Dünya Güzeli İstanbul'un
Çirkin Yüzü: Trafik
İstanbul ve trafik! Kabus gibi bir kombinasyon! Yurtdışında yaşıyorum ve Türkiye'de senede 1 hafta ya geçiriyorum ya da geçirmiyorum. Yılbaşı tatilinde İstanbul'a gelip ailemi ve elimden geldiğince arkadaşlarımı görmeye çalıştım. 4 senedir İstanbul'a yılda 1 kere gelip insan görme maratonu yapıyorum; arabayla oradan buraya koşuşturmacalı, dinlenmesi az tatil yapıyorum. Beni bu yazıya itmeye neden olan şey ise ilk defa İstanbul'un trafiğinin önümde kocaman bir engel olarak durmasıydı.
Yazı: Gökçen Karaca
Tamam, kabul ediyorum trafik dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan İstanbul için yeni bir şey değildi, hep vardı. Senelerim sabahın köründe kalkıp köprüyü geçmekle geçmiş olmasa da İstanbul'da çalıştığım sürece her iş günü köprüyü geçtim. Demek istediğim bünyemde trafiğe karşı bağımlılık var. Ama bu sefer tecrübe ettiğim başka bir şeydi. Arkadaşlarım diyorlardı "İstanbul'da trafik çok kötü oldu" ben de "yapmayın daha ne kadar kötü olabilir ki?" diye cevap veriyordum. Gerçekten dedikleri kadar varmış.

Nüfusu 15 milyona yaklaştığı söylenilen mega kentin trafik problemi metrobus ve birkaç tünelle çözülecek cinsten hiç değil. Trafikteki en büyük problemlerden birinin saygısızlık ve eğitimsizlik olduğu ap açık ortada. İstanbul'da trafik yağmur ormanında hayatta kalma savaşı gibi "yol verilmez, yol alınır". Kuralsızlığın kendi kurallarını yaratmış olması gerçekten içler acısı. Eskiden de böyleydi yeni bir şey değil ama unutmuş olmamdan dolayı alışmam biraz zaman aldı. Eğitimsiz sürücülerin arasında hayatta kalma savaşı verdim. Bu eğitimsiz sürücüler sadece kendi malını ve canını tehlikeye atmakla kalmayıp çevrelrinide riske atıyorlar.

5-10 kilometrelik normal şartlarda 15-30 dakika arasında geçilecek yolun 2 saat 45 dakikada alabilmiş olmam tatilimin en tatsız anıydı herhalde; direksiyonu ısırdığımı hatırlıyorum! Benzinin litresinin 4.5 liraya yaklaşmış olduğu bir ülkede böylesine bir araba kullanımı beni hayrete düşürdü. Ama mega kent İstanbul'un toplu taşımasının daha yol alması gerekiyor ki insanlar arabalarını rahatlıkla bırakabilsin. Londra, toplu taşımanın kolay olduğu bölgesinde aşırı trafik sıkışıklığını 'sıkışıklık ücreti' uygulamasını başlatarak rahatlattı. Sistem kameralar sayesinde kusursuz işiyor; belirlenen sıkışık olan bölgeye arabanızla girmek istiyorsanız günlük £10 ödemek zorundasınız. Bu sayede gerçekten işi olmayan insanlar arabalarını almayıp toplu taşımayı kullanıyorlar. Benzeri bir uygulama Türkiye'de yapılabilir eminim uygulama trafiği yoğun olan bölgelerde trafiği azaltacaktır.

Bir de arabalarını şuursuzca park edenlerden dolayı ara sokakların sıkışmasına neden olanlar var ki çare bulmak zor. İsparktan kaçıp 2 kuruş hesabı yapıp arabalarını kurallara tamamen aykırı park edip yolları engelleyenler var. Anlıyorum para ödemek istemiyorlar ama başka insanların o yolları kullanmaları gerektiğini unutuyorlar. Kırmızı ışıklar ise başka bir karnaval. Düşünün sola dönüş yapacaksınız ama aynı zamanda soldan yol geliyor ve karşıya geçiş yapıyorlar. Sola dönmek uğruna yeşil veya sarı yanarken ilerlemeyen trafikte sürüye katılırsanız soldaki trafikte bulunan adam karşı tarafa asla gidemez! Bu senaryoda Mecidiyeköy'de tam 1.5 saat harcadım. Sola dönmeye çalışan trafik hep önümüzü kapattı karsıdaki yola ulaşamadım da ulaşamadım! Sonunda bir polis geldi ve sorunu çözdü (zorlanarak).

Peki, nasıl düzelir bu eğitimsiz trafik insanları? Ağır cezalarla. Parayla canını yakarsanız insanların eğitim hızı çok artar. Yanlış yerlere park edenlerden, saçma sapan sert şerit değiştirenlere kadar hepsine cezaları acımadan keserseniz bakın bakalım yaptıklarını bir daha yapıyorlar mı?