IMF krizi fırsata çevirdi!
Küresel krizle birlikte uzun zamandır kapısı çalışmayan IMF'nin "müşteri" sayısı arttı.
Yazı: Kenan Şanlı

Küresel kriz çıktığından beri Türkiye'de hemen her düzeyde yetkilinin ağzından düşmeyen "krizi fırsata" çevirme arzusunu Türkiye gerçekleştiremedi ama krizin sorumlularından birisi olarak görülen Uluslararası Para Fonu (IMF) bunu başardı. Kriz öncesinde kimseye kredi veremediği için operasyon giderlerini karşılamakta zorlanan ve çalışan sayısını azaltmaya yönelen kurumun yıldızı küresel krizle birlikte yeniden parladı. Son yıllarda bir-iki ülke dışında kapısı çalınmayan kurum, krizle birlikte çok sayıda ülkeyle stand-by anlaşması yaptı. Bunun yanı sıra küresel krizde kaynakları artırılan IMF'ye küresel sistemi krizden çıkarma görevi de verildi.

Özellikle bahar havasının estiği ve likiditenin bol olduğu son yıllarda uluslararası piyasalarda kolay ve ucuz borçlanabilme imkanlarıyla ülkelerin ödemeler dengesi sorunlarını kendi başlarına çözmeleri, kuruluş amaçlarından biri ülkelerin ödemeler dengesindeki problemlerini çözmek olan IMF'yi olumsuz etkiledi. Bunun yanı sıra Rusya, Brezilya gibi ülkelerin borçlarını zamanından önce kapatmaları IMF'yi iş yapamaz hale getirmişti. Bu nedenlerle 2001 sonrasında her yıl giderek azalan sayıda ülkenin IMF'nin kapısını çaldığı görülüyor. Bir yılda anlaşma yaptığı ülke sayısı üzerinden yaptığımız derlemede 2001 yılında 12 ülkeyle stand-by anlaşması bulunan IMF'nin sonraki yıllarda hızla müşteri kaybettiği görülüyor. 2006 yılına gelindiğinde ise IMF tek bir ülkeyle, Paraguay ile anlaşma yapabiliyor. 2007 yılında ise bu sayı iki ülkeye çıkıyor. Şirket iflaslarının yanı sıra ülke iflaslarına da tanık olunan 2008 yılının eylül ayı sonrasında ise IMF'nin işleri açılıyor. IMF'nin kriz sonrasındaki ilk müşterisi ise dünyanın en müreffeh ülkelerinden biri olarak gösterilen, ancak krizle mali sistemi iflas eden 300 bin nüfuslu İzlanda oldu. İzlanda'nın ardından IMF kapısını çalan ülke sayısı bir anda arttı. Büyük çoğunluğu eylül sonrasında olmak üzere IMF, 2008 yılında dokuz ülkeyle birden stand-by anlaşması yaptı. Keza krizin bütün haşmetiyle etkisini sürdürdüğü bu yıl da dokuz ülke daha IMF'nin kapısını çalarak stand-by anlaşmasına imza attı. IMF'nin yürürlükteki finansal düzenlemeler tablosundan alınan bilgilere göre IMF, krizin başladığı 2008 yılından bu yana 18 ülkeyle stand-by anlaşması, üç ülkeyle ise esnek kredi kolaylığı düzenlemesi yaptı.

Diğer yandan dünyada önde gelen birçok iktisatçının, kapatılmasa dahi ciddi bir revizyondan geçmesi gerektiğini ileri sürdüğü IMF, tam tersine küresel sistem içerisinde daha güçlü rol almayı da başardı. Küresel krizden çıkış ve sonrasında yapılacaklarla ilgili görevler verilen IMF'nin imkanları da artırıldı. Nisan ayında Londra'da toplanan G 20 zirvesinde IMF'nin kaynaklarının 750 milyar dolara çıkarılması kararı çıktı. Hazine Eski Müsteşarı Mahfi Eğilmez, yeni kaynaklar ve yeni görevler sonucunda IMF'nin, birdenbire ilk kuruluş yıllarındaki, yani İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki kadar güçlü bir konuma geldiğini söylüyor.

Esasen IMF kuruluşundan itibaren kapitalizmin yaşadığı tüm krizlerde her zaman rolünü güçlendiriyor. İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından 1944 yılında kurulan ve bugün 183 ülkenin üyesi olduğu IMF, 1970'lerin sonlarında OPEC'in yarattığı petrol şokunda da petrol fiyatlarındaki anormal artışın yarattığı şokun tedavisini üstlendi. Ardından ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin Latin Amerika'ya verdikleri borçların geri alınması koordinasyonunda yer aldı. 1990'lı yılların başında ise IMF bir kez daha etkin bir şekilde rol aldı. Rusya'nın dağılışıyla IMF bu kez sosyalist ülkelere kapitalizme geçişte yardımcı olma rolünü kaptı. 1997 Asya Krizi'nin çözümü de yine krizi öngörememesi nedeniyle çok fazla eleştirilen IMF'nin görevi haline getirildi. Asya krizinde olduğu gibi, küresel krizi de göremediği için eleştiriler süredursun, IMF, ne önerdiği reçetelerde ne de yapısal anlamda bir değişime ihtiyaç duymuyor. Bunun en önemli nedeni ise IMF'nin bağımsız bir kuruluş olmaktan çok ABD ve diğer gelişmiş ülkelerin çıkarlarını koruyan bir kurum olması.