Doğru Soru Sizi Cevaba Götürür...
"İnsan Neyle Yaşar?"
11. İstanbul Bienali, geçtiğimiz günlerde kapılarını açtı. Bienal heyecanı ile düzenlenen diğer sanat etkinlikleri ve yurt dışında yarattığı sesle İstanbul, çağdaş sanatın önemli merkezlerinden biri olduğunu kanıtladı.

Bienalin teması olan Brecht'in Üç Kuruşluk Opera'sından "İnsan Neyle Yaşar?" sorusu hepimizin farklı cevaplar vereceği geniş bir bakış açısı sunuyor bizlere. Bu soru, sanatçılar için de iyi bir malzeme kaynağı... Bienal küratörleri olan dört Hırvat kadın adeta tek bir beden olmuş ve öyle çalışmışlar bu büyük sergi için... Çok özendikleri her hallerinden belli.. Kataloğun içeriğinden, bienalin şeffaf tutumuna, sergilenme biçimlerinden, afişlerin grafik tasarımlarına, sanatçı seçimlerinden basın çalışmalarına kadar her detay incelikle düşünülmüş, bineal bir bütün olarak algılanmış ve tüme bakacak olursak on birinci bienal güzel bir çağdaş sanat eseri olmuş. Tek dikkat çekici nokta, konuyu anlatım biçiminde izlenen yolun ve bu tavrın ürünü olan tüm grafik tasarımların demodeliği... Sovyet Sosyelistlerin yeni yıkıldığı günlerden kalma gibi görünen çizgiler, küratörlerin yaşadığı coğrafyadan kaynaklanıyor olsa gerek...

Bienale katılan sanatçılara göz attığımızda, kadın ve erkek sanatçılar eşit sayıda, sanatçıların yaş ortalaması da yüksek değil, ayrıca bu bienal ile birlikte bir çok sanatçıyla ilk defa tanışıyoruz, yine bu bienaldeki sanatçılar farklı farklı ülkelerden geliyor, Orta Doğulu da Kazakistanlı sanatçıları da görmek mümkün...

Bu bienal, farklı ülkelerden, farklı sanatçıların, farklı işlerini bize sunarken farklı bir mekanla da tanıştırdı. Feriköy Rum Okulu... Feriköy Rum Okulu, öğrencisi olmaması nedeniyle kapatılmış bir okul. Çoğumuz bunda ne var diye düşünebilir, fakat bu binanın tercih edilmesi başka noktalara işaret ediyor. İstanbul, birçok azınlığın bir arada yaşadığı, dünyada kültür entegrasyonunun en iyi örneklerinden biri olarak görülürken, Rumların en köklü okullarından biri olan bu okulun artık öğrenci bulamaması, İstanbul'un kozmopolitliğini sorgulatıyor. Öte yandan, şehirde oradan oraya koşuştururken pek de geçmediğimiz Feriköy'e uğramamıza neden olup, bizlere şehirdeki farklı dokuları tattırarak ve İstanbul'a yani bir sanat mekanı daha kazandırdı.. Umarım Feriköy de Tütün Deposunun kaderini paylaşır...

On birinci bienal henüz açılmadan İstanbul'da hareketlenme başladı, bir çok galeri ve sanat kurumu açışlar yaptı, çeşitli etkinlikler düzenledi. 10 Eylül gecesi bienalin açılışında hepimiz hangi marka elbisemizle hangi ayakkabımızı giyelim diye düşünmekten alamıyorduk kendimizi... İki milyon avroluk bütçeyle gerçekleşen bienal İstanbul'a, sanat için gelen turistler, davetler ve açılışlarla birlikte çok ciddi bir ekonomik hareketlilik getirdiği açık. Bu Brechtyen soruyla çelişen tüketim gücü ise dikkat çekici boyutta!

Bu bienali öncekilerinden ayıran unsurlardan birisi de politik gücü. Politik imgelerle dolu olan eserlerin çoğunluğuna Tütün Deposu'nda rastlıyoruz. Tüm bu politik tavra rağmen, bienalde sergilenen eserler beklediğimiz kadar çarpıcı değil. "İnsan Neyle Yaşar?" sorusuna verilecek cevaplardan akla en sık geleni "hava", "su"... İlginç olan şu ki, bienalde doğa unsurunu işleyen işlere rastlayamıyoruz...

On birinci bienalde en çok dikkat çeken sanatçılar ve işlerine kısaca bir göz atacak olursak;

Shahab Fotouhi, (1980, Yadz) Antrepo No:3'te yer alan Nükleer Bomba Sığınağı Taslağı adlı enstalasyonu son derece gerilimli olan bir konuyu adeta bir çizgi film karakterine dönüştürüyor. Neonların parlak ışıklarıyla, balondan yapılmış bombayla taslağıyla her ne kadar sevimli bir hava yaratılsa da, radyoaktif serpintinden korunma çabası aslında kitle imha silahlarının ve savaşın ürkütücü yüzünü gözler önüne seriyor.

Nilbar Güreş, (1977, İstanbul) Bilinmeyen Sporlar adlı iş, bienaldeki feminist işlerden biri... Bu bienalde birçok feminist işin bulunması, küratörlerin kadınsı duyarlılığından kaynaklanıyor olsa gerek... Belki de yaşama çabasında, kadınların daha çok yorulduğunun altını çizmek istemeleri... Bilinmeyen Sporlarda,  sanatçı kadınların gündelik hayatlarındaki bazı kareleri bizlere sunuyor, toz almak, ağda yapmak, yemekle uğraşmak, saç yapmak gibi çalışan koca için bedenini hazırlamak, cinsel istismar ve aile içi şiddetle ilgili çağrışımları hatırlatıyor. Michel Journiac'ın (1935, Paris) Bir Kadının Hayatında 24 Saat adlı işinde de aynı imgelemleri görmek mümkün. Sanatçı bu işiyle, daha çok toplumdaki kadın portresini, toplumun kadına biçtiği rolleri sorguluyor.



Sanja İvekovic'in (1949, Zagreb) bienalin her üç mekanında da görebileceğiniz, belki de görmeden üzerine basıp geçeceğiniz işi Türkiye Raporu 09 Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarının yaptığı araştırmalar sonucunda hazırlattığı ülkemizdeki kadının konumu anlatan raporunun ana maddelerini kırmızı kağıtlara basılıp, çöpe atılmış gibi buruşturularak yerlere atılmasından oluşan bir iş. Açılış gecesi, sivri topuklu ayakkabılarıyla kağıtlara çarpan kadınlar, içeriğini bilseler acaba aynı tavrı sergilerler miydi bilemeyiz ama sanatçının da asıl yapmak istediği buydu sanırım... İşini canlı kılan bu happening!

Zeina Maasri'nin (1973, Beyrut) Lübnan İç Savaşı'nın siyasi afişlerinden oluşan Çatışma Belirtileri, bienalin en politik eserlerinden biri. Projenin gerçekleştiği duvar boyunca izleyebileceğiniz afişler, savaşın sürecine tanıklık edip belleklerimiz tazeliyor ve savaşın kazananı olmadığını gösteriyor.



Aydan Murtezaoğlu & Bülent Şangar'ın projesi Sana Yeni Bir İş Buldum!, Trevor Paglen'in Vorte 6 projesi de oldukça ilgi çekici projelerden...

Canan Şenol (1970, İstabul), bienalin en çok ilgi gören sanatçılardan biri.

İbretnüma'nın yanı sıra Çeşme adlı işinde Duchamp'ın ünlü eserine gönderme yapıyor, şişkin kadın göğsünden akan süt damları ve sesi tüylerinizi diken diken ederken, insanın neyle hayata bağlandığını hatırlatıyor.

Mladen Stilinovic (1947, Belgrad) Kimse Görmek İstemez adlı çalışmasında, dünyanın en zengin üç kişisinin, en fakir altı yüz milyon kişininkine eşit mal varlığına sahip olduğunu yinelemeci bir dille anlatıyor.

Oraib Toukan ( (1977, Boston) Özkaynak Çemberin İçinde enstalasyonu Büyük Ortadoğu Projesi'ne gönderme yapıyor, Ortadoğu'daki devletleri yüz yıllığına kiralamak üzere açık arttırmaya çıkarma iddiasında olan bir şirket müdahalesi. Bünyesinde danışmanları ve çalışanları da olan proje Nayruz Holding adıyla bir markaya dönüşüyor. İş karşısına geçtiğinizde kafanızda soru işaretlerini kısa zamanda oluşturuyor.



Rana Effendi'nin (1977, Bakü) Boş Hayaller: Boru hattı boyunca yaşanan hayatların bir tarihi adlı fotoğraf dizi, ülkelerin politik savaşlar vererek inşa ettikleri Tiflis- Ceyhan boru hattının o bölge insanları üzerindeki etkilerini, katkılarını ve hatta katkısızlığını gözler önüne süren bir bellek çalışması.

Alman sanatçı Hans-Peter Feldmann'ın Ekmek adlı işi sade anlatımına rağmen anıtsal bir tavra sahip, içi yenmiş ekmek dilimi tüm yalınlığıyla heykel kaidesi üzerinde sergileniyor. "İnsan Neyle Yaşar?" sorusuna verilecek cevabın eser boyutundaki bu karşılığı, Brechtyen bakış açısını izleyiciye bu kadar net anlatabilirdi ancak... Brecht, bu soruyu şu şekilde yanıtlamış "önce ekmek, sonra ahlak gelir..."

Ivet Curlin, Ana Devic, Natasa İlic ve Sabina Sabolovic'den oluşan WHW küratör topluluğunun başarısı, doğru soruyu sormaları ve titizlikle cevap aramalarıydı... Sizler de 11. Bienali gezerken kendi sorularınızı ve kendi cevabınızı bulur, Brecht ile özdeşleşebilirsiniz...

Bienali gezerken yapmanız gerekenler:

  • Öncelikle bienal rehberini edinin, eserlerin alt metinlerini öğrenmek için rehber, el kitabınız olacak.
  • Fotoğraf makinenizi yanınızda getirmeyi unutmayın.
  • Rehberli turlardan faydalanın, böylelikle anlaşılmaz gibi görünen eserlerin önünde vakit kaybetmezsiniz.
  • Bienalle paralel düzenlenen sergileri atlamayın, birçok sanat kurumunda ilgi çekici eserlere rastlayacaksınız.
  • Şehirdeki sanat etkinlikleri hakkında bilgi veren ve yerlerini gösteren ücretsiz haritalardan alın, o kadar farklı yerde o kadar çok etkinlik var ki İstanbul'da bu yerler var mıydı sorusunu sorduruyor bizlere..
  • Bienaldeki videoların toplamı yirmi saat sürüyor, gezinizi buna göre planlayın.
  • Bienali birkaç gezin, her gezinizde eserlere olan bakış açınız değişecektir.