarelik sergi alanı fütüristik çizgiler taşıyor. Burada Lohner-Porsche'nin efsanevi tekerlek göbekli motorundan, 1900'lerde yapılan dünyanın ilk hibrid otomobiline ve Porsche 911'in son nesline kadar 80'den fazla otomobil sergileniyor. Müzenin sergileme konsepti, Tübingen Üniversitesi'nden müzecilik uzmanı Profesör Gottfried Korff ile Stuttgart HG Merz mimarlık bürosundan uzmanların ortak çalışmasıyla geliştirilmiş. Ziyaretçiler, müzede "hızlı", "hafif", "akıllı", "güçlü", "yoğun" ve "tutarlı" temalarının yer aldığı bölümlerde, Porsche Fikri'ni aktaran Porsche ürünleriyle tarihi bir yolculuğa çıkıyor. Sergiye açılan girişte, ziyaretçileri 1939 yılında üretilen Berlin-Roma uzun mesafe yarışının efsanevi otomobili, Porsche Type 64'ün karoseri karşılıyor. Type 64, Zuffenhausen ürünü spor otomobillerin günümüze kadar tüm dünyada eşsiz olmasını sağlayan, bütün Porsche otomobillerinin büyük büyükbabası sayılıyor. Müzede 1900 yılında üretilen Lohner-Porsche'deki elektrikli tekerlek göbeği çekiş sisteminden, Porsche'nin 1948 yılında Avusturya-Gmünd'de kendi otomobil üretimine başlamasına kadar geçen dönemi kapsayan "1948 Öncesi Porsche" sergi alanında, Ferdinand Porsche'nin çalışmalarını anlatılıyor. Giriş katında ilgi çeken bir diğer bölümse 1948 yılında yapılan Porsche 356'nın ilk prototipi, ünlü "1 Numara"ya ayrılmış.
Porsche fikri, serginin tamamına eşlik ediyor: Porsche ürünlerinin girişten itibaren kronolojik sunumu ziyaretçiyi bu fikirlere ve bunların markaya özgü uygulama sonuçlarına yönlendiriyor. Örneğin markanın temel felsefesinden "hafiflik" müzede zamanın en hafif Porsche'si olan 356 America Roadster ile anlatılıyor. Bu felsefenin bir başka örneği de 1968 yılında yapılan ve sadece 130 kg. ağırlığa sahip olan Porsche 908 Coupé.
Serginin öne çıkan ve markaya bağlılığı sergileyen bölümü ise "Benim Porsche'm". Burada hayranlıkla izlenecek kısımlar arasında 1960 yılında üretilen Porsche dizel traktör ve ünlü Aborjin sanatçı Biggibilla tarafından boyanan 911 Carrera yer alıyor. "Benim Porsche'm" dünyanın dört bir yanındaki otomobil meraklılarının Zuffenhausen'lı bu benzersiz markayla kurduğu yakın duygusal ilişkiyi sergiliyor.
Porsche Müzesi'nin diğer müzelere göre dikkat çekici bir uygulaması daha var: Müzede sergilenen hemen hemen bütün otomobiller, düzenli olarak klasik otomobil yarışlarına ve Porsche'nin "Tekerlekli Müze"si gibi sürüş faaliyetlerine katılıyor. Örneğin 550 A Spyder, 2009'da İtalya'nın Mille Miglia etkinliğine ve 356 Carrera Abarth GTL de Avustralya'daki Classic Adelaide'a katılmışlar.
İtalya'nın kuzeyinde kalan Bolonya şehri, ünlü Lamborghini markasının müzesine ev sahipliği yapıyor. Lamborghini Müzesi, "The Land of Motors" olarak biliniyor. Müzenin açılışı için 2001 yılı, yani yeni milenyumun başlangıcı tercih edilmiş. Marka, açılışıyla eş zamanlı olarak, yeni jenerasyon, rüya otomobil modeli Murcielago'yu da ilk kez görücüye çıkarmış. Lamborghini Müzesi, tutku ve heyecanları Lamborghini ile örtüşen dünyanın dört bir yanındaki hayranların simgesi olarak kabul görüyor.
Müzenin girişinde ziyaretçileri, 1963 yılında markanın yaratıcısı Ferruccio Lamborghini'nin yaptığı ilk otomobil olan Lamborghini 350 GT karşılıyor. Bu, aynı zamanda efsanevi Countach modelinin esinlendiği ilk otomobil. Onun hemen yanındaysa markanın 25'inci yıldönümünde üretilen son Countach modeli de sergileniyor. Lamborghini tutkunları, müzenin bu bölümünde ayrıca 1968 ve 1969 yıllarında üretilen Islero'yu da görebiliyor. Aynı zamanda ilk Lamborghini salon otomobili Espada ile diğer bir model Jarama da aynı katta sergileniyor. Ziyaretçiler, markanın öyküsünü sergilenen otomobillerin yanı sıra duvarları süsleyen fotoğraflar yardımıyla da öğrenebiliyor. Müzenin üst katındaysa tasarım ön planda tutulmuş. Burada sergilenen otomobiller arasında ilk göze çarpan Gallardo S Concept. Diğer bir modelse 1992 yapımı Diablo Roadster. Bu katta ziyaretçiler Diablo ailesinin diğer fertleriyle de tanışma fırsatı buluyor: GT2, Diablo GT, Diablo GTR ve son olarak da altın rengi Diablo 6.0 SE. Aynı katta Lamborghini motoruyla donatılan F1 otomobilleri de yer alıyor: 1989 yapımı Larousse, 1990 yapımı Lotus ve 1991 yapımı LAMBO F1.
Ferrari markasının müzesi Galleria Ferrari, İtalya'nın kuzeyinde, Ferrari'nin memleketi Maranello'da, otomotiv ve motor sporları meraklılarına özel bir deneyim yaşatıyor. Efsanevi markanın tarihini sergileyen müze, üç yeni teşhir alanı ve pek çoğu daha önce hiç görülmemiş birçok yeni otomobil ve sergi ürünüyle genişletildi. Müze, markanın dönüm noktası olan modeller kadar, en yeni Ferrari modellerini görmek isteyenler için de ideal bir adres. Efsaneyi tam anlamıyla koruyan Galleria Ferrari, yarış otomobillerini, Gran Turismo otomobillerini ve prototip spor otomobilleri barındırıyor. Şubat 1990'da açılan müze, markanın "ilerleyen, gelişen ve yeni sorunlarla başa çıkan bir ruh" anlayışını sergilemek üzere tasarlanmış.
Galleria'nın girişi, Ferrari'nin ilk Formula 1 otomobilinden ve en son Michael Schumacher'e şampiyonluk unvanını kazandıran 2004 otomobillerine kadar uzanan bir yelpazeyi kapsayan Grand Prix otomobillerine ayrılmış. Otomobiller, sanki pist yolundaymış gibi sergileniyor. Buradaki atölye sergisi ise Formula 1'in arka planı hakkında bilgi sağlıyor. Markanın spor otomobil yarışlarında kaydettiği başarı ikinci kattaki otomobiller ve Ferrari mühendisliğine ayrılan bölümde de sergilenmeye devam ediyor. İkinci katta ayrıca, aerodinamik performans ve rüzgar tünelleriyle ilgili sergi bölümleri de yer alıyor. Tamamen Formula 1 motorlarıyla kaplı bir duvardaysa 1950'lerden günümüze bu motorların gelişimi takip edilebiliyor.
Müzede yol ve yarış otomobillerinin üretim süreci, tasarımcıların kullandıkları tezgâhlar ve aletlerle anlatılıyor. 365 GTB/4Daytona, Ferrari 288 GTO ve Ferrari Enzo gibi klasik modellerin yanı sıra şu an Ferrari Superamerica ve Ferrari F430 dahil, en yeni Ferrari modelleri de yine ikinci katın favori otomobilleri.
Ferrari'nin tarihçesini anlatan filmlerin gösterildiği sinema dışında, Ferrari sahibi ve fabrikayı ziyaret etmiş olan ünlülere ayrılmış bir sergi bölümü de müzeye farklı bir renk katıyor. Burada Via Trento Trieste, Modena'daki ofisinin aynen temsili de içinde olmak üzere, efsanenin ardındaki Enzo Ferrari'ye ithaf edilmiş bir sergi bölümü yer alıyor. Müzede, orijinal Ferrari 400 Superamerica gibi klasik otomobiller ile geçen 60 yılda herkesi peşinden koşturan birçok konsept Ferrari'den oluşan koleksiyonlar da sergileniyor. Galleria Ferrari'nin restoranı ise Ferrari Fiorano test pistinin yanında yer alıyor. Yemeğinizi yerken bir Ferrari Formula 1 otomobilinin sesini duymanız olası.
Dünyanın en büyük Rolls Royce koleksiyonu, üç katlı, 1862 yılında yapılmış tarihi bir binada sergileniyor. Franz Josef'in, 1881 yılında monarşinin ilk telefonunu kullanıma açtığı bina, şimdi Rolls Royce'un tarihi otomobillerine ev sahipliği yapıyor. 3 bin 500 metrekarelik sergi alanına sahip müze, 1862 yılı İngiliz mimarisi klasik otomobillerle hoş bir harmoni oluşturuyor. Müzenin kuruluş serüveninin ardında tutkulu bir Rollce Royce hayranlığı yatıyor. Hilde ve Franz Voiner çifti, yaklaşık 40 yıl boyunca Rolls Royce otomobillerinin ve aksesuvarların koleksiyonunu yaptı. Onların girişimiyle kurulan ilk özel müze, 1982 yılında çiftin kendi evlerinde kapılarını açtı. Ailenin mirasını devam ettiren oğulları ise müzenin gelişmesini sağlayarak Dorbirn'e taşıdı. Marka, bini aşkın sayıda otomobil ve parçalarının sergilendiği müzeyi 1999 yılında açtı. Üç katlı müzenin giriş katında, klasik otomobillerin yanı sıra Henry Royce'un markanın temellerini attığı Cooke Caddesi'nin küçük bir örneği yer alıyor. "Cooke Street" köşesi, 100 yıl önce Rolls Royce'un Manchester'da nasıl çalıştığını gözler önüne seriyor. Makinelerin her biri o dönemden kalan parçalardan oluşuyor.
Müzede, ziyaretçilerle iletişim kurulmasına ve gelenlerin markanın tarihi kadar oluşum sürecini anlamalarına da büyük özen gösterilmiş. Bunu sağlayan bölümlerden biri ve müzenin önemli bir kısmını oluşturan restorasyon atölyesi. Ziyaretçiler yakından ve canlı olarak müzede sergilenen parçaların eski teknikler kullanılarak nasıl yenilendiğini izleme imkânına sahip oluyor. Bu sırada artık neredeyse unutulmuş olan el işçiliğini de yakından izleme şansını yakalıyorlar.
Müzenin birinci katında, tarihi öneme sahip ve bir dönem ünlü isimlerin sahip olduğu 20 farklı Rolls Royce sergileniyor. Dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçiler, Kral V. George, Kral VIII. Edward, Ana Kraliçe, Prens Ali Han, Malcolm Campbell, Diktatör Franko gibi pek çok ismin sahip olduğu otomobilleri yakından inceleyebiliyor. Ayrıca 1925 ile 1939 yılları arasında üretilen el yapımı ve eşsiz otomobilleri yine bu bölümde görmek mümkün. Bir diğer önemli not: Müzede sergilenen otomobillerin başka bir benzeri daha yok. Ayrıca bütün otomobiller, döneminde satın alan kişinin tercihlerine göre tasarlanmış.
Müzenin ikinci katı ise küçük hediyelik eşyalar ve resimlerle süslenmiş. 20'li ve 30'lu yıllardan kalma, göz alıcı Rolls Royce'ların yanı sıra, Rolls Royce Müzesi'ni ziyarete gelen bütün aile fertlerinin ilgisini çekecek unsurlarla donatılmış. Örneğin, İngiltere'den gelen dönemin lüks objelerini de burada görmek mümkün. Orijinal piknik sepetlerinden seyahat çantalarına ve giysilere kadar farklı eşyalar, müze ziyaretçilerini başka bir zaman dilimine götürüyor.
Hazırlayan: Deniz Gökçe |