Monako Türkleri Bekliyor
Monako Prensliği'nin yüzde 69'una sahip olduğu Societe des Bain de Mer, Türkiye'de pazarlama atağında.
Şimdi insanlar pek zihinlerinde canlandıramasa da Monako bir zamanlar pek fakir bir ülkeymiş. Ta ki işbilir 3. Charles'ın fakir ülkenin prensi olarak başa geçmesine kadar. Ülke o kadar yoksul ki, insanları zaten bir kent devlet olan Monako'da tutmak mümkün değil, herkes doyduğu yere doğru akın akın gidiyor. Kimsenin olmadığı bir ülkede prens olmak çok çekici görünmemiş olsa gerek ki, 3. Charles bu işe bir çözüm bulmak için kolları sıvıyor. 1850 yılında limanda kurulan ve kısa bir süre sonra da kapanan kumarhaneyi canlandırmak için, Almanya'nın sayılı zenginleri arasında bulunan ve kumarhanecilikten iyi anlayan Fransız asıllı François Blanc'ı Monako'ya davet ediyor. Aslında Blanc, bu küçücük kent devlete gelmeye pek meraklı değil. Ama Almanya'da kumarhanelerle ilgili kanun değişip, orada çalışamaz hale gelince, 3. Charles'in önerisini kabul ederek şehre geliyor ve onun Monako'ya gelip ilk kumarhanesini açtığı 1863 yılı, kent-devlet için milat kabul ediliyor. Çok zengin olan ve nüfüzlu insanları tanıyan François Blanc, herkesi açılışa davet edip, yeni işletmesini tanıtıyor. Bir yıl sonra gelenlerin konaklayabileceği lüks bir otele ihtiyaç olduğu için Hotel de Paris'i, yine bir yıl sonra bar ve buluşma noktası ihtiyacı içinse Cafe de Paris'i kuruyor.

Bu kadar ünlü prestijli insanın toplandığı yerde eğlence de olmalıydı ki, bu işe de 1878'de François Blanc'ın eşi el atıyor ve opera binası inşa ettiriyor. Ünlü operaların dünya prömiyerleri burada yapılıyor. Prens I. Albert'ın babası II. Louis'nin bugün 4 bin 400 deniz canlısının yaşadığı Oşinografi Müzesi'ni inşa ettirmesiyle de tablo tamamlanıyor. Monako, dünyanın en ünlü ve zenginlerinin geldiği, kumarhanesinde su gibi para harcanan lüks bir kent devlete dönüşüyor. Yavaş yavaş bu lüksün etrafı "mücevher gibi" işleniyor.

İşte bu lüks cennetin en değerli varlıklarını işleten şirket, yüzde 69,5'i Monako Prensliği'ne ait olan Societe des Bain de Mer (SBM). Bünyesinde iki saray, iki lüks otel, beş kumarhane, onlarca restoran ve barın bulunduğu şirket, opera, tiyatro, Jimmy'z gece kulübü, Monte-Carlo Golf Club ve Country Club gibi mekanların da işletmesini yürütüyor.

Bütün bunların Türkiye'yi ilgilendiren kısmı ise, global ekonomik kriz nedeniyle gelirlerinde gerileme yaşayan SBM'nin Türkiye'den müşteri götürmek üzere burada bir temsilcilik anlaşmasına gitmesi. Şirket, bunun için daha önce üç yıl boyunca Warren Buffett'a ait Berkshire Hatteway'in bir iştiraki olan Netjets Europe'un Türkiye temsilciliğini yapan Hülya Biren ile anlaştı. SBM'nin Pazarlama Direktörü Eric Bessone, bunun Türkiye ile ilişkileri geliştirebilmek için de bir fırsat olduğunu düşünüyor. "Bugüne kadar 500 Türk müşteri bizimle birlikte oldu. Her geçen gün artan bu rakam Türkiye'nin potansiyelini, gelişen bir ülke olarak başarısını yansıtıyor. Bu nedenle, burayı da hedef pazar haline getirmek istedik" diyen Bessone, yalnızca kumarhane müşterisi beklemiyor. Ona göre kongre, toplantı, seminer gibi kurumsal aktiviteler de kendi ülkelerinde yapılabilir. Hem de çok uygun paket fiyatlarla.

Eric Bessone pek değinmiyor, ama Monako'nun en iyi müşterileri arasında bulunan Avrupalılar, Amerikalılar ve Ruslar global krizin etkisiyle Monako'ya gidiş gelişleri biraz aksattı. Ayrıca, 1 Kasım 2008'de uygulanmaya başlayan sigara yasağı da eğlence sektörünü olumsuz etkiledi. Bunlara bağlı olarak 1 Nisan 2008-31 Mart 2009 dönemini kapsayan mali yılda şirketin cirosu yüzde 13 gerileyerek 400 milyon euro'ya düştü. Bu toplamın yarıdan biraz fazlasını sağlayan kumarhane alanındaki gerileme ise yüzde 19 oranında. Ciroya 174,9 milyon katkı sağlayan otel sektörü ise yüzde 6 oranında gerilemeye tanık oldu.

Durum böyle olunca, lüks ve kumarın merkezi sayılan ve öğle saatlerinde bile tuvaletli şık kadınları, smokinli erkekleri sokaklarda görebileceğiniz Monako, dış ilişkilerine biraz daha ağırlık verdi. Aslına bakarsanız bu şirketin en büyük ortağı Prens Albert, Eric Bessone'nin de dediği gibi onlar için "bir büyükelçi gibi" çalışıyor. Ama gelinen nokta, bu çabaların bir adım daha ileri gitmesi gerektiğinin de göstergesi. O nedenle "potansiyel" gördükleri ülkelerde temsilcilikler oluşturarak Monako'ya yeni müşterileri getirmeyi hedefliyorlar.

Türkiye'den seçtikleri Hülya Biren, "Ben değil, onlar beni buldu" diyerek giriyor söze. Söylediğine göre Türkiye'de bir temsilci bulundurma fikri ortaya çıkınca, Monako'daki arkadaşları kendisini daha önceden tanıdıkları için onun ismini öneriyor. Görüşmeler ilerledikçe birbirleri için yararlı olabileceklerinin anlayıp, bir anlaşma sağlıyorlar. "Hedefimiz Türkiye-Monako arasındaki trafiği artırmak. Monako'dan da Türkiye'ye dönük aktiviteler gerçekleştirmek. Monako aslında ulaşılmaz bir ülke değil. Çok uygun paket fiyatları var" diyen Biren, kültürel ve sanatsal aktivitelerin de karşılıklı olarak yapılacağını söylüyor. Bunlardan ilki, Türkiye'nin en ünlü restoran ve kulüplerinden Ulus 29'da verilecek olan Monako'nun ünlü diskosu Jimmy'z'in partileri. Ulus 29'un müdürü Elvan Karakimseli, teklifin kendilerine Hülya Biren aracılığıyla geldiğini söylüyor. Biren, Ulus 29'da önce Prens Albert'ı, ağırlamış, teklif sonrasında gelmiş. Ardından Jimmy'z'in yetkilileri ve sorumluları gelip planlamalar yapmışlar.
Partilerin sürekliliği ve sayısı hakkında ise Elvan Karakimseli, "Bu işbirliğini sayılarla sınırlandırmak istemiyoruz" diyor. İki sene önce Ulus 29, yine aynı gruba bağlı Cafe de Paris'te bir hafta Türk Yemekleri Haftası'nda, Selin Fadıllıoğlu düzenlemesiyle menü hazırlamış.

Karakimseli, gelecek yıllarda da bu işbirliğinin devam etmesini umduğunu söylüyor. İşin ilginç tarafı, bu partilerin karşılıklı olması. Yani Ulus 29 da orada parti düzenleyecek. Hatta ilk parti "Club29 at Jimmy'z" adıyla 30 Ekim'de Monako'da yapılıyor. Jimmy'z'in Türkiye'deki ilk partisi ise 9 Ocak 2010'da Ulus 29'da yapılacak. Parti, yalnızca Monako'nun davetlileriyle sınırlı değil, Türk müşteriler de katılabilecekler. Kısacası, bizden insanlar gidecek orada yüksek sosyete ile birlikte eğlenecek, oradan yüksek sosyete gelecek burada eğlenecek. Ancak, Elvan Karakimseli, bu etkinliğe biraz daha anlam yüklüyor: "Jimmy'z'in böyle bir parti vermek için Türkiye'yi seçmesi bile başlı başına turizm için faydalı olacaktır. Oradaki partide Jimmy'z'deki ekranlarda bizim seçtiğimiz videolar gösterilecek. Bunlar da tabii Türkiye tanıtımı için de bir yol" diyor.

Peki, Monako eğlence ve kumarın yanında neler sunuyor? Eric Bessone, bu konu açıldığında kendinden emin bir ifadeyle konuşuyor: "Şu an dört otelimiz var. İki tanesi dört yıldızlı oteller ama hepsi de süper lüks. Beş kumarhane ve 30 restoran dünyanın en görülmek istenen ülkesi için çalışıyor. Ayrıca Monte Carlo güvenlik ve gizliliğin en üst düzeyde sağlandığı bir şehir. İnsanların gizlilik politikasına saygı gösteriliyor" diyor. Gerçekten de 500 beyaz eldivenli polisin hizmet verdiği şehir, tamamına yayılan -ki zaten 2 kilometrekare bir şehir- kamera sistemiyle 24 saat izleniyor. Tabii insanın bunu iyi bir uygulama olarak yorumlaması da mümkün, kendisini Truman Show'da gibi hissetmesi de... Gizliliğe gelince... Bu Monako'da olmazsa olmaz kurallardan biri. İnsanlar sokakta veya eğlence merkezlerinde eğlenirken, siz yalnızca size özel açılan bir odada milyonlar kaybedebilir veya kazanabilirsiniz.

SMB'nin önceliği Monako'ya müşteri çekmek. Ama yurtdışında da yatırımları var. Mesela Marakeş'te hizmete soktukları Jawhar Hotel de bunlardan biri. Tabii yine çok lüks, yine elit müşteriler için. Yıllardır Türkiye'de "ha patladı ha patlayacak" diye beklenen turizm, her ne kadar geçmiş yıllara oranla büyüme göstermiş olsa da, beklenen patlamayı bir türlü gerçekleştiremedi. En büyük sıkıntılardan biri, Türkiye'ye paralı turistin bir türlü çekilememesi. Monako, Marakeş'e yaptığı yatırımın bir benzerini Türkiye'ye yapar mı? Eric Bessone bu konuda temkinli konuşmayı yeğliyor. "Bu tamamen pazara bağlı. Şu anda daha yaratma aşamasındayız. Pazarla olan iletişimimiz, Türkiye'de gelecek yatırımları için bize fikir verecek. Dünyada yatırım yapmayı istiyoruz, ama aynı zamanda Monako'nun imajını aynı değerde devam ettirmek istiyoruz. Elçilerimiz, temsilcilerimiz olmalı. Bu halde yatırımlarımızı değerlendiriyoruz" diyor.

Monako'nun müdavimleri tabii ki zenginler. Son kriz bu kez yalnızca düşük-orta gelirli kesimi değil, üst kesimi de etkiledi. Bessone, "Biz kriz ilk başladığında süper zengin dünyanın etkilenmediğini düşündük, ama gördük ki etkilenmişler. Çok varlık kaybettiler" derken müşterileri arasında Rus, Ukraynalı, Ermeni, Kazak müşterilerinin çok olduğunu, ama onların da mali kayıplarının olduğunu belirtiyor. "Her yıl 500 Türk geliyor ve bunların 89'u iyi, 29'u üst düzey oyuncu" diyen Bessone, müşteri profili hakkında da bilgiler veriyor. Mesela kumarhanelerdeki oyuncuların yüzde 5-7'sini Ruslar, yüzde 75'ini İtalyanlar oluşturuyor. Geriye kalan yüzde 20 ise Fransız, Amerikalı, İngiliz, Türk, ve Araplardan oluşturuyor.

Bessone, krizin müşteri sayısını çok etkilemediğini söylüyor. Bu tip işletmeleri etkileyen en önemli durumsa, kasanın kazanması. Bu yıl müşteriler kumarhanede 25 milyon euro kazanmış. SBM'nin bütün operasyonlarından elde ettiği net kâr ise 93,7 milyon euro'dan 40,6 milyon euro'ya düşmüş durumda. Şimdi grubun tüm beklentisi, krizin sona erip Monako'nun eski ihtişamlı günlerine geri dönmesi.

Yazı: Arzu Erdoğan