Hemen hemen her sektörden uluslararası pazar payına sahip birçok şirket, sanatla adının yan yana geçmesi için çabalıyor! Şirketler sanatçılarla ortak projeler geliştirirken, markanın sahip olduğu imajın saygınlığına getireceği artılara ek olarak, sanatın kitle iletişimine olan katkısının da bilincindeler.. Öte yandan, bu şirketler dünyaca kabul görmüş markalar olmalarına rağmen "Neden sanata ihtiyaç duyuyorlar?" sorusu aklınıza gelebilir.. Bu sorunun cevabı, geçen ayki yazımda da bahsettiğim gibi sanatın yatırım boyutunun şirketleri güçlü kılması ve bu gücün verdiği teminatın dünya çapında bilinirliğinin sanatla gözler önüne serilmesi olabileceği gibi, şirket sahiplerinin kuşaklardır devam eden koleksiyoner aile geleneğini sürdürme alışkanlıkları olarak da açıklanabilir. Başka bir nokta ise, üst düzey tüketicileri hedef kitle olarak belirlemiş şirketlerin, elitler ile aynı dili konuşma çabası ya da koleksiyonerleri müşteri listelerine ekleme isteği olabilir.
Başka bir açıdan bakacak olursak, büyük şirketler, çeşitli sanat kurumlarına, sanat etkinliklerine sponsor olarak destek vermenin yanında, kurdukları vakıflarla da kar amacı gütmeyen sanatsal çalışmalar yapıyorlar. Dünyada birçok devletin çeşitli kanunlar, vergi indirimleri ile destek verdiği, markalar ve sanat işbirliği, bir kültür politikası olmuş durumda... Türkiye'de çağdaş sanatın gelişmesinde özel sektörün payı büyük. Daha önce de değindiğim gibi birçok iş adamının ikinci kartvizitinde adres sanat dünyası. Sanat dünyasında bizimle aynı noktada olan ülkelerden biri de Kanada. Kanada, bu durumu sistematikleştirmek için The Council for Business Arts in Canada'yı kurmuş.
Önemli şirketlerin CEO'larıyla konuşulduğunda "sanatsever şirket" olmayı, kişisel sanat düşkünlüğünden dolayı ve sosyal sorumluluk için tercih ettiklerini söyleseler de, asıl nedenin "aşk" mı "para" mı olduğu tartışma konusu..!
Sanat ve markaların omuz omuza vermesi yeni değil; ancak şimdi hiç olmadığı kadar önemli ve çekici! Hangi sanatçı, hangi marka için proje üretiyor... Hangi marka, hangi sanat kurumunu destekliyor... Sanatın ve şirketlerin flörtüne siz de şahit olun:
Fransız eleganlığının sembolü Louis Voitton, 150 yılı aşkın süredir sanat dünyasında önemli roller üstlenmekte. Louis Voitton Vakfı'nın kendi ürettikleri çanta ve bavulların tarihçesini gösteren bir koleksiyonun yanında geniş bir çağdaş sanat koleksiyonuna da sahipler. Koleksiyonlarında Jean-Michel Basquiat, Gilbert & George, Andreas Gursky, Pierre Huyghe, Jeff Koons, Shirin Neshat, Margaret Salmon, Wolfgang Tillmans, Rosemarie Trockel, Clemens von Wedemeyer ve Zhou Tao gibi farklı ülkelerden farklı sanat anlayışına sahip çağdaş sanatçılar yer alıyor. Ayrıca Stephen Sprouse, Takashi Murakami, Richard Prince gibi sanatçılarla birçok sanat projesi gerçekleştirdiler. Bu projeler, rüya ve gerçeğin, teknoloji ile sanatın doğru eşleşmesi sonucunda ortaya çıkan işler... Eylül ayına kadar Hong Kong Museum of Art'da vakfın koleksiyonu sergilenecek. Louis Voitton ayrıca, Tokyo'lu sanatçı Takashi Murakami'ye New York 5. Cadde'deki mağazalarının tasarımını yaptırdı. İçinde sanatçının eserlerinin de sergilendiği mağaza, Murakami'nin imzası niteliği taşıyan stilize çiçek formlarının LV monogramlarıyla bütünleşmesiyle oluşan desenden yola çıkılarak dekore edildi. Mağaza, tıpkı Murakami'nin eserleri gibi rengârenk. Sanatçının yaratıcılığı mekanla sınırlı kalmamış, LV çantalarına da taşınmış... Bugünün kadınlarının omzunda Murakami imzasına rastlamak mümkün.

Dünyanın her yerinde yatırımları olan bir şirket Berggruen Holding, gayrimenkul yatırımından, yeşil enerji üretim şirketlerine kadar farklı projelere imza atıyorlar. Şirketin kurucusu Heinz Berggruen, sanat camiasında önemli role sahip olmuş hep. Gazeteler bir dönem Frida Kahlo ile sevgili olduklarını yazmış.. Heinz Berggruen'in koleksiyonunda Picasso, Klee, Matisse, Botero gibi ustaların eserleri yer alıyor. Berlin'de kendi adlarını taşıyan müzelerinde yüzü aşkın Picasso ve altmış tane Matisse ait eser sergileniyor. Dünyanın birçok müzesinin bağışçı listesinin en üst sıralarında yer alıyorlar. Şirketin başında şuan ikinci kuşak Nicholas Berggruen var ve o da babasının yolundan gidiyor. İlk aldığı eserin bir Andy Warhol olduğunu söyleyen koleksiyoner, eser seçerken cesaretli olmak gerektiğini vurguluyor ve genç sanatçıların en uç eserlerini almaktan çekinmiyor... Koleksiyonerliğin yanı sıra bir çok sanat projesine de sponsorlar; Art Basel'39 Sanat Fuarı'nın sponsorları arasında yer alan firma, fuarın VIP Lounge'unda yürüttükleri gayrimenkul yatırım projelerinin tanıtımını yaptı.

Tohumları 1979'da "Art at the WorkPlace" projesi ile atılan koleksiyondaki eser sayısı bugün elli altı bini aşıyor. Yüzde doksanı banka binalarında sergilenen koleksiyon, bugüne kadar yirmi sekiz müzedeki sergide yer aldı. "All the Best" başlığı altında açılan sergilerde koleksiyon, Tokyo'daki Hara Museum'dan Guggenheim Berlin'e, The Singapore Art Museum'dan İstanbul Sabancı Müzesi'ne kadar yolculuk yaptı. "Art at Work" mottosu altında dünyanın en büyük halka açık ofis alanlarında sergilenen koleksiyon olma özelliğine sahip. Otuz yıllık koleksiyon, kırk sekiz ülkede, dokuz yüz on bir noktada görünebilir kılınmış. Birçok ülkeden sanatçının eserinin yer aldığı koleksiyonda, Mehmet Aksoy, Mustafa Ata, İskender Yediler gibi Türk sanatçıların eserleri de bulunuyor. Deutsche Bank, Almanya'nın en önemli sanat fuarı olan Art Cologne'nun da ana sponsoru.

Sanatın ve kültürün, tasarım ve teknolojik gelişmelerin önem kazanması BMW Art Car Collection'ın oluşmasında en büyük etmen oldu. 1975'de başlayan koleksiyon, gün geçtikçe büyümeye devam ediyor. Koleksiyonun ilk yıllarında, BMW modelleri, Roy Lichtenstein, Andy Warhol, A.R. Penck gibi ünlü sanatçıların sanatsal üsluplarını yanıtsan tuvaller olarak kullanılmış. Günümüzde ise bu koleksiyon için çalışan sanatçılar hayal gücünün sınırlarını zorluyor... BMW Art Car Collection'a eklenen en son parça Olufar Eliasson'un yarattığı BMW H2R projesi. Eliasson, bu projede hidrojenle çalışan aracı bir sanat eserine dönüştürdü " Your Mobile Expectations H2R" adlı eser, geçtiğimiz yıl San Francisco Museum of Modern Art'ta sergilendikten sonra Munih'teki Pinakothek der Moderne'de izleyicilerle paylaşıldı. Doğayı yakalamanın bir sanatçı için en önemli unsur olduğunu söyleyen Danimarkalı sanatçı Eliasson, Tate Modern'de 2003 yılında Londra'nın kasvetli havasına inat güneş doğurmuştu.

Yirmibeşinci yılını kutlayan vakıf, her ulustan sanatçının çağdaş eserlerini sahip. Vakfın kurucusu ve başkanı A.D. Perrin röportajlarında, vakfı kurma amacının mücevher ve saat satmanın yeni yolu olmadığını, kesinlikle vakfın, Cartier ürünlerinin reklam aracı olarak kullanmadığını belirtiyor. Tek referansın, vakfın ismi ile markanın isminin aynı olduğuna dikkat çekiyor ve bundan vazgeçilemez olduğunu aktarıyor. Perrin'e göre, lüks tüketim ürünleri sanatın bir çeşiti, özellikle de bu ürün özel işlenmiş nadide bir mücevherse.. Geniş bir koleksiyona sahip olan, Cartier Vakfı, sanat kuruluşlarına, sergilere ve belki de en önemli nokta olan ama hep atlanan eser üretimine sponsor olan bir kurum. Jean Nouvel'in tasarladığı Paris'teki Cartier binası ise başlı başına bir sanat eseri...Cartier Vakfı, müzikten sokak sanatı grafitiye, sanatın her alanına destek olmanın beraberinde kendi merkezlerinde ve başka sanat kurumlarında bir çok sergiye imza attı. The International Association of Corporate Collections of Contemporary Art'ın (IACCCA) üyesi olan vakıf, 2008 yılında Paris'te IACCCA'nın diğer üyelerini de bir araya getirip, konferanslar, workshoplar ve çeşitli kültür etkinlikleri düzenledi. Tüm bunların dışında, Cartier Vakfı, Art Basel, Art Basel Miami, FIAC ve Frieze gibi dünyanın en önemli sanat fuarlarının sponsorları arasında. İngiltere'nin en önemli sanat fuarı olan Frieze'in sponsorluğunu The Cartier Award at Frieze ödülü ile taçlandıran vakıf, genç çağdaş sanatçılara özel ödül vererek destek veriyor. 2008 yılında Cartier'in bu özel ödülünü 1978 doğumlu Kübalı sanatçı Wilfredo Prieto aldı.

Unilever sponsorluğunda, Londra'daki Tate Modern'nin Tribune Hall'unde dünyanın en çarpıcı sanat projeleri gerçekleşiyor.. Yaklaşık on yıldır süren projenin ilk beş yılında 1.25 milyon pound harcadığını açıkladı Unilever. Şirketin uluslararası sosyal sorumluluk projelerinden sorumlu Başkan Yardımcısı Gavin Neath, bu proje ile sanat dünyasına meydan okuyan işler gerçekleştirdiklerini belirtiyor ve küresel ısınmaya karşı tropik yağmur ormanlarının korunması için yürüttükleri projelerin bile aileler tarafından bu denli umursanmadığını sözlerine ekliyor. Bu seri, 21.yüzyıl sanatının başyapıtlarına şahit olmamızı sağlayan bir proje oldu! Öyle sanatçılarla, öyle eserler yapıldı ki, Tate'in binası derin bir çatlakla boydan boya ikiye de ayrıldı, en kaotik ve klostrofobik tünellerle şehir hayatının çıkmazı da yaşatıldı ziyaretçilere, hatta üzerlerine güneş bile doğdu.. Louise Bourgeois(2000), Juan Munoz (2001-2002), Anish Kapoor (2002-2003), Olafur Eliasson (2003-2004), Rachel Whiteread (2005-2006), Carsten Höller (2006-2007) Doris Salcedo (2007-2008), Dominique Gonzalez-Foerster (2008-2009) Unilever Series kapsamında binlerce sanatsevere hayatlarında bir daha tadamayacakları heyecanları yaşattılar. Proje kapsamında sergilenen eserler, post-modern dönemin sorunları işledi. Tribune Hall'un yeni ev sahibi ise Polonyalı sanatçı Miroslaw Balka. Balka, bugüne kadar Katolik ayinlerindeki deneyimlerini anlatan işler yaptı, asıl amacı kolektif hafıza ile kişisel hafızanın ayrımlarını gözler önüne sermek. Önümüzdeki Ocak ayında Tate Modern'e giderseniz belki kendi belliğinizden bir parça bulabilir, farklı bir deneyim yaşayabilirsiniz.. Unilever, bu çok önemli projenin yükünü kaldırırken çokçukları da elbette unutmamış! Geleceğin Unilever kullanıcıları için, "The Unilever Series: turbinegeneration" projesini uluslararası çerçevede geliştirmiş; projede çocukların çağdaş sanatı tanımaları ve ilişki kurmaları hedefleniyor.
Amerika'da uzun yıllar önce başlayan şirketlerin sanata destek olmaları, şirket sahiplerinin kolesksiyonerliği, bu ülkeyi, en çok ziyaret edilen müzelerin sahibi yaptı. Bu durum aynı zamanda, şirketlerin başarılarını, finans tarihi kitaplarından sanat tarihi kitaplarının sayfalarına taşıdı. Avrupa ülkelerinde de aynı durumu görmek mümkün... Markalar ve sanatın flörtünde yeni haberler ise Orta Doğu ülkelerinden, Rusya'dan ve Türkiye'den geliyor.

Batı'nın"ötekileştirmek"ten çekinmediği bu ülkeler, bugün sanat dünyasının en ilgi çeken, en çok takip edilen sanat merkezleri haline geldi. Rusya'da Stealla Art Foundation gibi genç çağdaş sanatçıları destekleyen vakıfların yanı sıra, milyoner iş adamı Abramovich'in de sanata verdiği destek, göz ardı edilemez. Roman Abramovich'in milyon dolarlık eserlerden oluşturduğu koleksiyonu ve genç sevgilisinin açtığı Rusya'nın en görkemli çağdaş sanat merkezi "Garage", Moskova'nın gelecek yıllarda muhteşem bir müzeye sahip olacağının habercisi...
Türkiye'nin köklü şirketleri de sanat konusunda cömert! Holdingler kendi sanat merkezlerinde çeşitli etkinlikler yapmaya ve sponsorluk destekleri vermeye devam ediyorlar. Koç Holding, dünyanın en iyi bienalleri arasında sayılan İstanbul Bienali'nin on yıllık sponsoru, Eczacıbaşı ailesi, İstanbul Modern Müzesi'nin beşinci yılını geçtiğimiz aylarda kutladı, Sabancı Holding müzelerindeki hat koleksiyonlarıyla dünyanın, yabancı sanatçıların kapsamlı sergileriyle bizlerin ilgi odağı!.. Elgiz ailesinin İstanbul'a kazandırdığı Proje 4L, "özel koleksiyon müzesi" başlığı altında önemli sanatçılarına ev sahipliği yapıyor. Abdi İbrahim İlaç firması, Dante Benini'nin tasarımı yeni ar-ge binası ve içindeki çağdaş sanat koleksiyonu ile dikkat çekiyor. Deutcshe Bank gibi iş alanlarında sanat eserine yer veren Abdi İbrahim yönetimi, sanatın çalışanlar üzerinde olumlu etkisini bildikleri için böyle bir merkez oluşturduklarını ifade ediyorlar. Türkiye'nin tek IACCCA üyesi ise Borusan. Borusan Holding, klasik müzikten çağdaş sanat merkezlerine, sanatçı üretim alanlarına kadar pek çok proje üretiyor ve sanata sahip çıkıyor. Borusan'ın Beyoğlu'nda inşaatı devam eden çağdaş sanat merkezi, merak konusu..
Öyle gözüküyor ki dünya var oldukça sanat da var olmaya devam edecek... Sanat, kimi zaman din adamlarının hamiliğinde, kim zaman krallar, padişahlar için yapılacak. Orta Çağ'da kilise için çalışan sanatçı, Rönesans'ta Mediciler için, bugün ise büyük şirketler ve en ünlü markalar için çalışıyor. Neden hep aynı, kimi zaman sanat aşkı, kimi zaman da bol sıfırlı rakamlar... Ama tarihe bakıldığında sonuç aynı; kazanan hep sanat!.
Yazı: Özlem Ünsal / Art Manager; M.A. |