Safranbolu Evi
Motifli Ev
Servis Dolabı
Servis Dolabı
Tavan İşlemeleri
Dolaptaki Banyo
Arasta arkası sokak evin köşesi düzleştirilmiş.
Sokaklar.
Tabakhane Camii
Bakırcılar Çarşısı
Gülevi
Gülevi Bahçesi
Safranbolu Evleri
Hıdırlık Tepesi
Saat Kulesi
İpek Yolu Kervanlarının Mola Noktası:
Safranbolu
Yıl 1278, yürüyorum beyaz evlerin inci gibi dizildiği Safranbolu'nun dar sokaklarında. Bu döneme uymayan hiçbir şey yok, her şey orijinal ve tarihi. Sessiz, romantik sokaklarını, taş, ahşap, antika dokuyu keşfediyorum yürüyerek...
Evin ahşap kapısını küçük tokmakla vuruyorum. Çünkü bayanım, eğer gelen erkekse büyük tokmakla vuruyor ve daha güçlü bir ses çıkıyor 'tok, tok, tok'. Kapı çalışımdan içeriye bayan olduğumun sesi gidiyor ancak yine de başımı kaldırıp evin ahşap kafesli gözetleme penceresine baktığımda bir baş silueti görüyorum kimin geldiğini kontrol eden. Başka kaynaklar da evin bireyleri ile misafirleri ayrı tokmaklara vuruyorlar diye anlatıyorlar bu konuyu. Sokaklarında havayı karartıncaya kadar yürümek, beyaz evler arasındaki, sessizlik ve romantizmi yaşamak, akşam yemeğini Taş Ev restoranda şömine başında, mum ışığında yemek, İstanbul'a 4, Ankara'ya ise sadece 2,5 saat uzaklıkta.

Safranbolu Evi

Safranbolu kağıt üzerinde şehir planlaması olmayan dönemlerin şehri olmasına rağmen, yapılanmanın bu denli doğasıyla barışık ve işlevsel olması hayranlık uyandırıyor. Yapacağınız tek şey otomobile atlamak, bu şehrin sokakları, tarihi romantik dokusuna dokunmak ve havasını solumak. Bu şehri diğer müze şehirlerden ayıran konu, bu müzede yaşamın devam ediyor olması. Bu eski evler geleneksel Türk toplum yaşantısının tüm özelliklerini halen yaşatıyor ve yansıtıyor. Kültürel mirası koruyan örnek bir kent. Şehirdeki tescilli tarihi yapı sayısı 1171, bu sayı ile Türkiye'de 3. Sırada yer alıyor.

Bu coğrafyadan kimler geçmiyor ki... Yaşayan medeniyetleri katman yapsak, ortalama 10 kat yapıyor. Bu şehirden Paplagonya adıyla İlyada destanında ilk bahseden antik devir tarihçisi Homeros, arkasından sırasıyla Hititler, Frigler, dolaylı yoldan Lidyalılar, Persler, Helenistik Krallıklar (Pondlar) Romalılar, Selçuklular, Çobanoğulları, Candaroğulları ve Osmanlılar egemenlik kuruyorlar. 3000 yıllık tarihi geçmişe sahip Safranbolu Osmanlı zamanında en parlak dönemini yaşıyor. Osmanlı mimarisinin en gelişmiş örneklerinden biri olan Cinci Han'ın 1645 yılında yapılmasıyla, bu şehir ipek yolunun mola noktası haline geliyor. Bu da şehrin ticaretini kalkındırıyor.

Evlerin kimi büyük kimisi küçük ancak hepsi aynı prensip ve terbiyeyle inşa edilmiş. Dışarıdan küçük detaylar dışında aynı gibiler. Evin zenginliğiyle ilgili referans bina dışında yok. Sadece az sayıda evin dış cephesinde doğal boyalardan yapılmış renkli motifler var.

Bazı evlerin saçak köşelerine uğur getirsin temennisiyle asılmış geyik boynuzları görebilirsiniz. Evin girişi olan zemin kat taş. Engebeli arazi üzerine kurulu Safranbolu şehrinde evlere sağlamlığı taş zemin veriyor. Bu katın penceresi yok, buraya verilen isim ise 'hayat'. Buraya dönemin ulaştırma görevlileri konuluyor. Atlar, katırlar ve eşekler. Bu kat aynı zamanda kiler olarak kullanılıyor.

Üst kata çıkınca haremlik, selamlık ve mutfak var. Haremlik bölümü evin bireylerine ait, selamlıkta ise misafirler ağırlanıyor. Dolayısıyla haremlik bayanların ve erkeklerin kullandığı bölüm. Bazen sadece erkeklerin misafir olduğu bir grup selamlıkta olabiliyor. Böyle zamanlarda bayanlar girip servis yapmasınlar diye selamlıkla mutfak arasındaki dönen silindir bir ahşap dolap kullanılıyor.

Haremlik tarafından kadınlar yemekleri bakır kaplarda dolaba koyuyorlar ve dolabı döndürünce yemekler diğer tarafa geçiyor. Safranbolu Kaymakamlar Evi'nde bir örneğini görebileceğiz, aşağıdaki fotoğraflardaki da ahşap dönme dolapların eğlenceli bir de hikayesi var. Bu aynı zamanda Türkçemize yerleşmiş bir deyimin de çıkış noktası. Haremlik tarafındaki kızlar, yemekleri bakır kaplarda dönen dolaba koyarken altına da mesaj kağıtlarını iliştiriyorlar. Selamlıktaki erkeklerle flört etmek bu servis tabaklarının altındaki küçük not kağıtlarıyla mümkün olabiliyor. Günümüzde kullandığımız 'Sen yine ne dolap çeviriyorsun' deyimi de buradan geliyor.

Gündelik yaşam bu orta katta geçiyor, bu katın ısıtılması daha kolay. Üçüncü kat ise Safranbolu evinde mükemmelliğe varılan nokta. Ailenin büyüklerinin yaşadığı bu katta tavanlar daha yüksek. Evin zenginliği tavan işlemelerinden anlaşılıyor.

Diğer bir zenginlik göstergesi ise yerdeki parkelerin genişliği. Yörük Köyü Sipahi Konağı'ndaki parkelerin genişliği 60-65 cm. uzunluğuysa ortalama 4 m. Bu kadar geniş bir parça ancak ağacın orta kısmından ve ancak 2 adet çıkarılabiliyor, bu nedenle tüm evin parke döşemesi için onlarca ağacın kesilmesi gerekiyor.

Dolaptaki Banyo - Yörük Köyü

Evlerin oturma şekli yer minderleri. Odalarda oturma düzeni de hiyerarşiye bağlanmış. Yatakları da yer yatağı. Sabah yatak, yorganlar yüklüğe kaldırılıyor. Bu yüklükler aynı zamanda içinde su gideri olan bir banyo. Taşıma su odadaki sobada ısıtılıyor. Bunun en güzel canlandırmasını Yörük Köyü Sipahi Konağı'nın sahibesi Filiz Abla yapıyor. Safranbolu'ya gelirseniz ve 11 km mesafedeki Yörük Köyü'ndeki Sipahi Konağı'nı ve Filiz Abla'nın mizahi tarzını görmezseniz bir şeyler eksik kalır. Evin içinde, yöresel şivesiyle son derece eğlenceli ve keyifli bir tur yaptırıyor.

Sokak köşelerindeki evlerin köşeleri sivri çıkıntılı yapılmamış, düzleştirilmiş. Dönüşlerde yaya ya da arabalara engel olmasın diye. Zerafete bakın... Tabi bunu ben bakarsam fark edemem iyi ki de rehberim Burcu var yanımda, anlatıyor her detayı bıcır bıcır.

Burcu benim rehberim. Ankara'da üniversite öğrencisi olan Burcu tatillerde Safranbolu'da babasının seyahat acentesinde çalışıyor. Durduğumuz her köşede anlatıyor detaylarıyla Safranbolu yaşantısını, tarihini, geleneklerini. Daha önce bu şehri gezen arkadaşlarım '1 gün yeter sana, sıkılırsın' diyorlar, bense Burcu'nun anlattıklarına doyamıyorum, hava kararıyor, Havuzlu Asmazlar Konak'ta içtiğimiz çayla turu bitirmek zorunda kalınca, hemen ertesi günün rezervasyonunu alıyorum. Daha Burcu'dan dinleyecek nice hikayesi var bu şehrin...

Burcu'nun çalıştığı Batuta Turizm Şirketi Safranbolu'nun kalbindeki Kazdağı Meydanı'nda. 03707254533 telefonundan ulaşabilirsiniz. Safranbolu içini gezdiren ve tanıtan turlar için muazzam bir model uygulanıyor. Safranbolu'nun trafiğe kapalı tüm sokaklarını geziyorsunuz mini araçlarla. Müzelerde kullanılan dinleme sistemi mini araçlara kurulmuş. Durduğunuz her noktada hoparlörden dökülmeye başlıyor durduğunuz yerle ilgili detaylar. Sistem birkaç dilde var. Örneğin kusursuz Japonca bilen bir rehber her an elinizin altında. Bu sistemi kullanmak bilgi kirliliğine meydan vermediği gibi, yabancı dili de kusursuz kullanan bir sesten dinliyoruz Safranbolu yaşantısıyla ilgili hikayeleri ve eserleri. Ben şanslıyım, tüm bilgileri veren canlı rehberim var. Anlattığı hikayeler o kadar enteresan ki tekrar tekrar soruyordum, o da anlatıyor hiç sıkılmadan.

Safranbolu Evleri

Japonca demişken, Safranbolu sokaklarında Türk turistlerden sonra göze çarpanlar Japonlar. Bu memleket insanları için tescil, referans gibi konular önemli. Safranbolu'nun Unesco dünya mirası listesine girmesi burayı Japonların gözünde gidilip görülmesi gereken bir nokta haline getiriyor.

Tabakhane

Safranbolu'luyu farklı kültürlerle tanıştıran kervancılık, kentin en önemli geçim kaynağı olan dericiliği de kalkındırıyor. Tabakhaneler bölgesi ve derinin işlendiği dükkânlar, sokaklar ve çarşı zamanımıza ulaşıyor. Bugün hala Akçasu ve Gümüş kanyonların milyonlarca yıldır şekillendiren derelerin üzerine kurulmuş tabakhanelerin kalıntılarını görebilirsiniz.

Tabakhane Camii, burada çalışanlar için yapılmış. Burada çalışanların üzerine sinen kokudan ötürü, camidekiler rahatsız oldukları için, tabakhane çalışanlarına özel cami yapılmış. Tabakhaneye tepeden bakarken sık kullanılan bir deyimin daha sebebini öğrenmek nasip oluyor Burcu'nun anlattığı hikayede. Eski yıllarda kimyasallar yokken, tabakhaneye getirilen hayvan derileri kireç havuzuna yatırılıyor ki hayvan kıl ve tüyleri dökülsün. Tabi ki kireç deriyi sertleştiriyor. Bunu yumuşatmanın tek yolu da köpek pisliğini alıp bu derileri ovalamak. Böylelikle de 'tabakhaneye bok yetiştirmek' deyimi dilimize yerleşiyor.

Tabakhaneler bölgesinden Pazaryerine doğru yürüyüşünüzde, Saraçlar Sokağı'nda, Kunduracılar Sokağı'nda Semerciler Sokağı'nda ve Yemeniciler Arastası'nda (Çarşılarda veya alışveriş bölgelerinde aynı işi yapan esnafın bir arada bulunduğu bölüm )sayıları az da olsa, geçmişi bugünlere taşıyan ustaları dükkânlarında çalışırlarken bulabilirsiniz. İsterseniz yüzyıllardır yapıldığı şekliyle üretilen bir çift yemeni alabilirsiniz. Halen semer yapan sadece bir kişi var. Dükkanı bazen açıyor. Ben ne yazık ki denk gelemedim.

Geçtiğimiz yüzyılın Yemeniciler Arasta'sında (Arasna da deniyor)muazzam bir sistem ve disiplin var. Tüm esnaflar yemenisini en kaliteli şekilde üretmekle hükümlü. Kendi içlerindeki kontrol sistemi çok gelişmiş, zaman zaman gizli müşteri kullanıyorlar. Eğer gizli müşteri bir esnafın ürettiği pabucun kalitesiz olduğunu tespit ederse, o pabucu alıyor ve esnafın evinin damına atıyor. İşte 'pabucu dama atılmak' deyimi de böylece doğuyor. O esnaf tüm ticari itibarını kaybettiği gibi, daha da kötüsü en önemli sosyalleşme noktası olan şehrin kahvesine girememe cezası alıyor.

Birinci dünya savaşında ve kurtuluş savaşında askerlerin yemenileri bu şehirden gidiyor. Şehir her dönem büyük ticari güce sahip. Hatta 1. Dünya Savaşı'da esnaf desteğiyle toplanan yardımla, orduya 1 adet savaş uçağı hediye ediyorlar. Bugün bunu temsil eden bir uçak var şehirde. Geçen sene THY yeni aldığı bir uçağa Safranbolu adını veriyor.

Gezintimize bakırcılar çarşısında devam ediyor ve zanaatını icra eden bir esnaf görüyoruz. Demirciler ve bakırcılar çarşısı yan yana. Tabi buradan da bize bir deyim daha çıkıyor. Demir dövülürken güçlü ve kızgın kor kullanılıyor, bakır için ise daha soğumuş ateş gerekli. Dolayısıyla demirciler kullandıkları kömürün külünü bakırcılara veriyorlar. Bizde buna 'komşu komşunun külüne muhtaçtır' diyoruz.

Çarşıdaki yoğunluğu hissetmiyorsunuz, hiçbir bina diğerine baskın çıkmıyor, manzarasına engel olmuyor.

Gülevi ve Leyla Gencer

Safranbolu sokaklarında gezinirken, üstünde Gülevi yazan bir bina görünce merak ediyorum. Sanki içeride gül sergisi var gibi bir şeyler göreceğimi zannederek giriyorum içeriye ve beni Leyla Gencer'in büst heykeli karşılıyor. Şaşırıyorum... Leyla Gencer'i, 1992 senesinde Zeynep Oral'ın tutkunun romanı adlı kitabını annemin elinde görmem sayesinde tanıdım. Ancak bu çok geç bir tarihti. 1954 senesinde Napoli'de başlayan uluslar arası platformdaki opera serüveni, 1975 yılında Milano La Scala'da aldığı başarıyla doruğa çıkan ve yine doruktayken 1980 senesinde sahnelere veda eden Gencer, 2008 senesindeki vefatına kadar da La Scala Tiyatrosu'nda opera sanatçıları için kurulan akademinin sanat yönetmenliğini yaptı. Bence Leyla Gencer bir konu olarak ilkokul müfredatına girmesi gereken bir isim. 91 senesinde Almanya'ya dil okuluna gittiğimde nedense herkesin ülkesindeki ünlü filozof, müzisyen, bilim adamı kimdir sorusu gündeme gelirdi. Sınıftaki İtalyanlar, yunanlar ünlülerini saymakla bitiremezken benim söyleyecek ismim yoktu. İşte bunun için yanarım Leyla Gencer'i geç tanıdığıma. Diğer taraftan tek kanallı TV dönemi çocuğu olarak şanslılardandım İzmir'de Yunan TV sini de izleyebildiğim için. Ünlü Yunan soprano Maria Callas'ı iyi tanırdım doğal olarak, Leyla Gencer'in farkında olmadığım yıllarda. Aynı dönemin sopranoları olan Gencer ve Callas rekabetini de yine tutkunun romanında okudum.

Gülevi

İşte şimdi Leyla Gencer burada karşımdaydı. Enteresan sebep ise meğersem Leyla Gencer'in babası köklü ailelerden Hasanzade İbrahim Bey'in memleketi Yörük Köyü imiş.

Şimdi bu büst Yörük Köyü'nde İbrahim Bey'in evi önündeki yerini bulmuş. Gülevi'nin sahipleri Gül ve İbrahim Canbulat çifti Leyla Gencer konusunda misyonerler, 2010 Kasımında Türkiye'nin ilk kurumsal dörtlüsü olan Borusan Quartet'in Leyla Gencer'i anma konserinin Safranbolu'da yapılmasını sağlıyorlar ve bunun her yıl yapılacak bir anma konseri olması için de çalıyorlar.

Gülevi konaklama için son derece tavsiye edebileceğim, sessiz ve şık bir konukevi. Mimar İbrahim Bey'in restorasyon sürecinde özellikle özen gösterdiği konu binanın kaybolmuş freskoları tekrar ortaya çıkarmak olmuş, bu da 3 senesini almış.

Gezilecek Yerler

Safranbolu'da geleneksel el sanatları hala yaygın olarak üretilmekte. Ahşap oymacılık sanatının örnekleri, yemeni, Bakırcılar Çarşısı'ndaki bakır eşyalar, Kastamonu dokumalarından yapılmış giysi ve örtüler, seramik ve deri eşyalar, Safranbolu Evi maketleri bunların başında geliyor. Çarşı bölgesindeki bütün sokaklarda ve Arasta'da hediyelik eşya satın alabileceğiniz pek çok dükkan bulunuyor..

Safranbolu 'da evler kendilerine göre daha merkezi konumdaki kamu binalarına, dini yapılara ve anıt eserlere dönüktür. Hangi evden bakılırsa bakılsın manzara kapanmaz. Evlerin yakın plan cepheleri kör, uzak plan cepheleri açık ve birbirlerini izleyecek konumdadır.

Eski Hükümet Konağı 1904 yılında yaptırılmış, iki katlı görkemli bir taş yapıdır. 1976 yılında yanmıştır. Kültür Bakanlığınca Kültür Merkezi ve Müze olarak kullanılmak üzere restoresi başlatılmıştır. Bulunduğu yer Safranbolu'da "Kale" olarak bilinmektedir. Konağın içindeki fotoğraf koleksiyonunda 1930'lu yıllardan itibaren Safranbolu ile ilgili birçok orijinal fotoğrafı görebilirsiniz.

Hıdırlık Tepesi Türklerin Safranbolu'ya geldikleri vakit konuşlandığı yerdir ve açık namazgah şeklindedir. Yağmur duası ile hıdrellez kutlamaları burada yapılır. Üzerinde Köstendil Kaymakamı Hasan Paşa'nın Türbesi (1845), iki namazgah, Hızır (Hıdır) Paşa'nın makamı /mezarı ile Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Dr. Ali Yaver Ataman'ın (1955) anıt mezarı bulunmaktadır. Tepeye iki noktadan giriş ve çıkış vardır.

Yemeniciler Arastası Köprülü Mehmet Paşa Camisine bitişik 48 ahşap dükkandan oluşan ve "yemeni" denilen ayakkabının yapıldığı eski Lonca Çarşısıdır. Restore edilen çarşı turistik amaçlı kullanılmaktadır. Çarşıdaki Ahmet Demirezen Yemenicilik Müzesi hafta sonlarında geziye açıktır. Bu çarşıda içtiğim meyve çayı hem lezzetli hem de sıra dışı şıklıkta önce göze hitap eden bir servisi var.

Tepsideki serviste bal var, yanındaki dekor da asma yaprağı. Meyve çayı ise gerçek, taze elma, eriğin kaynatılmasıyla yapılmış, tarçınla da lezzetlendirilmiş.

Demirciler Çarşısı

İzzet Mehmet Paşa Camisi altından geçen Akçasu deresinin iki yakasına kurulan çarşı sıcak ve soğuk demircilik el sanatlarının üretildiği yaşayan tek Lonca çarşısıdır. Bakırcı ve kalaycı esnaf da bu çarşı içersinde çalışmaktadır.

İncekaya Su Kemeri

Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından yaptırılan eser, ilçe merkezine 7,5 km uzaklıktadır. İncekaya Köyü'ndeki su kemeri 116 metre uzunluğunda, 6 kemerli görkemli bir yapıdır. Su kaynağından ilçeye su getirilmesine yarayan kemer 110-220 cm genişliktedir. Altındaki Tokatlı Deresi de kanyon gezisi için ideal bir parkurdur. Restore edilen İncekaya Su Kemeri'nin alt tarafına çeşitli etkinlikler için sahne ve oturma yerleri yapılmıştır.

Saat Kulesi

Padişah III. Selim'in Safranbolu'lu Sadrazamı İzzet Mehmet Paşa tarafından 1797 yılında yaptırılmıştır. Kare planlıdır, saat zembereksizdir. Yapı restore edilmiş olup, cuma, cumartesi, pazar günleri geziye açıktır.

Değirmenbaşı Su Değirmeni

Bağlar Değirmenbaşı semtindedir. Restore edilmiş olan değirmen hem eski hem de yeni işlevi ile hoş bir geçmiş zaman tanığıdır.

Güneş Saati

Cinci Han'ın avlusundaki bu saat basit tip yatay güneş saatleri sınıfına girer. Sabah 06.40 akşam 17.20 arasındaki zamanı metal plakanın gölgesine göre gösterir. 19.yy ortalarında yapıldığı sanılmaktadır.

Kazdağlıoğlu Camisi

Tarihi çarşının girişinde, çok köşeli ve kiremit örtülü kubbesi ile dikkate çeker. Yapım tarihi 1779'dur. Çevresindeki meydana ismini vermiştir.

Uluyayla ve Sarıçiçek Yaylaları

Bu yaylalar İlçenin turizmini çeşitlendiren doğal güzelliklerdir. Uluyayla ilçe merkezine 50 km, Sarıçiçek yaylası 8 km'dir. Öte yandan Kirkille Çamlığı, Gürleyik Orman İçi Dinlenme Alanı ilçenin önemli piknik yerleri.

Elbette meşhur Safranbolu lokumu yemeden ve paketlerce almadan dönmeyin..