İnsanlar böyle zamanlarda, özellikle mevsim geçişlerinde boşluk hisseder ya iste ben de hep kendimi iyi, mutlu, başarılı hissettiğim anlarda bile bazen o boşluğu duyuyorum, nedensiz bir yalnızlık...
Neyse ki, tıpkı Yalın'ın en sevdiğim parçalarından birinde denilen gibi, 'İstanbul Benden Büyük! Onunla Başa Çıkamam' iyi ki büyük, iyi ki hareketli, kendinizi dinleyemeyecek kadar da meşgul eden bir şehir burası... Dostoyevski'ye göre temeli çoğu zaman küçümsemeye dayanan kavramdır, dostluk... Her dinlediğinizde aynı keyfi alabildiğiniz senfonidir. Ne kadar çok sesli, o kadar keyifli...
Hadi durmayın dostlarınızla acilen Ekim ayı için plan yapın ve birlikte hoşça vakit geçireceğiniz etkinliklere göz atın...
"Bach İstanbul'da! VIII. İstanbul Bach Günleri", Bach müziğinin yaşayan en büyük ustası, orkestra şefi ve klavsenci Gustav Leonhardt'ın St. Antuan'da 2 Ekimde vereceği resitalle başlıyor. 50'li yılların sonlarında Barok müziğini yeniden tanımlayan Leonhardt'ın yanı sıra, aşılamayan yorumlarıyla kariyerinin zirvesindeki Andreas Staier'in hem klavsen hem de forte piyano çalacağı festivalde, Sigiswald Kuijken'in yöneteceği La Petite Bande bütün Brandenburg Konçertoları'yla İstanbul'da tarihi bir müzikal buluşma sağlıyor.
Laura Vikman'ın, Joseph Beuys eserlerinin arasında Bach'ın bütün sonat ve partitalarını çalacağı resital ise belki de dünyada bir "ilk" olacak.
European Union Chamber Orchestra (EUCO) ve Hymnos Korosu "Bach İstanbul'da"nın ilk koral konserini verecek. Alexander Rudin, üçüncü kez katılacağı festivalde, iki resitalde bütün çello suitlerini çalacak. Aydın Esen'in Aya İrini'de vereceği "Aydın Esen Plays for BACH" resitali benzerine rastlanması güç bir müzikal deneyim olacak. Thomas Gabriel Trio da çok sevdiğimiz Sirkeci Garında bir caz konseri verecek.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından desteklenen projeye, Akbank, Goethe Institut ve Hollanda Konsolosluğu katkıda bulunuyor.
Bu konserler serisi kaçmaz!
Albüm çıkarma ya da şöhret olmaya değil iyi müzik yapmaya takılmış durumdalar. Bluesaint için önemli olan, iyi müzisyenlerle keyfini çıkararak blues çalmak. Repertuarlarında, bildik blues klasiklerine de yer var, popülerliğini yitirmiş ya da geri planda kalmış önemli blues parçalarına da. Grup, şimdiye kadar olduğu gibi, blues çalmaktan aldığı keyfi dinleyenlerle de paylaşmak istiyor - ellili, altmışlı yaşlarda bile...
İstanbuldaki müzikal çeşitliliğin baş aktörlerinden Akbank Caz Festivali 15-25 Ekim tarihleri arasında 19. kez 'şehrin caz hali'nde dinleyenleriyle buluşuyor. Özgün ve yaratıcı programıyla cazseverleri cazın sınırları aşan heyecanını paylaşmaya davet eden Akbank Caz Festivali birkez daha cazın onlarca farklı rengine kucak açıyor. İki hafta boyunca 13 farklı mekanda 30'un üzerinde canlı performansa ev sahipliği yapacak olan festival konserlerin yanısıra atölye çalışmalarına ve panellere de programı kapmasında yer veriyor. Cazın kendine özgü doğallığını ve samimiyeti bir kez daha 7'den 70'e tüm cazseverlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşayan Akbank Caz Festivali dünyanın dört bir yanından dünyanın cazı ile huzurlara geliyor.
Bu ayın hiç şüphesiz olmazsa olmaz etkinlikleri arasında 'şehirde caz'...
Yunanistan'da aldığı eğitimi uluslararası arenada Paris Konservatuarı, Salzburg Akademisi ve New York Juilliard School'daki çalışmaları ile pekiştiren ve son olarak geçtiğimiz yıl "The Promise" albümünü yayınlanan Tsabropoulos, resital ve konçertolardan oluşan zengin repertuvarı ile aralarında Çek Filarmoni, Budapeşte Oda Orkestrası, Sofya Filarmoni ve İtalya Radyo Orkestrası'nın da olduğu birçok önemli Avrupa orkestrası ile birlikte çaldı. Sanatçı Bach, Beethoven, Mozart ve Chopin gibi klasik isimleri yorumlamasının yanı sıra, repertuvarına Rahmaninof ve Prokofyev gibi Rus ekolünden isimleri de ekledi. Festival kapsamında solo projesi ile müzikseverlerle buluşacak olan sanatçı; dingin, alçakgönüllü, sıcak, gizemli ve lirik bir dille oluşturduğu repertuarından seçkiler sunacak.
Taylor, klasik caz akımlarının aksine kompleks ve yeni tarzlar üzerinde yoğunlaşarak, çok genç yaşta müzik otoritelerinin dikkatini çekmeyi başardı. 1962'de Down Beat dergisi tarafından caz dünyasının "yeni yıldız"ı olarak lanse edilen sanatçı, günümüze kadar seçtiği yoldan asla ödün vermedi. Taylor, aynı derginin caz anketlerinde de 1980'den başlayarak 1992'ye kadar 13 yıl boyunca en iyi piyanist seçildi. Festival kapsamında vurmalı çalgılar konusunda gerçek bir deha olarak kabul edilen Tony Oxley ile sahne alacak olan sanatçı, müziğini tiyatro ve şiir ile sarıp sarmaladığı, en ince ayrıntıların üzerinde alabildiğine titizlikle durduğu etkileyici bir performans sergileyecek.
Feyziye Mektepleri Vakfı'na ait Galeri Işık Teşvikiye ,Türkiye de ilk defa sergilenecek olan Ahmet Ertuğ'un görkemli 23 kütüphane fotoğrafı, sanatseverlerle 12 Eylül-10 Ekim tarihleri arasında buluşuyor. Son iki yıl içinde mimar ve uluslar arası düzeyde önemli bir fotoğraf sanatçısı olan Ahmet Ertuğ Avrupa' da yaklaşık 30 ülkede birçoğu 16-18 yüzyıllar arasında kurulmuş tarihi kütüphanelerin fotoğraflarını çekmiş ve bu fotoğraflar aynı zamanda "Temples of Knowledge: Libraries of the Western World" ismli kitabin içeriğini oluşturmuştur.
Didem Özbek ve Osman Bozkurt, İtalyan sanatçı Danilo Correale ile ortaklaşa bir proje gerçekleştiriyor: Transits. Proje İtalya'nın Madre Müzesi'ni temsilen Napoli'nin karakteristik özelliklerini paylaştığı düşünülen Beyrut, Kahire, Tel Aviv, İstanbul ve Atina ile ilişki kurmak üzere gelişti. Serginin İstanbul ayağında Didem Özbek ve Osman Bozkurt, 150 yıl önce Grand rue Pancaldi olarak adlandırılan günümüz Cumhuriyet ve Halaskargazi Caddeleri'nin bugün unutulma noktasına gelmiş İtalyan geçmişinden yola çıkarak video, enstalasyon ve basılı malzemeden oluşan üç aşamalı bir proje geliştirdiler. Napoli adlı video Osmanbey'de 50 yıl önce bir İtalyan tarafından açılmış aynı isimli bir bakkal dükkanına odaklanırken, 100 kadar fotoğraftan oluşan enstalasyon Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul'a göç etmiş İstanbul İtalyan İşçi ve Yardımlaşma Derneği üyesi göçmenler ve bugün farklı Avrupa ülkelerine göçmeye çalışan insanlar üzerine bir çalışma. Özbek ve Bozkurt'la beraber işleri sergilenen Correale ise Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri azınlık zanaatkârların çalışma alanı olan el yapımı zilleri araştırması sonucunda sadece İstanbul markalı zilleri kullanarak hazırladığı müzik performansı ile sergiye katılıyor.
British Council'ın Misafir Sanatçı Programı (Art in Residency) İstanbul'da start alıyor. Program çerçevesinde düzenlenen serginin küratörleri Peter Cross ve Alice Sharp, sanatçıları Melanie Manchot ve Kiran Kaur Brar. İnceleme konusu, 1960'lı yıllarda Almanya ve daha sonrasında diğer Avrupa ülkeleri ile birlikte İngiltere'ye kadar uzanan misafir işçi programı ve onun sosyolojik etkileri. Proje aynı zamanda melez aile yapılarını olduğu kadar kimlik sorununu ve beraberinde getirdiği bir yere ait olma durumunu, arada kalmış insanların hayat tarzlarını, beğenilerini, toplumsal ilişkilerini de irdeliyor. Çoğu göçmen olan sanatçılar, kişisel deneyimlerinden yola çıkarak göç eden topluluklar ve yaşam sürülen mekânlar arasındaki gerçekliklerin altını çizerek iz sürüyor, konuyla ilgili gelişen politikaları ele alıyor. Proje Akbank Sanat'tan sonra 2010 yılında Berlin ve Londra'da sergi, konferans, art in residency ve eğitim programlarıyla devam edecek.
Epsilon Yayınları'ndan yeni çıkan kitap, güzel bir aşk romanı...
Sonbahar yaprakları dökülürken, keyifli bir kahve eşliğinde okunması hoş bu kitabı mutlaka başunuzdan eksik etmeyin...
Evli bir çift. Bir kız kardeş. Yakın bir dost. Yalnızlık. Tuhaf bir temas. Önlenemez bir açlık. Tüketen bir kıskançlık ve feci bir son. Tüm aşkların sınırsızca imkan dahilinde olduğu, imkansız temasının neredeyse tamamen saf dışı bırakıldığı günümüze inat bir zamanlar aşk neredeyse yasak, acı ve hasret demekti. Kadınların ve erkeklerin kaderlerini başkaları çizer, onlar da bir şekilde bu kadere ayak uydururdu. Ya da her şeyden, hatta hayattan vazgeçilirdi. Artemis Yayınları'ndan çıkan yeni kitap, sürükleyici öyküsüyle sizleri bekliyor...
İstanbul gerçekçi bir Ekim geçireceğe benziyor...
Geçmiş yıllarda İstanbul'a bu kadar ısrarla yağan bir yağmuru hatırlamakta zorlanıyorum... Ama şehirin sırılsıklamlığına inat, keyif verici kısmında dolaşmaya devam ediyoruz yine...
Sanki Aşkın İlk Hali gibi bırakın içinizdeki sesi ve bağırma hissini...
Ne güzel heyecanlar değil mi?
Teoman'ın şarkısındaki gibi....
Mevsim rüzgarları ne zaman eserse
O zaman hatırlarım çocukluk rüyalarım
Şeytan uçurtmalarim
Akşama doğru azalırsa yağmur
Kız Kulesi ve adalar
Ah burda olsan çok güzel hala
İstanbul'da sonbahar
Şahane bir Ekim ayı geçirmeniz dileğiyle... |